4 Ağustos 2009 Salı

40 Hadis-i Şerif

1
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

2
اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır.

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

3
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

4
يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

5
إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

6
اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

7
لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

8
اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

9
إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

10
اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

11
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

12
عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

13
لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

14
لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.

15
اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.


16
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

17
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

18
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.

19
إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

20
لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.

21
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

Tirmizî, Birr, 36.

22
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.

23
رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.

24
ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.

25
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.

26
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.

27
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

göstermeyen bizden değildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.

28
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.

29
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.

30
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

31
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.

32
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.

33
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.

34
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

35
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

Bizi aldatan bizden değildir.

Müslim, Îmân, 164.

36
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)

cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.

37
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

İbn Mâce, Ruhûn, 4.

38
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.

39
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

40
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Tirmizî, Cum’a, 80.

Harika

Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde babası Derviş Mehmet Zılli'nin öğütlerini naklederek gelecek nesillere şunları söylüyor:

Ey oğul!

- Helâl olanı ye. Besmelesiz asla yemek yeme.

- Haram ve yasak edilen şeylere yaklaşma.

- İyi adını kötüye çıkaracak davranışlarda bulunma.

- Sırrını sakla.

- Kötü ile arkadaş olma, pişman olursun.

- Daima hedefin ileri olsun, geriye takılıp kalma.

- Kimsenin hakkına göz dikme.

- Sana ait olmayan bir şeye el uzatma.

- İki kişi konuşurken gizlice dinleme.

- Haline şükret, ekmek ve tuz hakkını gözet.

- Davetsiz bir yere gitme; gidersen emin olduğun yere git.

- Evden eve söz taşıma. Komşularınla iyi geçin.

- Güzel ahlâklı ol.

- Herkesle iyi geçin.

- Güler yüzlü ve tatlı sözlü ol.

- İnatçı ve kötü sözlü olma.

- İhtiyarlara hürmet et. Senden büyüklerin önünden yürüme.

- Kanaatkâr ol. Çünkü kanaat tükenmez bir hazinedir.

- Cimri olma. Elin ve evin yoksullara açık olsun.

- Elindeki imkânları israf etme.

- Daima temiz ol. Her an abdestli bulunmaya çalış.

- Tanıştığın kimselerden bir şey isteme. Yoksa itibarını kaybedersin.

- Namazını terk etme. İlim ve erdemle meşgul ol.

Bu nasihatlardan ders alabilene Allah (CC) selâmet versin...
Mevlüt Özcan (Milli Gzt.)

Nefsânî arzularının esiri olmuş bir insan, bütün dünyâ menfaatlerini kendisinde toplamak ister. Böylece Allâh’ın va’dettiği âhiret nîmetlerinden gâfil kalır. Cenâb-ı Hak, bu kullarını şöyle îkaz buyurur:

“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer. Fakat siz dünya hayâtını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki âhiret, daha hayırlı ve daha bâkîdir (ebedîdir).” (el-A’lâ Süresi, 14-17)

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Allah cc. için terk etmek

Hz. İbni Ömer Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdular:

"Bir kul, bir şeyi ancak ve yalnız Allah için terk ederse, Allah o kula din ve dünya hususunda o terkettiğinden daha hayırlısını, bedel olarak ihsan edecektir."

(Ebu Nuaym/Hilye)

---

Allah cc. Ehadiyet sırrınca yarattığı her mahlukla ayrı ayrı ve bizzat ilgilenmektedir, ki bunların en değerlisi ve şereflisi insandır. Ve irade sahibidir. Bu iradesini Allah cc. yönünde kullandığında ve bunda da ihlası yakaladığında ortaya muhteşem bir tablo çıkmaktadır. Böyle bir duruma Allah'ın cc. ilgisiz kalması düşünülemez. Keremi, Lütfu ve Rahmeti Sonsuz da böyle bir davranışı ne bu dünyada ne de ahirette karşılıksız bırakmayacaktır elbette.

