21 Nisan 2009 Salı

Hz. Peygamberimiz'in s.a.v. vefatı

Hz. Peygamberin hayatında, ölümünde, sözünde, fiilinde, bütün durumlarında düşünenler için ibret ve güzel bir örnek mevcuttur. Basireti açık olanlar için o bir ışıktır. Zira Allah'ın katında ondan daha şerefli bir kimse yoktur. Çünkü o Allah'ın dostu, habibi, Allah'ın kelamına muhatap olan kulları arasından seçilen Allah'ın peygamberi ve nebisidir. Müddeti bittiğinde acaba Allah ona bir an daha mühlet vermiş midir? Eceli geldikten sonra acaba bir lahza dahi tehir olunmuş mudur? Hayır! İnsanların ruhlarını kabzetmekle görevli melekler göndererek onun şerefli ve pak ruhunu Allah'ın huzuruna götürmek onun temiz bedeninden çıkarıp rahmete rıdvan ve güzel hayırlara daldırmak için götürmeye geldiler. Rahman olan Allah'ın manevi komşuluğunda doğruluk merkezine götürdüler. Bununla beraber ölüm anında Hz. Peygamber'in üzüntüsü arttı. Izdırabı kesintisiz devam etti. İnlediği görüldü. Allah'ın mülakatına karşı olan isteği yükseldi. Benzi sarardı. Alnı terledi. Sağı ve solu inkıbaz ve inbisat hususunda sarıldı. Hatta o mecliste hazır bulunanlar Hz. Peygamber'in bu ızdırabından ötürü ağladılar. Onun acı çektiğini müşahade edenler sızlandılar. Acaba peygamberlik mertebesi Hz. Peygamberden Allah'ın takdirini uzaklaştırdı mı? Ölüm meleği onun aile efradını ve aşiretini gözetti mi? Hakkın yardımcısıdır. Halkı uyarıyor ve müjdeliyor diye ona bir müsamaha gözetti mi? Heyhat nerede! Ölüm meleği vazifesini yerine getirdi. Levh-i Mahfuz'da yazılı olarak gördüğünü harfiyyen tatbik etti.
O halde neden muttakilerin imamı Rabb'ül-Alemin'in habibi ve peygamberlerin efendisi olan Hz. Peygamber'in ölümünden ibret almıyoruz?
İbn Mes'ud (r.a.) der ki:
Hz. Âişe'nin odasında bulunduğu ve eceli yaklaştığı bir sırada Allah Rasulü'nün huzuruna vardık. Bize bakınca gözlerinden yaşlar aktı. Sonra şöyle buyurdu:
"Sizlere merhaba Allah sizi selamla diriltsin, sizi himayesine kabul buyursun, size yardım etsin! Sizlere takvayı tavsiye ediyorum. Sizi Allah'a emanet ediyorum. Muhakkak ki ben sizin için Allah'tan gelen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'ın arzında ve kulları arasında Allah'a karşı yücelik taslamayın! Ecel yaklaşmıştır, dönüş Allah'adır. Sidretü'l-Münteha'ya, cennet'ül-me'va'ya ve en dolgun kadehedir. Bu bakımdan hem kendi nefislerinize hem de benden sonra dininize girecek kimselere benden selam edin. Ve Allah'ın rahmetini tebliğ edin!"
Hz. Âişe (r.a) der ki:
Hz. Peygamber (s.a.v.) hastalığında yedi kuyudan getirilmiş yedi kırba su ile yıkanmak istedi. Biz de bunu yaptık. Hz. Peygamber biraz rahatladı. Çıkıp ashabına imamlık yapıp Uhud şehitleri için Allah'dan af talep ederek onlara dua etti. Ensar hakkında şunları tavsiye etti.
"Ey muhacirler topluluğu! Siz zaman geçtikçe fazlalaşırsınız. Ensar-ı Kiram ise bugünkü durumlarında kalıp artmazlar. Ensar, benim sığındığım sır sandığımdır. Bu bakımdan onların iyilik yapanlarına ikramda bulunun! Onlardan kötülük yapanın hatasını affedin!
Bir kul dünya ile Allah katındaki nimetler arasında muhayyer bırakılmıştır. O kul da Allah'ın nezdindekini tercih etmiştir."
Bu sözler üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.) Peygamberin kul kelimesiyle kendi nefsini kasdettiğini anladı ve ağlamaya başladı. Hz. Peygamber ona şöyle hitap etti:
"Ey Ebu Bekir, sabırlı ol! Mescide açılan bütün kapılar kapatılsın. Sadece Ebu Bekirin kapısı açık bırakılsın. Çünkü benim katımda Ebu Bekir'den daha üstün bir kişi yoktur!"
Said b. Abdullah babasından şöyle rivayet ediyor:
