29 Aralık 2008 Pazartesi

Hadis-i Şerif

Namazda isen kalbini muhafaza et;

Başkasının evinde isen gözünü muhafaza et;

İnsanların içinde isen dilini muhafaza et;

Sofrada isen boğazını muhafaza et;

İki şeyi hatırla: Allah ve Ölüm;

İki şeyi de unut:

Başkalarına yaptığın iyiliği

ve

Başkalarının sana yaptığı kötülüğü.

28 Aralık 2008 Pazar

Hadis-i Şerif

Dünyada kalıcı değil, yolcu gibi yaşamalı; öleceğini hiç unutmamalı.

İstiğfarın önemi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İstiğfar etmek çok kıymetlidir. Beladan, kazadan muhafaza eder. Vasıtaya binince, mutlaka üç kere istiğfar duası ile (Bismillahillezi…) diye başlayan duayı okumalıdır. Manası, ya Rabbi, yerde ve gökte sana sığınırım demektir. Bunları okuyunca, yerde ve gökte kazadan beladan korunulur.

Âyetel kürsiyi okumak da iyidir. Ayrıca Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okuyanın da kazadan emin olacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Kur’an-ı kerim öyle bir kitab-ı ilahidir ki, onun her harfinde yüz bin derde, yüz bin şifa vardır. İlaçların bir kısmının etkisi kesindir, bir kısmınınki ise zannidir. Yani bir kısmı mutlak şifadır, bir kısmı ise, şifa olabilir de, olmayabilir de. Kur’an-ı kerim ise, kesin şifadır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(O Kur’an, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.) [Fussilet 44]

Bir Fatiha üç İhlâs

Bir yaşlı teyze, 12 imamdan birisine gelir, (Ya imam, kızımı çok özledim, öleli çok oldu, rüyamda göremiyorum, himmet etseniz de görsem) der ve o gece kızını rüyasında çok feci bir şekilde azap içinde görür.

Kızı, kendisiyle birlikte orada bulunan 570 kişinin de çok acı azap çektiğini söyler.

Ertesi gün yaşlı teyze olanları imama anlatıyor, keşke görmez olaydım der.

Aynı gece hazret-i imam, rüyasında o yaşlı kadının kızını Cennetlik olarak görür. Şaşkın halde bakarken kız, der ki, bugün buradan geçen salih bir kişi bütün mezardakilerin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlâs okudu. Allahü teâlâ hepimizi affetti.



Ancak sıra geldi

Mübarek bir zat da talebelerine ders verirken, kitap bitmeden vefat eder. Talebeler başka bir hoca ararlar. Bir hoca bulurlar, dersimize devam ettirir misiniz diye sorarlar. Hoca efendi, hayır der, kendi hocanızdan devam edin!

Talebeler, hocamız vefat etti deyince, hoca efendi der ki; (Onlar ölmez. Hocanızın kabrine gidin, derse devam edin! Eğer hocanız gelmezse, biz geldik deyin! Gelene kadar böyle yapın!)

Talebeler kitabı ellerine alıp kabre giderler, hocam biz geldik derler. Ne gelen var, ne giden. Ertesi gün yine giderler. Yine gelen, giden yok. Üçüncü gün yine hiç kimse yok. Dördüncü gün, hocam biz geldik deyince, mübarek zat kabirden kalkar. Kitap nerde, kaldığımız yerden devam edelim der.

Talebelerinden bir tanesi; (Hocam madem gelecektiniz, niye dört gün bizi beklettiniz?) diye sorar. Hocaları der ki, (Dört gün mü geçti? Buradan bir Müslüman geçiyordu, bir Fatiha, üç İhlâs okudu, bütün ruhlara gönderdi, o kadar çok sevab dağıtıldı ki, bana ancak sıra geldi.)

26 Aralık 2008 Cuma

Tüm yılı oruçlu geçirmiş gibi sevaba kavuşmak için ...

Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü [28 ve 29 Aralık tarihinde] oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali)

Tasavvuf nedir?

Lütfetmek, ihsan etmek kapısıdır tasavvuf,

Vefa ve fedakârlık yapısıdır tasavvuf.



Hakikate sımsıkı bağlanmaktır tasavvuf,

Aşkın ateşi ile dağlanmaktır tasavvuf.



Küfürden, günahlardan sakınmaktır tasavvuf,

Her yerde edebini takınmaktır tasavvuf.



Gaflet uykusu ile yatmamaktır tasavvuf,

Evliyalık ve keramet satmamaktır tasavvuf.



İyi şeylere kötü dememektir tasavvuf,

Üstadına suizan etmemektir tasavvuf.