Allah cc. cümlemize, her işini Allah için yapan ve O'nun için terkeden ve bunda da tam ihlası yakalayabilenlerden olmayı nasip etsin inşaallah ...

30 Temmuz 2009 Perşembe

Sabır

Hz. İbni Abbas Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Bir kimsenin malına veya bedenine bir musibet isabet etse ve bu hali insanlardan gizleyip şikayet
etmese, onu mağfiret etmek, Allah'a hak olur."

(Taberani/Kebir)

26 Temmuz 2009 Pazar

Kendini Allahu Teala'ya tanıt ...

Ebu Hureyre Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Genişlik ve rahatlık halinde, (şükür ve itaatla) kendini Allah'a tanıt ki, O da sıkıntılı anında
(yardıma koşmakla) seni tanısın."

(Camiussagîr, 3317)

---

Sıkıntı ve darlık anında, kul Allah'a cc. yönelir O'na sığınır ve O'ndan yardım bekler.

Her insan fıtraten sonsuz fakir ve aciz yaratıldığından, gücünün yetmediği, çaresiz kaldığı bir durumla karşılaşınca, gücü ve kuvveti sonsuz olan, her şeyi emrinde tutan bir zata dayanmak ister.

Lakin sıkıntıdan kurtulur kurtulmaz, O zatı unutup tekrar dünya süs ve oyunlarına dalmak, sıkıntılı zamanda gösterdiği teslimiyet ve kulluğu genişlik zamanında da göstermemek gerçekten çok çirkin düşen bir davranıştır.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Namaz ... Cân'ım Namaz ... Nûr'um Namaz ...

Adam köprüye çıkmış, oradan atıyor kendini aşağıya. Sonra diyor ki, niye bu köprüyü yaptınız, beni aşağı attınız? Biz bu köprüyü insanlar gelip geçsin diye yaptık, insanlar intihar etsin diye yapmadık ki... Üç tane kendini bilmez intihar edecek diye köprü imha edilir mi? Allahü teâlâ, bu dini, bu Kur’an-ı kerimi, bu namazı, insanları Cennete kavuşturmak için köprü yapmış. (Namazı emretmeseydi!) diyor. O zaman Cennete gidemezdik. Allahü teâlâ Cennete gidecek vasıtayı böyle yaratmış. İngiltere’ye, havadan ve denizden gidilir, karadan gidilmez. Cenab-ı Hak da, Cennete giden yolu, böyle yaratmış, (Kim buna uyarsa sonra Cennete gidecek. Kim uymazsa Cehenneme girecek) diyor; çünkü üçüncü bir yer yok. (Ben niye Cennete girmedim?) diyene (Sen Cennete giden yola niye girmedin? Niye her gün beş sefer ben gelmiyorum dedin?) denecektir.

Namaz kılmayan kimsenin kalbi temiz olmaz. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Zaten namaz kılmamak, en büyük günahlardan biridir. Her türlü günahı işleyip de, sen kalbe bak demek, din cahillerinin sözüdür. Namaz kılmayan, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her köye, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmamanın günahı bunların hepsinden fazla olur.

Namaz, dinin direğidir, temelidir. Doğru kılınan namaz her hayrın anahtarı, her derdin ilacıdır. Namaz kılan kimse dinini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan elbette dinini yıkar. Namazı doğru kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur. Kur’an-ı kerimde, (Doğru kılınan namaz insanı fahşadan ve münkerden mutlaka uzaklaştırır) buyruluyor. Her namaz uzaklaştırır denmiyor. Doğru kılınan, Allahü teâlânın razı olduğu namaz bildiriliyor. Şayet bir kimsenin namazı kabul olunmuşsa, bu mümin kötülük yapamaz.

Helal lokma yiyenler, rahat namaz kılar; çünkü namaza engel, haram lokmadır. Helal lokma yiyen, koşarak namaza gider. Siz, namaz kıl demeseniz de onlar namaz kılar.

Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir Müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak?

Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de önem vermiyordur. Önem vermeyen dinden çıkar. Önem vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir. Kıyamet günü hesap, önce imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih etmeli. Nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılmalı. Namaz, nurdur. Namazsız geçen ömür, kayıptır. Peygamber efendimizin, vefat ederken son cümlesi, (Namaza dikkat edin, hanımlarınızı üzmeyin) olmuştur.

24 Temmuz 2009 Cuma

Namaz Hakkında Pırlantalar

183. Ebu Hureyre, namaz kıldırdı. Her inip kalkışında tekbir aldı ve şöyle dedi:
"Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin namazına namazını en çok benzeteniniz benim."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

184. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namaza girerken ellerini uzatarak kaldırırdı.
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

185. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ellerini tekbirle beraber kaldırırdı.
Vâil radıyallahu anh. Müslim.

186. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ellerini omuzlarına kadar kaldırıp, baş parmaklarını da kulaklarına getirip, tekbir aldı.
Vâil radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

187. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namaza başladığı zaman şöyle derdi:
"Sübhaneke Allahümme ve bihamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilâhe ğayrük."
Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

188. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ayakta kıl, gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yatarak kıl!"
imran radıyallahu anh. Buhârî.

189. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, namazda sol elimi sağ elimin üstüne koyduğumu gördü, hemen sağ elimi alıp sol elimin üstüne yerleştirdi.
İbn Mesûd radıyallahu anh. Nesêî.

190. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bir adamın namaz kılarken ayaklarını birleştirdiğini gördü ve şöyle dedi:
"Sünnete aykırı davrandın, aralarını ayırıp rahatlatsan daha iyi olurdu."
İbn Mesûd radıyallahu anh. Nesêî.

191. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bu ümmetten ilk kaldırılacak olan şey huşûdur. Kalbinde korku ile karışık bir saygı duya duya namaz kılan görülemeyecektir."
Ebû Derda radıyallahu anh. Taberânî.

192. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Fatiha suresini okumayanın namazı olmaz."
Ubâde radıyallahu anh. Buhârî.

193. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Fatiha suresine bir şey eklersen daha iyi olur, onunla yetinirsen sana yeter."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

194. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"imam, "âmin" dediği zaman siz de "âmin" deyin! Çünkü, kimin âmini meleklerinkine rastlarsa, geçmişteki günahları bağışlanır."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

195. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, öğle namazının ilk iki rekatında fatiha ile iki sûre okurdu, son iki rekatında sadece fatiha okurdu. Bazen bize duyururdu. Birincisinde, ikincisindekinden uzun okurdu. ikindi namazında da böyle yapardı.
Ebû Katâde radıyallahu anh. Buhârî.

196. Kısa sûrelerden küçük ve büyük hiçbir sûre yoktur ki, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, farz namazını kıldırırken onları okumamış olsun.
Amr radıyallahu anh. Mâlik.

197. Namazda, sessizce beklenecek iki sekte yeri ezberledim. Birisi, imam tekbir alıp okumaya başlayıncaya kadar geçen sessizlik, ikincisi Fatiha ile bir sûreyi okuduktan sonra, rükû için eğilinceye kadar olan sessizlik.
Semûre radıyallahu anh. Tirmizî.

198. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"En üstün namaz, ayakta durma süresi uzun olan namazdır."
Câbir radıyallahu anh. Müslim.

199. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Secde ettiğin zaman, ellerini yere koy ve dirseklerini kaldır."
Berâ radıyallahu anh. Müslim.

200. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem secdeye vardığında, bir kuzu ellerinin arasından geçmek istese geçebilirdi.
Meymûne radıyallahu anha. Müslim.

201. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz secdeye gittiği zaman, ellerini köpeğin yaydığı gibi yaymasın. Uyluklarını da birleştirsin."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

202. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"En kötü hırsızlık, namazdan çalmaktır."
"Kişi namazından nasıl çalar?" dediler.
"Rükû ve secdesini tam yapmamakla çalar," buyurdu.
Nûman radıyallahu anh. Mâlik.

203. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemden daha mükemmel ve daha kısa namaz kıldıran birinin ardında hiç namaz kılmadım.
"Semiallahu limen hamideh," dedikten sonra o kadar ayakta dururdu ki, galiba yanıldı, derdin.
Sonra tekbir alıp secdeye varırdı. iki secde arasında o kadar uzun otururdu ki, galiba yanıldı, diye düşünebilirdin.
Enes radıyallahu anh. Buhârî.

204. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bizimle beraber otururken, bir adam geldi. Hafif bir namaz kıldı, sonra namazdan ayrılıp, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelerek, selâm verdi.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, selâmını aldı:
"Geri dön, namazını kıl!" buyurdu.
Adam geri döndü, namaz kıldı, sonra gelip selâm verdi.
Ona, "Haydi git namaz kıl, sen namaz kılmadın!" dedi.
Bunu iki kere, ya da üç kere yaptı. insanlar da bundan kaygılandılar. Çünkü, hafif namazın olmayacağını sandılar.
Adam geldi, "Ben hata ve doğru yapan bir insanım. Bana nasıl namaz kılınacağını göster ve öğret!" dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Evet, namaz kılacağın zaman, Allahın sana emrettiği gibi abdest al!
Şehadet getirip kamet getir, eğer Kurândan bir şey biliyorsan oku! Bilmiyorsan, sübhanallah, elhamdülillah, allahuekber ve lâilâheillallah, de.
Sonra rükû et, dolgunca rükû yap, sonra ayakta tam bir biçimde dur!
Sonra secdeye git, secdeyi de iyi ve tam yap!
Sonra kalk! Bunları böylece yaparak namazını kılarsın, namazın tamamlanmış olur. Dediklerimi tam olarak yapmazsan namazın noksan olur."
Adam, "Bu birincisinden daha kolay geldi, çünkü bu tarife göre, namaz eksik yapılınca tamamı gitmiyor da, sadece eksik yapılmış oluyor," dedi.
Rıfaâ radıyallahu anh. Tirmizî.

205. Huzeyfe radıyallahu anh, namazı hızlı kılan bir adam gördü ve sordu:
"Sen ne zamandan beri bu namazı kılıyorsun?"
"Kırk senedir."
"Demekki sen kırk seneden beri namaz kılmıyorsun! Bu kıldığın namazla ölürsen, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin yolunun dışında ölmüş olursun!" dedi.
Zeyd radıyallahu anh. Buhârî.

206. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki:
"Oğulcuğum, sakın namazda sağa sola bakmayasın! Çünkü, namazda sağa sola bakmak, helâk olmaktır."
Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

207. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz namaza durduğu zaman, gözlerini yummasın!"
İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

208. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, avuçlarımı avuçlarına alarak, sûre öğretir gibi, bana "teşehhüd"ü öğretti:
"Ettahiyyâtü lillâhi vessalâvatü vettayyibâtü. Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh. Esselâmü aleyna ve âlâ ibadillahis salihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh."
"Bunu söylediğin zaman namazın tamamlanmış olur. Ondan sonra istersen kalkabilirsin, istersen oturabilirsin."
İbn Mesûd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

209. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin en çok yaptığı dua şudur:
"Allahümme âtinâ fiddünya haseneten ve filâhireti haseneten ve kınâ azâbennâr."
Enes radıyallahu anh. Buhârî.

210. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim bana salâtüselâm getirmeyi unutup ihmal ederse, cennet yolunu şaşırır."
İbn Abbas radıyallahu anh. İbn Mâce.

211. "Ey Allahın Resulü! Sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz, fakat sana nasıl salâvat getireceğiz?" diye soruldu.
"Şöyle deyin!" buyurdu:
"Allahümme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Kema salleyte âlâ ibrahime. inneke Hamîdün Mecîd. Allahümme bârik âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Kema bârekte âlâ ibrahime. inneke Hamîdün Mecîd."
İbn Ebî Leylâ. Buharî.

212. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Namazın anahtarı temizlik, namaz dışı olanları yasaklayanı tekbir, onları yeniden helâl kılanı ise selâmdır. Fatihayı ve bir sûreyi farzda veya başka namazda okumayanın namazı yoktur."
Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

213. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sağına ve soluna şöyle selâm verirdi:
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullah. Esselâmü aleyküm ve rahmetullah."
Selâm verirken, yanağının beyaz yeri arkadan görünürdü.
İbn Mesûd radıyallahu anh. Nesêî.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Allahu Teala'nın Sıfatları

Allah'ın zati sıfatları nelerdir?
1. Vücüd : Var olmak,
2. Kıdem : Varlığının başlangıcı olmamak,
3. Beka : Varlığının sonu olmamak,
4. Vahdaniyet : Bir olmak,
5. Muhâlefetun-lil - Havadis: Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek,
6. Kıyam binefsihi : Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak.

Allah'ın sübütü sıfatları nelerdir?
1. Hayat : Diri olmak,
2. İlim : Bilmek (Allah her şeyi bilir.)
3. Semi : İşitmek (Allah her şeyi işitir)
4. Basar : Görmek (Allah her şeyi görür)
5. İrade : Dilemek (Kainatta her şey Allah'ın dilemesiyle olur.)
6. Kudret: Herşeye gücü yetmek,
7. Kelam : Konuşmak. Cenab-ı Hak konuşur, fakat onun konuşması ses, dil ve harf yardımıyla değildir. Nasıl konuştuğunu ancak kendisi bilir.
8. Tekvin : Yaratmak. Allah her şeyi yoktan var eder. O'ndan başkası bir zerreyi dahi yaratamaz

Hele bir anlatıver Güzel Dost! Kimler aldandı?

Hele bir anlatıver Güzel Dost! Kimler aldandı?
- Cehennemi hesaba katmayan dindar aldandı!
Çünkü Kuran şöyle anlattı: “Allah tarafından hiç hesaba katmadıkları karşılarına çıkıverdi” Zümer Suresi, 47.
Söyle bana Can Dostum kimler aldandı?
- Cennetteki yerini hazır bilen herkes aldandı!
Zira Kuran “O öyle sizin kuruntu ve hayallerinizle olacak iş değil” buyurmuştu. Nisa Suresi, 123.Bir daha söyleyiver başka kimler aldandı?

- Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünya-perest aldandı!
Zira Kuran turrayı şöyle bastı: “Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir! Velev (hatta) eflake ser çekmiş surlarda bulunun” Nisa Suresi, 78.
Güzel Dost! Anlat bana daha kimler aldandı?
- Ameline güvenen abid (çok ibadet eden) aldandı!
Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam şöyle ferman buyurdu:
Zinhar aldanmayın! Hiç kimse ameli ile kurtulamaz!
Soruldu: Sen de mi Ya Rasulallah?
Cevap verdi: Evet ben de!
Başka kim kandı, kimler aldandı?
- Salih amel işliyorum sanan riyakar (iki yüzlü) aldandı!
Çünkü Kutsi Hadiste Allah Teala şöyle buyurdu: ..Kim bir amel işler de o amele benimle birlikte bir başkasını ortak ederse onu ve şirkini başbaşa bırakırım. Anlatıver Hakîm! Sonra kim aldandı?

- Aleme telkin (nasihat) verip kendini unutan vâiz aldandı!
“İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz?” Bakara Suresi, 44.
Başka var mı? Daha kim aldandı?
- Rabbini bırakıp hevasına (nefsin zararlı ve günah olan arzuları) kulluk eden aldandı!
“Gördün mü o hevasını ilah edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın. Yoksa onların çoğunu işitirler veya akıl ederler mi sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi hatta gidişçe daha sapkındırlar” Furkan Suresi, 43-44.Hele bir anlat Sevgili Dost! Başka kimler aldandı?

- Rahmete güvenip kendini emniyete salan fâsık (günahkar) aldandı!
“Allahın kendilerine kuracağı plandan emin mi oldular?! Kendilerine yazık eden kavimlerden başkası Allahın mekrinden (uyun,düzen) emin olmaz!” A’raf Suresi, 98.
Hele bir daha anlat, başka kimler aldandı?
- Yolunun eğriliğinden şüphe etmeyen kendini bilmez aldandı!
“Tuttukları yol sebebiyle dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmiştir de zannnederler ki cidden iyi bir iş yapıyorlar.” Kehf Suresi, 104.Göster bana Can Sevgili! Daha kimler aldandı?