Ensar-ı kiram Hz. Peygamberin gittikçe ağırlaştığını gördüklerinde mescidin etrafında dolaştılar. Hz. Abbas, Hz. Peygamberin yattığı odaya girdi. Ensar'ın üzüntüsünü Hz. Peygamber'e haber verdi. Sonra Fadl b. Abbas içeri girdi ve o da babasının söylediklerini söyledi. Sonra Hz. Ali içeri girdi. O da aynı haberi verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber elini uzattı ve "Ha!" dedi. Onlar Hz. Peygamberin elinden tuttuklarından Hz. Peygamber, siz ne diyorsunuz, diye sordu. Dediler ki: "Senin ölmenden korkuyoruz!" Kocaları Hz. Peygamberin yanında toplandıkları için kadınlar dışarıda vaveylâ kopardılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali ve Hz. Fadl'ın kolları arasında (amcası) Hz. Abbas önünde olduğu halde dışarı çıktı. Hz. Peygamberin başı bağlıydı. Ayakları yerde sürünüyordu. Gelip minberinin ilk basamağına oturdu. Halk Hz. Peygamberin etrafını çevirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Allah'a hamd ve sena ederek şöyle buyurdu;
"Ey insanlar! Kulağıma geldi ki benim için ölümden korkuyorsunuz! Sizin bu korkunuz ölümü hoş karşılamamanıza ve peygamberinizin ölümünden hoşlanmamanıza delalet eder. Acaba benim ve nefislerinizin ölüm haberi size verilmedi mi? Acaba benden önce gönderilmiş milletler arasında herhangi bir peygamber ebedi kalmış mıdır ki ben de sizin aranızda ebedi kalayım! İyi bilin ki muhakkak ben Rabbime iltihak edeceğim. Siz de ona mülâki olacaksınız. Size ilk muhacirler hakkında hayırlı davranmanızı tavsiye ediyorum. Muhacirlerin de birbirlerine karşı öyle davranmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü Allah Teâlâ (c.c.) şöyle buyurmuştur:
Asra andolsun ki insan ziyan içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve birbirine sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (Asr suresi)
Muhakkak ki işler Allah'ın izniyle cereyan eder. Sakın herhangi bir işin gecikmesi sizi onu acele yapmaya itmesin. Çünkü Allah Teâlâ hiç kimsenin aceleciliği için acele etmez. Kim Allah ile pençeleşirse Allah onu mağlup eder. Kim Allah'ı kandırmaya çalışırsa Allah onu kandırır. Yeryüzünde ifsad etmek sılayı rahimler kesmek hususunda birbirinize yardımcı olursanız muvaffak olacağınızı sanır mısınız? Ensar hakkında size tavsiyede bulunuyorum. Çünkü onlar sizden önce Medine'yi yurd ve iman evi edindiler. Onlara iyilik yapmanızı tavsiye ediyorum. Meyvelerinizi sizinle paylaşan onlar değil miydiler? Size evler hususunda genişlik getirmediler mi? Fakir oldukları halde sizi nefislerine tercih etmediler mi? Kim iki kişi arasında hükmetmek için vazifelendirilirse Ensar'ın iyilik yapanlarından iyiliği kabul edip onların kötülerini affetsin. Kimseyi onlara tercih etmeyiniz!. Ben sizin için öncüyüm. Siz de bana iltihak edeceksiniz. Benim havuzum Şam memleketinin Bisra şehrinden Yemen'in San'asına kadar geniştir. O havuza sütten daha beyaz kaymaktan daha yumuşak ve baldan daha tatlı bir su akar. O havuzdan içen bir kimse ebediyyen susamaz. O havuzun çakılları incidendir, yeri misktendir. Kim yarın mahşer yerinde ve havuzundan mahrum kalırsa o bütün hayırlardan mahrum edilir. Kim mahşer gününde benimle havuz başında buluşmak istiyorsa dilini ve elini yapması gereken şeyler hariç herşeyden tutsun!"
Bu esnada Hz. Abbas, Hz. Peygamberi "Ey Allah'ın Rasulü! Küreyşliler hakkında da vasiyette bulun" dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Ben bu hususu başta Kureyşlilere tavsiye ediyorum. Diğer insanlar da onlara tabidirler. İnsanların iyileri Kureyş'in iyilerine kötüleri de onların kötülerine tabidirler. Ey Kureyşliler! Halk hakkında size hayırlı davranmayı tavsiye ediyorum. Ey insanlar! Muhakkak ki günahlar nimetleri bozar. Nasibi değiştirir. Bu bakımdan halk iyilik yaptığında idarecileri de onlara iyilik yapar. Halk fisk ve ücura daldığında idarecileri de isyan ederler. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"İşte kazandıkları (günahlar)dan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmını peşine böyle takarız." (En'am, 120)
Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamberin vefat edeceği gün geldiğinde o günün öncesinde Hz. Peygamberin hastalığında hafifleme görüldü. Bunun üzerine ashabının erkekleri sevinç içinde evlerine ve işlerine dağıldılar. Hz. Peygamber (s.a.v.)'i ziyaret etmek için kadınlara fırsat verdiler. Biz Hz. Peygamberin yanında bulunduğumuz bir anda ki hiçbir zaman peygamber bize "yanımdan çıkın! İşte melek gelmiş huzuruma girmek için izin istiyor! diye emir verdi.
Benden başka bütün kadınlar çıktı. Hz. Peygamberin başı göğsümde bulunuyordu. Hz. Peygamber kalkıp oturdu. Ben de evin bir köşesine çekilmek için uzaklaştım. Melekle uzun uzun münacat edip fısıldaştıktan sonra beni çağırarak başını göğsüme koydu ve kadınlara "Girin!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamberi "Bu Cebrail gelişine benzemiyor" dedik.
Hz. Peygamber şöyle dedi: Ey Âişe! Bu ölüm meleğidir. Bana gelip dedi ki: "Allah ancak izin almak suretiyle huzuruna girmemi bana emretti. Eğer bana izin vermezsen huzuruna girmeyecek dönüp gideceğim. İzin verirsen gireceğim. Allah bana ancak sen istersen ruhunu kabzetmem için emir verdi. Bu bakımdan bana ne emrediyorsun?"
'Bunun üzerine ölüm meleğine "Cebrail (a.s.) bana gelinceye kadar bana dokunma! İşte bu saat Cebrail'in geliş saatidir" dedi.
Hz. Aişe der ki:
Cebrail (a.s.) o sırada geldi. Onun geldiğini hissettim. Ehl-i Beyt çıktılar. Cebrail girdi ve şöyle dedi: "Allah Teâlâ sana selam ediyor ve diyor ki: "Kendini nasıl hissediyorsun! Oysa Allah senin ne hissettiğini senden daha iyi bilir. Fakat sormaktan kerem bakımından seni geliştirmeyi şeref ve kerametini tamamlamayı ve bu adetin ümmetine bir sünnet olmasını diledi." Bunun üzerine Hz. Peygamber "Kendimi hasta hissediyorum!" dedi. Bu cevaba karşı Cebrail sana müjde olsun! Muhakkak ki Allah Teâlâ senin için hazırlamış makama seni vardırmak istiyor dedi. Hz. Peygamber Cebrail'e "Ey Cebrail! Ölüm meleği huzuruna girmek için izin istedi" diyerek onları Cebrail'e anlattı. Cebrail (a.s.) "Ey Allah'ın Rasulü! Muhakkak Rabbin sana müştaktır. Sana karşı irade ettiğini sana bildirmemiş midir? Yemin ederim! Ölüm meleği senden önce hiçbir kimseden izin almamış ve hiçbir kimseden de senden sonra izin almayacaktır. Ancak Rabbin senin şerefini tamamlamak istiyor. O sana manen müştaktır" dedi. Hz. Peygamber: "Madem ki durumun budur ölüm meleği gelinceye kadar sen gitme!" dedi. Böylece içeri girmeleri için kadınlara izin verdi ve "Ey Fatıma! Bana yaklaş! dedi. Hz. Fatıma Hz. Peygamberin üzerine eğildi. Hz. Peygamber onunla fisıltı halinde bir şeyler konuştu. Bunun üzerine Hz. Fatıma gözlerinden yaşlar akarak ve konuşamayacak halde başını kaldırdı. Sonra Hz. Peygamber "Başını bana yaklaştır" dedi. Bunun üzerine Fatıma kulağını Hz. Peygamberin ağzına tuttu. Hz. Peygamber ona birşeyler fısıldadı. Bu sefer güldü ve gülmekten konuşamayacak bir halde başını kaldırdı. Biz Fatıma'nın durumuna hayret ettik. Daha sonra Fatıma'ya o durumu sorduğumda şöyle dedi. Hz. Peygamber önce "ben bugün ölüyorum" dedi. Bunun üzerine ağladım. Sonra şöyle buyurdu:
'Allah'a aile efradımdan ilk olarak seni bana kavuşturması için dua ettim'
"Bunun üzerine sevincimden güldüm."
Bu esnada Fatıma (r.a.) iki oğlunu (Hasan ile Hüseyin'i) Hz. Peygamber'e yaklaştırdı. Hz. Peygamber onları kokladı. Aişe der ki: Ölüm meleği geldi. Selam verdi. İçeri girmek için izin istedi. Hz. Peygamber kendisine izin verdi. Melek sordu?
- Yâ Muhammed! Bize ne emredersin?
- Artık Beni Rabbime Ulaştır!
- Evet. Bugün seni götüreceğim. Muhakkak ki Rabbim sana müştaktır. Senin hakkındaki tereddütü hiç kimse hakkında göstermemiştir. Senden başka hiç kimsenin huzuruna izinsiz girmemi yasaklamamıştı. Fakat senin önünde saatin vardır.