Helal lokmalar ile beslenmektir tasavvuf,

İslam ahlakı ile süslenmektir tasavvuf.



Tasavvuf, vaktimizin değerini bilmektir,

Daha ölmeden önce, hayattayken ölmektir.



Dolduran olup döken, olmamaktır tasavvuf,

Gonca gül olup diken, olmamaktır tasavvuf.



Aşk ateşiyle yanıp, kül olmaktır tasavvuf,

Hak aşkıyla sararıp ve solmaktır tasavvuf.



Tasavvuf; davaları, terk etmektir demişler,

Hakka olan inancı, berk etmektir demişler.



Tasavvuf, ulemanın yolunu izlemektir,

Duyulan ayıpları, sırları gizlemektir.



Tasavvuf, dinimizin ahkâmına uymaktır,

Aşkın acılarını ta gönülden duymaktır.



Tasavvuf, fırsatları kollamaktır, gütmektir,

Malayaniler ile mubahı terk etmektir.



Tasavvuf, günahlardan, mekruhlardan kaçmaktır,

Engel olmayıp, Hakka giden yolu açmaktır.



Tasavvuf boş zamanı bir ganimet bilmektir,

Ehl-i sünnet olmayı, büyük nimet bilmektir.



Tasavvuf yasaklardan çekmektir ellerini,

İyi bilmektir kalbin değişen hallerini.



Tasavvuf hiç kimseyi incitmemektir asla,

Beytullahı yıkmaktan büyük günahtır daha.



Tasavvuf, hiç kimseye yük olmamak demektir,

Haktan gelene hiç yılmamak demektir.



Tasavvuf, Cennet için tohum ekmek demektir,

Nefsi sorgu suale, her an çekmek demektir.



Tasavvuf, Hakkın yanan mumu ve ışığıdır,

Tasavvufu yaşayan gerçek hak aşığıdır.



Tasavvuf hâl işidir, yaşayan bilir ancak,

Aşkın ağır yükünü taşıyan bilir ancak.



Tasavvuf, istenilen güzel huyun başıdır,

Hayrı şerden ayıran sağlam mihenk taşıdır.



Tasavvuf, yanan aşkın hiç sönmeyen közüdür,

Tasavvuf, ilmin, zühdün ve takvanın özüdür.



Tasavvuf, ruhu ile nefsi savaştırandır,

İman-ı hakikiye bir gün kavuşturandır.



Tasavvuf, sapıklardan uzaklara kaçmaktır,

Tasavvuf, Hak ehli zatlara kucak açmaktır.



Tasavvuf, dine uymak için belli sebeptir,

Tasavvuf, baştanbaşa güzel ahlak, edeptir.



Tasavvuf, Rabbimizin kaderine rızadır.

Nefsimizi terbiye, ona uygun cezadır,



Tasavvuf, bırakmaktır her cins uzun emeli,

Çalışıp artırmaktır her gün güzel ameli.



Tasavvuf, öven ile yereni denk tutmaktır,

Uygunsuz gelen sözü, yüksünmeden yutmaktır.



Tasavvuf dinimizin farklı ilim koludur,

Güzel ahlak örneği Evliyanın yoludur.



Tasavvuf, istisnasız, tâbi olmaktır dine,

Hep rehber edinmektir ulemayı kendine.



Tasavvuf, Allah için gözyaşları dökmektir,

Her zaman iyiliğin tohumunu ekmektir.



Tasavvuf, cömertliktir, her yerde hep vermektir,

Tasavvuf, yalnız kendi kusurunu görmektir.



Tasavvuf, kibretmekten kaçıp uzak durmaktır,

Nefsin hilesine gizli tuzak kurmaktır.



Tasavvuf, nutuk çekmek değil, bir hâl işidir,

Derviş, yeri gelince, sükût eden kişidir.



Tasavvuf ehli, uzak durur kötü ahlaktan,

Çok çekinip sakınır daim haktan hukuktan,



Sofi, hep çile çekip meyvesini oldurur,

Hem de kalbini güzel huylar ile doldurur.



Tasavvuf, tamamıyla gerçek İslamiyet’tir,

Mevla’ya, kayıtsız ve şartsız teslimiyettir.

Derecelere nasıl kavuştu?

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce Bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.
(Lokman Suresi, Ayet 14)

Anlatıldığına göre, Bayezid-i Bestami küçükken soğuk bir kış gecesinde, annesi ile yatsı namazını kılıp yatmıştı. Gece yarısına doğru annesi uyandı. Çok susamıştı. Oğluna seslendi: "Oğlum, bir bardak su verir misin?" Hemen yatağından fırlayan, küçük Bayezid, su testisine baktı. Fakat içinde su yoktu. Annesine: "Anneciğim, testide su yok ben hemen doldurup geleyim." dedi.

