8 Haziran 2009 Pazartesi

Ahirette şefaat olacak biiznillah

Erzurum Evliyasından Osman Efendi’ye “rahmetullahi aleyh“ bir gün bazı dostları;
- Efendim, ahirette günahkârlar için şefaat olacak mı? diye sordular.
- Elbette, buyurdu.

- Kimler şefaat edecek efendim?
- Önce Peygamberler, sonra salih kullar, yani alimler, Evliyalar, şehitler şefaat edecek, buyurdu.

Ve ekledi:
- Nitekim Peygamber efendimiz aleyhisselam; “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefaat edeceğim” buyuruyor.

Sırat köprüsü nasıldır?

Bir gün de;
- Efendim, bize “Sırat köprüsü”nden bahseder misiniz, dediler.

Cevabında;
- Sırat köprüsü, Cehennemin üzerinde kurulacak, buyurdu. Müminler, selametle geçip Cennete gidecek. Kâfirlerin ayakları kayarak, Cehenneme düşeceklerdir.

Sordular:
- O nasıl bir şey efendim?

- “Sırat köprüsü” deyince, bildiğimiz köprüler gibi sanmayın. O, dünyadaki köprüler gibi değildir. Mesela sınıf geçmek için “imtihan köprüsü”nden geçilir diyoruz, değil mi?

- Evet efendim.

- Her talebe buradan geçtiği için “köprü” diyoruz. Yoksa imtihanın, köprüye benzeyen bir tarafı yoktur.

Ve ekledi:
- İşte bunun gibi Sırat köprüsünden de herkes geçecek, bazıları da geçemeyip Cehenneme yuvarlanacaktır. Fakat bu köprü, dünya köprüleri gibi ve imtihan köprüsü gibi değildir.

İki şey varsa...

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, şu iki şey sizde varsa, hiç üzülmeyin, buyurdu.

Merak ettiler.
- Onlar nedir ki efendim?

- Birincisi, İslamiyet’e uymak, ikincisi de, size İslamiyet’i öğreten hocanızı ve bütün “Ehl-i sünnet alimleri”ni sevmektir.

Ve ilave etti:
- Bu ikisinde gevşeklik olmazsa, başka şeylerin düzelmesi kolaydır.
“Sen Ey [yalnızlığına] bürünmüş olan! Kalk ve uyar! Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an! Öz-benliğini temiz tut! Ve bütün pisliklerden kaçın! İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma, ama sabırla rabbine yönel. Ve [insanları uyar ki], [yeniden diriliş] sûru üflendiği zaman, o gün, bir ızdırap günü olacaktır.”
Sevgili Peygamber Efendimız (Sallallahü Teala Aleyhi Vesellem) buyurdular ki:
• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır.
• "Bütün ademoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürüıür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. istiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler."
• "Her gün, iki defa, yani sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir."
• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)."
istiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resulullah'a (Aleysiselatü Vesselam)sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları zaman da istiğfar ederler.' buyurdu."
istiğfar; malı, hatta evladı da çoğaltır buyurulmuştur. Bir adam, Hasan-ı Basri'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikayet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikayet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başkası da toprağının verimsizliğinden şikayette bulundu. Bunların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti. Bunun üzeri ne Rabi’ bin Sabıh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi farklı şeylerden şikayet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince, Hasan-ı Basri (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfiretini isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffar'dır. Bol hayır ile üzerinize semayı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh suresi, 10-12.) ayet-i kerımeleri okudu.

Güçleri yettiği halde mani olmazlarsa ...

Hz.Cerir Radiyallahu Anh'tan rivayetle Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselem şöyle buyurdular:

"Bir adam, bir topluluk arasında bir günah işler ve onlar da onu önlemeye güçleri yettiği halde mani olmazlarsa, ölümlerinden evvel, Allah onlara bir azab verir."

(İbn Neccar)