Hz. Aişe şöyle devam ediyor:
- Cebrail (a.s.) geldi ve "ey Allah'ın Rasulü selam sana! Bu gelişim yeryüzüne son inişindir. Artık ebediyyen inmeyeceğim. Vahiy kesildi. Artık benim yeryüzünde bir işim kalmadı. Yeryüzünde senin huzuruna girmekten başka bir ihtiyacım yoktur. Sonra yerime çekileceğim" dedi.
Bu manzara karşısında korkup aile efradımızı çağırdık. Bize ilk gelen kardeşim Abdurrahman idi. Onu babam bana göndermişti. Bu bakımdan Hz. Peygamber erkeklerden bir kimse gelmeden önce vefat etti. Erkeklerin Hz. Peygamber'in son anına yetişmemeleri, Cebrail ile Mikail'in onun durumunu idare etmeleri içindir.
Hz. Peygamber her baygınlık geçirdiğinde (şunları) söylerdi.
"Hayır! En yüce arkadaşı (istiyorum)"
Sanki daima ne istediği soruluyordu. Konuşmaya gücü yettiğinde:
"Namaz kılınız namaz! Muhakkak cemaatla namaz kıldıkça birlik ve beraberliğiniz bozulmaz! Namaz! Namaz!" diyordu.
Hz. Peygamber ölünceye kadar namazı tavsiye etti. O şöyle diyordu. "Namaz! Namaz!"
Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir.
Hz. Peygamber (a.s.) Pazartesi günü büyük kuşluk ile öğle arası vefat etti.
Fatıma (r.a.) şöyle demiştir: Pazartesi gününde neye rastladım! Allah'a yemin ederim! Ümmet durmadan Pazartesi günü büyük felaketlere duçar olur.
Ümmü Gülsüm de pederi Hz. Ali'nin Kufe'de vurulduğu gün annesi Hz. Fatıma'nın (r.a.) dediği gibi dedi. Pazartesi gününde neye rastladım. O günde dedem Hz. Peygamber vefat etti. O günde kocam Ömer (r.a.) öldürüldü. O günde babam Ali öldürüldü. Pazartesi gününde başıma gelenler nedir? Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Peygamber vefat ettiğinde içeride figan yükselince halk içeri daldı. Melekler Hz. Peygamber'in elbiseleriyle onun bedenini örttüler. Manzarayı görenler ihtilafa düştü, kimi "Hz. Peygamber ölmüştür" diyenleri yalanladı. Kiminin dili konuşamaz oldu. Ancak uzun zaman sonra konuşabildi. Kimi de konuşmayı karıştırıp anlaşılamayacak şekilde beklemeye başladı. Başka bir gurubun ise aklı yerinde kaldı, kimi de şaşkına dönüp yerinde oturdu. Hz. Ömer Hz. Peygamberin ölümünü yalanlayanların arasındaydı. Hz. Ali (r.a.) şaşkınlıktan oturanların arasındaydı. Hz. Osman dili çekilenlerin arasındaydı. Bunun üzerine Hz. Ömer halkın arasına çıkıp haykırdı: "Hz. Peygamber ölmemiştir. Allah onu geri gönderecektir. Hz. Peygamber için ölümü temenni eden münafıklardan bazılarının el ve ayakları kesilecektir. Nasıl ki Allah, Hz. Musa'ya (s.a.) vade tanımışsa Hz. Peygamber'e vade tanımıştır. O size gelecektir."
Hz. Abbas şöyle demiştir:
"Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ediyorum. Hz. Peygamber ölümü tattı. Çünkü aramızda diri iken şu ayeti okumuştu.
"(Ey Rasulüm!) Sen de öleceksin, onlar da ölecekler sonra siz kıyamet günü Rabbinizin divanında davalaşacaksınız." (Zümer, 30-31)
Hz. Peygamberin ölüm haberi Hz. Ebu Bekir'e geldiğinde Beni Haris b. Hazreç kabilesi arasında bulunuyordu. Gelip Hz. Peygamberin cenazesinin bulunduğu hücreye girdi. Cenazeye baktı. Sonra üzerine eğilip Hz. Peygamberin yüzünü öptü sonra dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü! Anam ve babam sana feda olsun! Allah sana ölümü iki defa tattırmaz. Allah'a yemin ederim! Muhakkak Hz. peygamber vefat etmiştir.
Sonra halka çıkıp "ey insanlar! Muhammed'e ibadet eden (bilsin ki) muhakkak Hz. Peygamber ölmüştür. Muhammedin Rabbine ibadet eden bilsin ki o diri ve ölümsüzdür dedi ve şu ayet-i okudu.
"Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçeleriniz üzerine geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır." (Ali İmran, 144)
"Her Nefis ölümü tadacaktır." (Ankebut, 57)