Koşarak dışarı çıktı. Her yer buz ile kaplıydı. Zorlukla testiyi doldurup geri döndü. Fakat, geri dönene kadar annesi tekrar uyumuştu. Annesini uyandırmaya kıyamadı. Elinde su dolu bardak ile, annesinin baş ucunda beklemeye başladı.

Hava çok soğuk olduğu için, bir müddet sonra soğuktan titremeye başladı. Elleri de buzdan testiye yapışmıştı. Buna rağmen, bardağı bırakıp yatmadı. Annesinin uyandığında: "Hani su!" diyerek üzüleceğinden korkuyordu. Annesini üzmemek için, her türlü sıkıntıya katlanmaya razı idi.

Elinde su bardağı saatlerce ayakta annesinin uyanmasını bekledi. Nihayet, annesi: "Su! Su!" diye mırıldanmaya başladı. Hemen: "Buyur anneciğim, suyun hazır!" dedi. Annesi daha ilk sözünde suyun hazır olmasını anlayamadı. Oğluna sordu: "Oğlum ne çabuk getirdin?" Bayezid şöyle dedi: "Anneciğim, daha önce uyandığında, su istemiştin. O zaman su olmadığı için, testiyi doldurmaya gittim. Geldiğimde senin daldığını gördüm. Uyanmanı bekledim." Oğlunun bu kadar, sadakatli olduğuna çok sevinen annesi sevinçten ağladı. Allah-u Zülcelal kendisine böyle bir oğul ihsan ettiği için şükretti: "Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım, sen de razı ol." dedi.

Annesinin duası sebebiyle, Bayezid-i Bestami, Evliyalıkta yüksek derecelere kavuştu. Allahu Zülcelal'in dostlarından oldu. Hatta kendisine: "Bu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sorduklarında, Bayezid-i Bestami: "Annemin rızasını almakla!" demiştir

25 Aralık 2008 Perşembe

Dinle!

Dinle! Nemâz kılmıyanın hakkında Allah, ne demiş,
Çıksın yer ile gökümden, başka mabûd, bulsun demiş.
Getirdi Kur'ânı Resûl, etmedi bazısı kabûl.
Bir vakt nemâzı kılmıyan, Cehennemde yansın demiş.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Nazar edin

Şöyle nazar edeler,

N’oldu cihan içinde?

Toprak oldu niceler,

Bu az zaman içinde.



O taze güller soldu,

Bülbüller ötmez oldu.

Ana ata zâr oldu,

Kaldı zindan içinde.



Canlar ateşte yandı,

Kuzuları kurt aldı.

Ardınca baka kaldı,

Zâr-ü figan içinde.



Ne oluyor insanlar?

Hasret kalıyor canlar,

Olacak buluşanlar,

Yarın cinân içinde.



İpek kumaş giyenler,

Var mı böyle diyenler

Çürüyüp toprak olmuş,

Tenler kefen içinde.



O gözler karakaşlar,

Bir inci gibi dişler,

Gül tenler sırma saçlar,

Yılan, çıyan içinde.



Çürümüş tutan eller,

Susmuş konuşan diller,

Ciğerpare oğullar,

Kalmış toprak içinde.



Bu dünyaya aldanan,

Vefa bulurum sanan,

Ömrü boşa harcayan

Şimdi pişman içinde.



Yunus gizle sözünü,

Haramdan çek gözünü,

Hakka çevir yüzünü,

Kalma firak içinde.

23 Aralık 2008 Salı

Allah'a c.c. şükrün lüzumu

Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah’a şükretmemiz gerekir mi?

CEVAP

Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir:

1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için,

2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, [Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allahü teâlânın bir ihsanıdır.]

3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için,

4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için,

5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için,

6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için,

7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için,

8- Her ülkede bid’at ehli gruplar var. Bid’atler ibadet gibi işleniyor. Bid’at ehli olmadığımız için,

9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için,

10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız. Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18]

Bir beyit:

Vücudun her zerresi, gelse de dile,

Şükrün binde birini, yapamaz bile.

Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz. Bir âyet-i kerime meali de, şöyledir:

(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]

Şükretmemek nankörlüktür. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7)

Şükretmek için İslam’a uymak gerekir. İslam’ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur.