- Kendini hizmette bilip, kılını dahi kıpırdatmayanlar aldandı!
“Allah gayret gösterip cihad edenlere, olduğu yere mıhlanıp kalanların çok üzerinde bir ecr-i azim ihsan etmiştir.” Nisa Suresi, 95.
Avaz et Hatip avaz, ta ki herkes duysun! Hele hele kimler aldandı?
- Nasıl desem bilmem ki Namazsız aldandı!
Hele bir baksan ya Kuran nasıl anlattı: “Ashabı yemin (cennetlik olanlar) Cennetten seslenip mücrimlere (suçlu) soruyorlar, sizin bu sekar cehennemine girmenize ne sebep oldu? diye.
Onlar da diyorlar: Biz namaz kılanlardan değildik” Müddessir Suresi, 39-43.Kim öz-canını yaktı, kimler aldandı?

- “Ben bundan sonra kurtulmam.” diyen meyus (ümitsiz) aldandı!
“De ki: Günah işlemek suretiyle öz-nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz o öyle gafur, öyle rahim. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden evvel tevbe ile Rabbinize dehalet edin ve ona halis müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız!” Zümer Suresi, 53-54.
Ey Güzel Hayırhah! Anlatıver kim aldandı?
- “Allah dilemeseydi günahkar mı olurdum!” diyen kaderci aldandı!
“Diyeceği gün bir nefis: Eyvah! Allah yanında yaptığım eksikliklerden dolayı hasretime bak, doğrusu ben eğlenenlerden idim. Yahud diyeceği: Allah bana yolunu gösterse idi ben de müttakilerden, Allahtan korkan dindarlardan olurdum.” Zümer Suresi, 56-57.Ey Nâsih! De bana daha kimler aldandı?

- “Keşke her günahım bunun gibi olsa” diyen müznib (günahkar) aldandı!
Zira Sahabi Hazreti Enes şöyle anlattı: Sizler, size göre saç kılından ince, kıymeti olmayan işler yapıyor, günahlar işliyorsunuz. Lakin biz onları Rasulullah zamanında helak sebebi sayıyorduk.
Anlat anlat daha kimler aldandı?
- “Bakma! Benim kalbim temiz” diyen amelsiz aldandı!
“Yemin olsun ki zamana! İnsan mutlak hüsranda. Ancak şunlar müstesna: Onlar iman edip salih salih amel işlediler!” Asr Suresi, 1-3.Başka kim, daha kim aldandı?

- “Bir lokma bir hırka devirleri geçti artık; bu zamanda herşey para!” diyen zengin aldandı!
“Oyaladı o malda çokluk kuruntusu sizleri. Ta.. ziyaret edişinize kadar kabirleri. Öyle değil, ileride bileceksiniz. Sonra öyle değil ileride bileceksiniz. Öyle değil ilmel yakin bileceksiniz. Kasem olsun o cehennem ateşini çaresiz, göreceksiniz. Sonra kasem olsun onu çaresiz, aynel yakin göreceksiniz. Sonra kasem olsun o gün mallarınızdan hesaba çekileceksiniz” Tekasür Suresi.
Hele bahset başka kim aldandı?
- “Bu zamanda da bu olur mu canım!” diyen cahil aldandı!
“Rabbinin kelimesi doğrulukça da adaletçe de tam kemalindedir, onun kelimelerini değiştirebilecek yok, işiten de O, bilen de O. Yerdekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar, onlar sırf zan ardına gider ve sade atarlar.” A’raf Suresi, 115-116. Deyiver bana başka kim aldandı?