Kabirde konuşan genç

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

Hz. Ömer'in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü'nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.

Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.

Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri'ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:

'Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.' (A'raf/201)

Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:

- Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:

- Bir şeyim yok. dedi. Babası:

- Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:

- Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:

- Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:

- Ey Mü'minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:

- Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):

- Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:

- Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi.

Hz. Ömer'i r.a. ağlatan çocuk

Hazret-i Ömer(r.a) Efendimizin,mubarek adetlerinden idi ki,herzaman camiye erken giderlerdi.Bir gun yine mescid-i serife(camiye) erkenden giderken,bir cocugun kosarak,acele acele camiye gittigini gordu. Hz.Ömer(r.a) Efendimiz cocuga:
_"Yavrum, ne oldu boyle acele acele camiye kosuyorsun.."dedi cocuk:

_"Namaza gidiyorum efendim,namaz vakti yaklasti,abdestim yok,ezan okunmadan abdest alacagim.." dedi,Hz.Ömer:

_"Yavrum,sen daha kucuksun,sana namaz farz olmamistir" buyurdu,cocuk:

_"efendim,bu isin buyugu,kucugu olur mu?Dun benden kucuk bir cocuk vefat etti" dedi...

Hz.Ömer(r.a) efendimiz cocugun bu sozlerinden cok duygulandi,bu sozleri cocuktan isitince cok agladi.Ya Rabbi!!Bu cocuk ne iyi ne akilli cocuk,dedi!!...

Sevgili Peygamberimiz s.a.v.'in melun şeytan ile konuşması

Seceret-ül Kevn'den (Muhîddin-i Arabî) îbni Abbas (R.A.) den naklen Muaz bin Cebel rivayet ediyor;