20 Aralık 2008 Cumartesi

İmanı korumanın şartları

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İnsandaki en büyük nimet, iman nimetidir. Bu nimet, elden kaçması en kolay nimettir. Bu imanın insanda hep kalması için şart, mümin kardeşlerini sevmektir. Kişi mümin kardeşlerini sevmezse, imanını yavaş yavaş kaybeder de haberi olmaz; çünkü hubb-i fillah ve buğd-i fillah imanın temelidir.

Dünyada en kıymetli şey imandır. İman, müminle ateş arasında perdedir. İmanımızın kıymetini bilmemiz gerekir.

Cüzzam çok bulaşıcı bir hastalıktır. Bir cüzzam hastasıyla bir odada yedi sene kalınsa, hastalığın bulaşmama ihtimali vardır; ama bir kötü kimseyle aynı binada kalınsa, hiç görüşülmese, rastlanmasa da ondan zarar gelmeme ihtimali yoktur. Onun için ev bir, anahtar bir olmalı. Bu mümkün değilse, iyi insanlarla aynı çatı altında oturmaya dikkat etmeli.

İyiliğin yayılması zordur. Kötülüğün yayılması kolaydır. Çünkü iyilik nefse ağır, kötülükse nefse kolay gelir.

Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratır. Böylece kudretini gizler. Mesela görmek için ışığa, konuşmak için havaya ihtiyaç vardır; ama ruhlar âlemi böyle değildir. Bir evliya ile irtibat kurup konuşmak için havaya, sese, dile vesaireye ihtiyaç yoktur. İnsan kalbiyle de konuşur. Bunun için de, yine üç şey lazımdır:

1- O zatın Evliya olduğuna inanmak,

2- Onu sevmek,

3- İtaat etmek.

Eshab-ı kiram, cömertlik, temizlik, edep ve tâbi olmakta İslam ahlakının numunesiydiler. Onları görenler, bunlar melek mi derlerdi. Her gittikleri yerde, bu ahlaklarını görenler, seve seve Müslüman oldular. Zaten bunlar İslamiyet’i anlatıyorlardı. Herkesin ebedi saadete kavuşmasını istiyorlardı. Gittikleri yerlerde yalnızca, İslamiyet’in anlatılmasına izin verilmesini istiyorlardı. Kılıçla müdahale yoktu; ama anlatılmasına mani olurlarsa, o zaman kılıca ihtiyaç duyuluyordu.

Bugünün işini yarına değil, biraz sonraya dahi bırakmamalıdır. Bir iş yapılacaksa, bunun hemen bitmesi lazım. Her işimizi kendimiz yapmalıyız, başkasından bir iş istersek, neticesini beklemeliyiz, yani takipçisi olmalıyız.

Ahir zamanda zulmet çok olur. Bir kimse evden abdestli çıksa, hiç günah işlemeden evine dönse bile, o günkü zulmeti temizlemek için, beş bin kelime-i tevhid söylemesi icap eder.

Derdimi kimse bilmez

Ey dostlar, ey yarenler,

Derdimi kimse bilmez.

Mecnun diyor görenler,

Derdimi kimse bilmez.



Dervişler ar eylemez,

Âşıklar zâr eylemez,

İlaçlar kâr eylemez,

Derdimi kimse bilmez.



Hasret beni dağladı,

Gözümden yaş çağladı,

Beni gören ağladı,

Derdimi kimse bilmez.



Dalgası durmaz derya,

Çaresi yok bir sevda,

Canlar yoluna feda,

Derdimi kimse bilmez.



Yunus kalırsın darda,

Göç eyle gerçek yurda,

Yem olma kuşa kurda,

Derdimi kimse bilmez.

Dua üç şekilde kabul olur

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, edilen duayı üç şekilde kabul eder:

1- Hemen, yani peşin kabul eder.

2- Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim… Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir, en son Cennette verir. Yani mutlaka verir.

3- Ne dünyada verir, ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ, ben duaları kabul ederim buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek bela varsa, o duaya karşılık olarak hepsini alıyor.

Her şeyin bir yasası vardır. Tasavvufun anayasası da, vermektir. Yani seninki senindir, benimki de senindir.

Müminler Allahü teâlânın rızası için bir araya geldiklerinde, hiç konuşmasalar bile feyz, bileşik kaplardaki gibi, kalbden kalbe akar. Hele bir de, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin ismi zikredilirse, bu meclislere feyz, oluk oluk akar.

Bir Müslüman, sırf Allahü teâlânın rızası için bir başka Müslüman kardeşini ziyaret ederse, kendisine yüz bin nafile hac sevabı verilir. Müminin yüzüne sevgiyle bakanın, günahları dökülür.