Bir gün Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz Hz. Eyyüb El-Ensarî'nin evinde ashabı ile sohbet ederlerken, dışarıdan:
- Ya Rasülullah! Görülecek, halledilecek bir işim var. Halli için içeriye girmeme müsaade buyurur musunuz? diye bir ses geldi. Bu sesi işiten Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz ashaba dönerek:
- Bu sesin sahibinin kim olduğunu biliyor musunuz
- Allah ve Rasülü en iyi bilendir. Sesin sahibinin kim olduğunu bilmiyoruz ya Rasûlullah! dediler. Efendimiz:
- O, melûn îblîs'tir Allah'ın laneti O'nun üzerine olsun, buyurunca
Hz. Ömer (R.A.) hemen yerinden fırlayarak:
Ya Rasûlullah! izin veriniz. O'nu hemen öldüreyim, dedi.
- Dur ya Ömer! Bilmez misin ki
O'na belli hır vakte kadar mühlet verilmiştir. Buna kimse muktedir değildir. Öldürmeyi aklından çıkar, dedikten sonra şöyle buyurdu:
- Kapıyı açın, gelsin. O, buraya gelmek için emir almıştır. Söyleyeceği sözleri iyice anlamaya çalışınız'.
Rasûlüllah'ın izni üzerine açılan kapıdan melun îblîs içeri girdi. Gözleri yukarı doğru açılmış, kafası büyük bir fil kafası gibi. şaşı, köse bir ihtiyar görünümünde. îblîs:
- Selam sana ya Muhammedi Selam size ey Peygamber ashabı! diye selam verdi. İblîs'in selamını kimse almadı. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
- Selam Allah'ındır ey mel'un! buyurarak, bize niçin geldin ya laîn? diye sordu.
İblis:
- Ben de buraya gelmekten çok rahatsız oldum. Allah-u Teala'nın, bir melekle; "Habibim Muhammed'e (S.A.V.) zeliline bir şekilde gidecek ve insanları nasıl aldattığını anlatacaksın. Sana ne sorulursa doğru cevap vereceksin şeklindeki emri üzerine buraya geldim." dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz.
- Ya mel'un! Söyle bakalım. insanlar arasında en çok sevmediğin kimdir? diye sordu, îblîs:
- Sensin ya Muhammedi diye cevap verdi. Rasülüllah:
- Benden sonra en çok kimleri sevmezsin? diye sordu, îblîs:
- Adil devlet reislerini, ilmiyle amel eden alimi, Varlığım Allah yoluna adayan müttakî genci.
Sabırlı olan fakiri ki, ihtiyacım üç gün üst üste hiç kimseye anlatmaz, halinden kimseye şikayet etmez. Şükreden zengini ki, kazancı helal yoldandır ve Allah rızası için harcar ,fakir ve yetimleri korur.
Kur'ân-ı hıfzederek onunla amel edeni ve beş vakit Allah (c.c.) rızası için ezan okuyan .müezzini, Dinine bağlı, daima abdestli olan zahidi ve kendini haramdan sakınan merhametli kalb sahi-bini; Helal yiyip cömert olan kişiyi ve Hakk için tevazu edip, ahlakı güzel olanı; Herkes uyurken gece kalkıp namaz kılanı; Allah (c.c.) için sevişen iki genci, Cemaatle namaz kılmaya çok istek ve dikkatli mü'mini kalbinde bir şey olmaksızın arkadaşlarına nasihat verip, Allah'ın (c.c.) tekeffül ettiğini tasdik edeni; İhlaslı ve tesettüre riayet eden kadınlara yardımcı olan kimseyi; ölüm her an gelecekmiş gibi hazırlık yapan müslümanı hiç sevmem. Bunlar benim can düşmanlarımdır, diye cevap verdi.
Resülullah (S,A.V.) Efendimiz ile îblis arasında şu konuşma geçti:
- Ümmetim tadil-i erkan üzere namazını eda etse nasıl olursun?
- Beni bir sıtma tutar, tir tir titrerim. Kul Allah için secde ettikçe bir derece yükselir.
- Peki, oruç tuttukları zaman?
- Elim, ayağım bağlanır. Ta onla iftar edinceye kadar.
- Kur'an okudukları zaman?
- Eririm. Suda eriyen tuz, 'Ateşte eriyen kurşun gibi.
- Hacc etseler?
- Boynuma bir zincir vurulur.
- Sadaka verdikleri zaman nasıl olursun?
- İste o zaman halim çok kötü olur. Sanki sadaka veren başımdan aşağıya beni ikiye böler.
Zira sadakada şu hasletler vardır;
Sadaka verenin malı bereketlenir. Allah-u Teala sadakalarım cehennemle arasında perde yapar, her türlü belâ sıkıntı ve üzüntüleri ondan giderir, duaları makbul olur, Kıyamet günü hayırları mizanda ağır gelir.
İblîs'in bu sözlerinden sonra Resülüllah (S.A.V.) Efendimiz, ona sıra ile şu sorulan sordu.
- Ya mel'un! Beraber oturduğun arkadaşın kimlerdir?
- Faiz yiyenler.
- Dostların kimlerdir?
- Zina edenler, yalan söyleyenler.
- Yatak arkadaşların ve hizmetçilerin kimlerdir?
- İçki içenler, sarhoşlar.
- Misafirlerin kimlerdir?
- Hırsızlar.
- Elçîn ve habercilerin kimlerdir?
- Sihirbazlar. .
- Gözünün nuru nedir?
- Talak'a (Karısını boşamak için) yemin edenler.
- Sevgililerin kimlerdir?
- Cuma namazını terkedenler.
- Hazinedarın?
- Zekat vermeyenler.
- Peki, ya lain, senin kalbini ne kırar?
- Allah rızası için cihada giden atların kişnemesi.
- Senin cismim ne eritir?
- Günahlarına tövbe edenlerin tövbesi.
- Ciğerini parçalayan nedir?
- Gece ve gündüz Allah'a çokça yapılan istiğfar.
- Peki, yüzünü ne kara eder?
- Gizlice verilen sadaka.
- Gözünü kör eden?
- Teheccüd (gece) namazı.
- Başım eğdiren?
- Çokça cemaatle kılınan namaz ve sana devamlı getirilen salavat.
- Sana göre insanların en sevimli-si kimdir?
- Namazlarım bilerek kasden bırakanlar.
- Sana göre insanların en şakîsi kimdir?
- Cömertler.
- Seni işinden ne alıkoyar?
- Alimlerin meclisleri.
- Ebu Bekir için ne dersin?
- Cahiliyyet devrinde bile bana itaat etmeyen O. İslam'a girdikten sonra mı itaat edip yalan söyleyecek?
- Peki Ömer için ne dersin?
- Her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
- Peki Osman için?
- O'ndan pek çok utanırım.
- Peki ya Ali için ne dersin?
- O'nunla başa çıkamam! Beni kendi başıma bıraksa. Ben de O'nu bıraksam. Ama O beni bırakmaz.
Resülüllah (S.A.V.) İblîs'in bu sözlerinden sonra söyle buyurdu.
- Allah'a hamdolsun. Ey şakî Ümmetimin saadete kavuşması için ahiretine hazırlanmasını sağladın.
Bunun üzerine İblîs de şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Ümmetinin saadeti için nasıl ferah durursun? Ben o belli vakte kadar sağ kald?kça, onların kan damarlarında dolaşır, vesvese veririm. Beni yaratan Allah'a yemin ederim, ki, onların alim ve cahillerim, abid ve tacirlerini velhasıl hepsini azdırırım. Yalnız Allah'ın salih kulları müstesna. İşte onları azdıramam.
Rasülüllah (S.A.V.) Efendimiz:
- Sana göre bu salih kullar kimlerdir. Ya Lain? diye sorunca İblîs;