Cebrail aleyhisselam, 2 rekât namaz kılmış, bu 2 rekât namazı kılması tam 4 bin ahiret senesi sürmüş. Sonra, (Yâ Rabbi, kâinat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?) demiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:

— Ahir zamanda gelecek olan ümmet-i Muhammed’den, Habibimin ümmetinden bir kulum, 2 rekât namaz kılacak, hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle ve kaç rekât kıldığını bilmeyerek kılacak. Onların birkaç dakikada kıldığı 2 rekât namaz, senin 4000 senede kıldığın namazdan daha makbul olacak.

— Yâ Rabbi, neden onların namazları bu kadar kıymetli olacak?

— Çünkü onlar, düşmanımı yıkarak huzuruma gelecekler. Sende düşman yok ki! Dünya sevgisinden uzaklaşacaklar, nefislerinin şerrinden kurtulmaya çalışacaklar, şeytanın vesvesesine aldanmayıp, Allahü ekber diyecekler…

19 Aralık 2008 Cuma

Cuma günü

"Cuma Günü öyle bir saat vardir ki, o saatte dua edenlerin duaları kabul olur"

(Bu saati Ikindi'den Aksam namazina kadar aramak gerekir)
* Hz.Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem*
Duaları kabul olanlardan olmanız dilek ve duası ile;
Cumanız Mübarek Olsun

18 Aralık 2008 Perşembe

İnsanlardan en fazla zühd sahibi ... Hadis-i Şerif

Resulu Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:

"İnsanlardan en fazla (âhireti düşünen) zühd sahibi;

Kabri ve çürümeyi unutmayan,

Aşırı dünya zinetlerini terkeden,

Bâki olan ahiret amellerini, fani olan dünya işlerine tercih eden,

Bugünün işini bugün yapıp yarına sağ çıkacağına güvenmeyen

ve Kendisi her an ölecekmiş gibi kabul eden kimsedir..."

(İbn-i Ebiddünya)

17 Aralık 2008 Çarşamba

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Gönlüm düştü bu sevdaya,

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Başım girdi çok belaya,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Yürüyorum yana yana,

Aşk boyadı beni kana,

Mümkün mü kavuşmak ona?

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Kâh akarım seller gibi,

Kâh eserim yeller gibi,

Kâh tozarım yollar gibi,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Sular gibi çağlıyorum,

Ciğerimi dağlıyorum,

Şeyhim diye ağlıyorum,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Tut elimden kaldır beni!

Vuslatına erdir beni!

Çok ağlattın güldür beni!

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Yürüyorum ilden ile,

Soruyorum dilden dile,

Şu hâlimi kimler bile,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Mecnun gibi yürüyorum,

Yâri düşte görüyorum,

Sonra mahzun oluyorum,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Aşkı beni mest eyledi,

Aldı gönlüm hast’eyledi.

Öldürmeye kast eyledi,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Benzim sarı, gözlerim yaş,

Bağrım delik, ağrıyor baş,

Bitiyorum yavaş yavaş,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Miskin Yunus biçareyim,

Baştan başa hep yâreyim,

Dost ilinden âvâreyim,

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Aç gözünü

Ey gönül, aç gözünü,

Çok uzatma sözünü,

Sonra dövme dizini,

El aybını gözetme



Helal haram yiyorlar,

Ölüm yok mu diyorlar,

Kötülük ediyorlar,

Sen kötü adla gitme!



Dünyaya gönül verme!

Yüz döndür ahirete,

Kıl taat gündüz gece,

Ayak uzatıp yatma!



Bak pirin buyruğuna,

Yüzün koy ayağına,

Katlan hep dayağına,

Yunus kaşını çatma!

15 Aralık 2008 Pazartesi

MİDEYE DÜŞKÜNLÜĞÜN AFETLERİ

Mideye düşkünlük , kötülüklere ana olan hasletlerdendir . Çünkü mide nefsani istek ve arzuların kaynağıdır . Şehevi azgınlıklar ondan doğar.

Mideye düşkünlük MAL VE SERVET HIRSINI DOĞURUR . Çünkü mide ancak mal ile yani yiyip içmekler tatmin olur .

Mal ve servet hırsıda MAKAM VE KOLTUK HIRSINI doğurur . Çünkü fazla miktarda mal ve servet çoğunlukla makam sahipleri için mümkündür .

Mal – servet , makam ve bunlara isteklilik hasıl olunca da , KİBİR , RİYA , HASED …. gibi afetler ortaya çıkar . Bütün bunların kaynağı MİDE VE MİDEYE DÜŞKÜNLÜKTÜR….