- O salih kul ki mal ve parayı sevmez, medhedilmekten hoşlanmaz, hemen onu bırakır, kaçarım. Bir kimse ki malı, parayı ve övülmeyi sever, kalbi dünya arzularına bağlıdır. İşte o benim en itaatkar dostumdur.
Sonra benim yetmişbin tane çocuğum vardır. Onların her birini bir yere tayin etmişimdir. Her çocuğumun da yetmişbin tane şeytanı vardır.
Onların bir kısmım ülemaya, bir kısmım meşayiha, bir kısmım ihtiyar kadınlara musallat etdim. Bir kısmım gençlere ve çocuklara gönderdim. Gençlerle aramız gayet iyidir. Çocuklarla da bizimkilerin istedikleri gibi oynarlar. Bir kısmını da âbid ve zahidlere yolladım. Her taraflarından hücum ederler. Öyle bir hale gelirler ki, başlarlar, çeşitli sebeplerden herhangi birine sövmeye. İşte böylece ihlasları gider. Yaptıkları ibadetleri ihlassız olur. Fakat bu durumlarının farkında olamazlar.
Rasûlallah (S.A.V.) ile iblis arasındaki konuşma şöyle devam etti:
- Rabbinden neler taleb ettin?
- On şey taleb ettim.
- Nedir o taleb ettiklerin ey mel' ün?
- Şunlardır: Birincisi, Allah'tan beni, Adem oğullarının malına ve evladına ortak etmesin! diledim. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu (Onların mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara aldatıştan başka ne vaad eder "îsra: 64") ayet-i celîlesi ile sabittir.
Besmelesiz kesilen her hayvanın etinden, faiz ve haram karışan her yemekten yerim. Şeytandan, Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım. Öyle ki, cinsî münasebet anında besmele çekmeyip şeytandan Allah'a sığınmayan kimse ile birlikte, hanımı ile birleşirim. Ve o birleşmeden hâsıl olan çocuk bize itaat eder, sözümüzü dinler.
Her kim hayvana (veya vasıtaya) binerken haram yola gitmeyi isteyerek binerse ben de onunla beraber binerim. Ona yol arkadaşı olurum. Bu da ayet ile sabittir. Allah-u Teala bana şu emri verdi: "Onlar üzerine suvalilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart. -îsra: 64-"
Kendime kardeşler istedim. Bana mallarım israf edenlerle, ma'siyet yoluna para harcayanları verdi.
Bu da şu ayet-i celîle ile sabittir. "Çünkü (mallarını) saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine (karşı) çok nankördür.")
Ben Adem oğullarını görebileyim, fakat onlar beni görmesinler diye, diledim. Allah kabul etti.
Bunun üzerine Resülülah (S.A.V.) şöyle buyurdu.
- Eğer bu söylediklerin! Allah'ın (c.c.) Kitabındaki ayetlerle isbat etmeseydin seni tasdiklemezdim.
Ya Muhammedi Ben hiç kimseyi azdırmaya, delalete düşürmeye kadir değilim. Ancak vesvese vererek kötü bir şeyi güzel gösterebilirim. Eğer delalete düşürmeye imkanım olsaydı, dünyada Allah'a ve Peygamberlerine inanan hiç bir insan bırakmaz, hepsin! delalete ve küfre sürüklerdim.
Nasıl ki, sen de, hidayete kadir değilsin. Zira Sen ancak Allah'ın Rasülüsün ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı yeryüzünde tek kafir bırakmazdın.
Sen, Allah'ın mü'min kulları için bir hüccetsin... Ben de, kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere bir sebebim.
Hidayet de, dalalet de ancak Allah' tandır