Resulullah (s.a.v) buyurur :

‘’ Kim midesini oburluktan korursa , yüksek fikirli ve keskin zekalı olur ‘’ ( İbn Mace )

Hz. Aişe (r.anha ) şöyle der :

‘’ Allah Resulunden (s.a.v.) sonra ortaya çıkan ilk bi’dat TOKLUK ‘ tur . İNSANLARIN MİDELERİ DOLDUMU DÜNYAYA HIRSLARI ARTAR .. ( Taberani , Ebu Davud )

---------------------------------------------------------------------------

KİM ÇOK YERSE 6 AFETE MARUZ KALIR :

1 – İBADETTEN ZEVK ALAMAZ !!!

2 – Hikmetli şeyleri hatırlaması güçleşir ,

3 – Mahlukata şefkatli olma gibi yüksek bir insani huydan mahrum kalır . Çünkü o kendisi tok olunca herkesin ve her canlının da kendisi gibi tok olduğunu sanır..

4 – Vücudu hantallaştığı için vücudu kendine ağır gelir .

5 – Nefsani heves ve arzuları artar..

6 – Diğer mü ‘ minler ibadethanelerin etrafında dolaşırken o , mezbeleliklerde dolaşır….

İmam-ı Gazali ( Dinde 40 esas adlı eserinden )

14 Aralık 2008 Pazar

Bilmiyorum

Dostlar bana dokunmayın,

N’oldu böyle, bilmiyorum.

Bana hiç hesap sormayın,

Mecnun muyum, bilmiyorum.


Haram lokma mı yutmuşum?

Bildiğimi unutmuşum.

Canı aşkta uyutmuşum,

Onda ne var, bilmiyorum.


Aşkım beni yakadurur,

Gönlüm dosta akadurur,

Şöyle tuhaf bakadurur,

Naçar kaldım, bilmiyorum.


Ben aşksız asla olamam,

Aşk yoksa ben nerde kalam,

Aşktır benim canım alan

Aşka kul mu bilmiyorum.


Yunus derviş oldu diye,

Benden nasihat isteme,

Sanırdım ki ben bilirim,

Şimdi bildim bilmiyorum.

Altin kasede anzer bali

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Herhangi bir yolla, kendimizi sevdirerek dinimizi sevdirmeliyiz ve hep yutkunmalıyız, yani onlardan gelen sıkıntılara katlanmalıyız. Demek ki iş yaptırmanın yolu üçtür:

1- Muhabbet,

2- Mükâfat,

3- Yutkunmak.

Dua, parayla ölçülemeyecek derecede maddi ve manevi kazanç sağlar.

Bir şeyi güzel yapmak çok yapmakla, meleke kazanmakla, tecrübe sahibi olmakla olur.

Paranın gittiği yerden, geldiği yer anlaşılır. Helal para helal yerlere, haram para haram yerlere gider.

Mahşer, elli bin sene sürer; ama Ehl-i sünnet mümin için, bu süre iki rekâtlık namaz kılacak kadar gelir.

Hakiki müminin siması, büyük zatların bakışları şifadır. Kalbler hastadır, şifası dua ve dine uymaktır.

Kalb kimi seviyorsa, ona meyleder.

İman, altı esasa inanmak ve bunları beğenip kabul etmektir.

İnsanlar dünyaya muhabbet etmekte üç sınıfa ayrılır:

1- Hayvan gibidir, benimki benim, seninki de benim der.

2- İnsandır, seninki senin, benimki benim der.

3- Müslümandır, takva ehlidir, seninki senin, benimki de senin der.

En büyük şeref, mümin olmaktır. Mümin mert olmalıdır. Öyle olmalı ki, dünyada daha mertlik ölmemiş desinler.

Müminler bir araya gelirse, oradan şeytanlar kaçar.

Allahü teâlâ cevheri çöplüğe atmaz. Ehl-i sünnet âlimlerini, evliyayı tanımak, cevher olmak demektir. Büyük zatları seven kimse, kendinde cevher olduğunu bilmelidir.

Şu iki şey verilmişse, başka ne verilmemiş ki:

1- Ehl-i sünnet itikadı,

2- Kendisine dinini öğreten büyük zatı tanımak.

Büyük bir zatı tanımak, onun büyüklüğü hakkında hiç şüphe etmemek ve edepli olmak, yani onun söylediklerini yapmak demektir. Tanımak nasip meselesidir ve çok mühimdir.

İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya hamd etmiş olmaz. Onun için, üzerinde hakkı olan hocasına, annesine, babasına, mümin kardeşlerine daima dua etmelidir.

Bir şeyi, hayırlıysa olsun demeden ısrarla istemek, mutlaka olsun demek, insanı felakete sürükleyebilir. Hayırlıysa olsun demelidir.

Servet ve şöhret, iki felakettir. Bundan, çok az kimse kurtulur.

Dünya, ölüm meleği için küçük bir leğen gibidir. Oradan, eceli gelenlerin ruhlarını alır.

Imanla olmek marifettir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Unutmamak lazım ki, insanoğlu düşmanını hep dışarıda arıyor, hâlbuki düşman onun içinde, nefsi en büyük düşman, neye düşman, imana düşman.

Yılan soksa, akrep soksa ölürüz. Zaten ölmeyecek miyiz; ama imanımız giderse sonsuz olarak ölürüz. Zaten öleceğiz; ama imanla ölmek marifettir. İmanla ölmenin, imanı korumanın yolu nedir? İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(İmanı korumanın tek yolu vardır, o da birbirimizi sevmektir.)

Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır:

Bir gün Cenab-ı Peygamber otururken birdenbire tebessüm etti, öyle ki, bütün mübarek dişleri göründü. Ya Resulallah, hayırdır inşallah dedim. Buyurdu ki:

(Şimdi Rabbimin huzurunda iki kişi var, biri hakkından vazgeçmiyor; (Ya Rabbi bundan hakkımı al), öteki de, diyor ki (Ya Rabbi alacaklara vere vere bitti, bir şey kalmadı, hiç sevabım yok.) diyor. Öteki de, (Ya Rabbi o halde buna günahlarımı ver, yüklensin!) diyor. Cenab-ı Hak (Sağ tarafına bak!) buyuruyor. Bakıyor ki, muazzam bir köşk. (Bu kardeşine hakkını helal edersen, içindekilerle beraber sana veririm.) Adam diyor ki: (Hakkımı helal ettim ya Rabbi, vallahi ettim, billahi ettim, ver ya Rabbi!)

Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber, (Din kardeşlerinizin arasını bulun! Bak Allahü teâlâ da buldu) buyuruyor. Nasıl buldu, vererek buldu. En büyük günah, iki Müslümanın arasını açmaktır.

Fitneyi önlemek, fitneye mani olmak şiarımız olmalıdır; çünkü fitne çok büyük günahtır. Her yerde her zaman fitne çıkarmamaya azami gayret göstermeliyiz. Mübarek büyük zatlara tam uyup fitne çıkarmayan, sıkıntı görmez. Kendisinden bir şey eklemeyene, tamamen büyük zatlara uyana sıkıntı yoktur! Bir şey eklenirse, o saat her şey biter.

Din kardeşimizle barışık olmalıyız; ama kendimizle, nefsinizle barışık olmamalıyız. İnsana en büyük zararı nefsi yapar, insanın kendine yaptığı zararı hiçbir düşmanı yapamaz. Onun için din kardeşlerimizle beraber olmaya, onlarla beraber sevmeye, sevilmeye çalışalım. Kurtuluşumuza ancak bu bağlılığımız, sevgimiz, muhabbetimiz sebep olacaktır.

Ahirette iki mümin şahit olsa, ya Rabbi bu Müslümandır deseler, hatta kabirde, Arasat meydanında şahit misin deseler, şahidiz ya Rabbi dediler mi, tamam. Onun için, iyi geçinmek, iyi arkadaşlar edinmek, bu dinin temelidir.

Medet

Ey canımın cananı,

Dertlerimin dermanı,

Âlemlerin sultanı,

Medet Allah’ım medet!



Yaşarım ölmez gibi,

Ecelim gelmez gibi,

Umduğum olmaz gibi,

Medet Allah’ım medet!



Nefsim dinlemez emir,

Gafletle geçti ömür,

Kalbim sanki bir kömür,

Medet Allah’ım medet!



Saçım başım ağardı,

Günahlar beni sardı,

Kalbim nasıl karardı,

Medet Allah’ım medet!



Artık belim büküldü,

Saçlarım hep döküldü,

Gözümden fer çekildi,

Medet Allah’ım medet!



Dizlerim sızılıyor,

Günahım yazılıyor,

Mezarım kazılıyor,

Medet Allah’ım medet!



Dağda, yabanda gezdim,

Nice kimseyi üzdüm,

Yalan dünyadan bezdim,

Medet Allah’ım medet!



Çirkin yerlere gittim,

Ömrümü heder ettim,

Artık iyice bittim,

Medet Allah’ım medet!



Şu dünyaya aldandım,

Renklerine boyandım,

Ölüm ile uyandım,

Medet Allah’ım medet!



Namazımı kılayım,

El açıp yalvarayım,

İhlâsla sığınayım,

Medet Allah’ım medet!



Yunus, durmadan ağla!

Ciğerin varsa dağla!

Gönlünü Hakk’a bağla!

Medet Allah’ım medet!

6 Aralık 2008 Cumartesi

Gelir

Bu aşkın ateşiyle,

Gözlerden kan, yaş gelir.

Kavrulur yanar yürek,

Yanış bana hoş gelir.



Yanmakta imiş hayat,

Ruhum, nefsime dayat!

Dosta ettiğim feryat,

Münkirlere taş gelir.



Aşkımı yoktur bilen,

Hâlime bakıp gülen,

Sevgidir Hak’tan gelen,

Bu halka göz, kaş gelir.



Yunus öğren özünü,

Dostuna aç gözünü,

Uygun söyle sözünü,

Sultana güneş gelir.

Kurban bayraminin arefesinde ...

Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir?

CEVAP

Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır:

1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebî)

2- Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmak sevabdır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin]

(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]

(Arefe günü tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin]

(Arefe günü [Besmele ile] bin İhlâs okuyanın, günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh]

(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]

(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik]

(Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye]

(Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] (İbadet olarak ilim öğrenmek, en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.)

(Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki]

(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]

Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmaksa, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Yandim ben

Ey dost seni seveli,

Aklım gitti, kaldım ben,

Geçip ırmağı gölü,

Denizlere daldım ben.



Bir zerre aşk ateşi,

Kaynatır denizleri,

Bu sevdayı çekeli,

Tutuşup da yandım ben.



Bir kişide aşk ola,

Onda keder kalmaya,

Bu aşk geleli bana,

Gamım gitti, güldüm ben.



Bak bu kuru ağaca,

Düşmüş idi sokağa,

Nazar kıldı, er ona,

Taze civan oldum ben.



Yunus al aşk tadını,

Gel miskin koy adını,

Rabbimin muradını,

Miskinlikte buldum ben.

2 Aralık 2008 Salı

Sofu

Beni sofu zanneden,

Sen ne iyisin diyen,

Nasıl sofu olur ki,

Sarıkla cübbe giyen?



Cübbelere büründüm,

Halka sofu göründüm,

Dış yüzümle övündüm,

İçim bir kuru kovan.



Sanma kalbim şükreyler,

Fitne fesat fikreyler,

Hiç böyle mi zikreyler,

Mevla’yı aşkla seven?



Yunus seni yel alır,

Yalancı yolda kalır,

Bir gün yerini bulur,

Hakikat ile yalan.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Nasibden ötesi yok

Bismillahirrahmanirrahim
(Ey Muhammed!(s.a.v.)) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
(Bakara Suresi, 144. Ayet)


Takdirden ötesi yok...


Gencin birisi Kâbe'de hep,"Ey doğruların yardimcisi olan Allah’ım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim" diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altın dolu bir torba buldum.Tam 1000 altın vardı.İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın)diyordu.Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim.Bu sırada birisi,"şöyle bir torba bulan var mı?"diye bağırıyordu.
Çagırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi. Pazara gittim.Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı.Gencin temizliği dikkatimi çekti.Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım.Bir iki yıl geçti. Genç çok çalıskan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum.Bir gün onunla giderken karsıdan iki üç kisi geliyordu. Genç bana dedi ki,


-Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın, onlara 30 bin altından asağıya satma) dedi.O kisiler yanıma geldi, bu esiri bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim.
Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alip gittiler.



Ben o 30 bin altınla işyerleri açtim, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kizi var. Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler. Ben de "olur" dedim.Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti.
Kıza, "bu nedir" dedim.İçinde 970 altın var, babam Kâbe'de bunu kaybetmis, bulan gence 30 unu vermis. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi".Demekki bulduğum altınlar benim rızkım imis, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.



Acı da olsa,doğruları söyleyiniz. ( Hadis- i Şerif )

Takdirden ötesi yok...
Nasipten ötesi yok...

Ben dervis miyim?

Ey beni derviş bilen,

Neden bu alkış benim,

Dervişlik yaylasında,

Mevsimlerim kış benim.



Derviş diye atandım,

Gece gündüz yatandım,

Ele bakıp utandım,

Her işim yanlış benim.



Riya dolu gözlerim,

Yalan yanlış sözlerim,

Günahımı gizlerim,

Bin bir kötü iş benim.



Bazıları tanırlar,

Her söze inanırlar,

Beni uysal sanırlar,

İşim gücüm yaş benim.



Ey dostlar, ey yarenler,

Hakikate erenler,

Bu yolda olan haller,

Allah’a kalmış benim.



Kötü söze alındım,

Ulu suçta bulundum,

Yunus Hakk’tan umduğum,

Bir rahmet imiş benim.