- “Göreceksin biz nice hacı-hocadan önce girecez cennete” diyen nâdan (cahil) aldandı!
“Şüphesiz korunan müttekıler içindir Rabblerinin katında naim Cennetleri. Artık müslimleri mücrimler gibi kılar mıyız? Neniz var? Nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa size mahsus bir kitap var da onda şu dersi mi okuyor sunuz?” Kalem Suresi, 34-37.
Bir daha söyle! Kim kandı, kimler aldandı?
- “Hem ondan hem bundan lazım; öyle tek taraflı, a-sosyal olmaz” diyen bîhaber (habersiz) aldandı!
Zira “İyi bir amel ile diğer bir kötüyü karıştırdılar” Tevbe Suresi, 102. Konuş Hatip konuş! Başka kim aldandı?

- “O kadar incesine aklım ermez” diyen akıllı aldandı!
“Onlar dünya hayatını zahiren biliyorlar. Ahiret hakkında ise hepten gafiller!” Rum Suresi, 7.
Bahsediver Hatip! Daha kim aldandı?
- “Bu da bir şey mi canım, millet neler işliyor” diyen günahkar aldandı!
“Ona kendi kazandığı, size de kendi kazandığınız. Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz” Bakara Suresi, 134.
Lakin “Şüphe yok bütün yaptıklarınızdan mesul tutulacaksınız” Nahl Suresi, 93.Anlatıver Dostum! Daha kim aldandı?

- “Benim babam da hacı” diyen evlat aldandı!
Çünkü baksana dalgalar arasındaki inkarcı oğlu için yalvaran Nuh peygambere ne denildi: “Ey Nuh!.. O senin ailenden değil, çünkü o, dürüst iş yapan temiz bir insan değildi. O halde hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Onun kurtulması için dua ederek cahil bir iş yapmandan seni sakındırırım” Hud Suresi, 46.
Haber et Hatip haber! Başka kim aldandı?
- “Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum”diyen aldandı!
Zira Efendimiz bir gün soruverdi: Bilir misiniz gıybet nedir? diye.
Ashab, Allah ve Rasulu daha iyi bilir, dediler.
Efendimiz, kardeşini beğenmiyeceği şekilde anmandır, buyurdular.
Soruldu: Ya söylediğimiz şey onda varsa?
Cevap verdi Efendimiz: Eğer varsa onu gıybet ettin demektir. Şayet söylediğin onda yoksa, bu zaman da ona iftira ettin demektir.Daha kim yandı, kimler aldandı?

- “İşlediysek biz işledik; azabını çeker diyetini öderiz”diyen bedbaht (bahtsız) aldandı!
“Yemin olsun! Rabbinizin azabından onlara velev bir nefha, bir kıvılcım dokunuverse VAY BİZLERE derler” İsra Suresi, 21.
Vah Nâsih vah! Demek bunca insan aldandı!
- Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!
ALLAH bizi aldananlardan eylemesin...
Amin...

Hayatımıza yön veren Hadis-i Şerifler

Cum'a günü kim cemaatin omuzlarını yararak ilerlerse cehenneme bir köprü ittihaz olunur.
(Tirmizi, Salat 369)
Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.
(Muvatta, Salâtu'l-Cemâ'a 5)
Bir kimse, iflâs edenin yanında malını aynen bulmuş ise, bu mala o, herkesten daha ziyâde hak sâhibidir.
(Buhari, İstikrâz 14)
- Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm şu duayı çok yapardı:

"Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine):

"Ey Allah'ın resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir."
(Tirmizi, Kader 7)
Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı aleni işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işledigi kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı aleni işlemenin bir çeşididir.
(Buhari, Edeb 60)
"Kimin yanında fazla hayvan varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin."

Resülullah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki, bizden hiç kimsenin (yol sırasında) herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı düşüncesine vardık."
(Müslim, Lukata 18)
İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu.
(Buhari, Rikak 2)
Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) bir başka rivâyette şunu söyler: "Kendisinde dikbaşlılık olan bir deveye bindim. (Hırçınlık etmeye başlayınca ileri-geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm): "Rıfkla, tatlılıkla davran! diye müdâhale etti..."
(Müslim, Birr 79)
"Ey Allah'ın Resûlü! dedik, mü'min korkak olur mu?"

"Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:

"Evet!" buyurdular. Biz yine:

"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."

(Muvatta, Kelâm 19)
Bir adam, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Yaptığım işin iyilik veya kötülük olduğunu nasıl anlayabilirim?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Komşunun "iyi yaptın!" dediğini işitirsen iyilik yaptın demektir. Eğer "kötülük yaptın!" dediklerini işitirsen, kötülük yaptın demektir" buyurdular."
(Kütübü Sitte, 7261)
Ey Allah'ın Resulü. dendi, hangi kadın daha hayırlıdır?'

"Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.
(Nesâi, Nikâh 14)
Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip, sonra bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan bir kimsenin misali, bir çobana gelip: "Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!" deyince, çobandan: "Git en iyisinin kulağından tut al" iznine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.
(Kütübü Sitte, 7233)
(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur.
(Ebu Davud, Cihad 42)
Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bâzıları): "Ey Allah'ın Resûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir`?" diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir!" cevabını verdi."

(Tirnizi, Birr 77)
İnsanların en hırsızı, namazdan çalandır, buyurdu. Nasıl çalar ya Rasûlallah? denildiğinde: Rükû ve secdeleri tam yapmaz. (Namazı tadil-i erkana riayet etmeden çabuk çabuk kılar). İnsanların en cimrisi de, selam vermekten kaçınandır.

(Taberani)

Hadis-i Şerif

Efendimiz Hz.Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :



Ey ademoğlu! Eğer fazla malını Allah yolunda harcarsan bu senin için daha hayırlıdır. Kendine saklarsan senin için zararlıdır. Kefaf (yeterli miktar) sebebiyle levm edilmezsin. (Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla. Üstteki el (yani veren), alttaki elden (yani alandan) daha hayırlıdır.

Müslim, Zekat 97

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Günde 5 vakit Miraca!

Hikmet ehli zatlar buyuruyorlar ki:

Peygamber efendimiz, Ümmihani’ye Mirac’ı söyleyince, (Aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer) dedi. Peygamber efendimiz de, (Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın) buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. (Cenneti, Cehennemi gidip gören mi var) diyenler oluyor. Evet, var. Kim var? Hayatında hiç yalan söylememiş olan Muhammed aleyhisselam var.

Her mübarek gece, kıymetlidir; fakat Mirac gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Izdırap ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber efendimiz, bir ay Taif’te, İslamiyet’i anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar.

Üzüntülü bir şekilde dönerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat etti. Addas adındaki, bağın bekçisi, üzüm getirdi. Peygamber efendimiz, Bismillahirrahmanirrahim deyince, Addas şaşırdı, bu sözü buralarda hiç duymadım dedi. Peygamber efendimiz, sen nerelisin diye sorunca Nineveliyim dedi. Kardeşim Yunus’un ülkesindensin, o da benim gibi peygamberdi buyurdu. Addas, Yunus’u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz dedi ve iman etti, ben de sizinle gelmek istiyorum dedi. Peygamber efendimiz, şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti.

Gece amcasının kızının evine geldi, (Aç, amcan oğlu Muhammed’im) buyurunca Ümmühani, (Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok) dedi. Peygamber efendimiz, (Yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter) buyurdu.

Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Habibim bu halde gene bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana getir) buyurdu. Önce, Mescid-i Aksa’ya geldi, bütün peygamberlere imam oldu. Sonra göklere çıktı. Allahü teâlâyı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü, (Ya Rabbi, ümmetim için de bunu isterim) dedi. İşte, beş vakit namaz, bize Mirac olarak verildi.

Mirac’da ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan, Mirac’dan mahrumdur. 1400 yıldır devam eden, başka bir olay yoktur. İşte Mirac, 1400 yıldır devam ediyor. Mirac, aklın bittiği, imanın başladığı yerdir. Mirac namazdır. Allahü teâlâ, namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa, hayat vardır. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namazdan mahrum olan, her şeyden mahrumdur.

14 Temmuz 2009 Salı

Allah (Celle Celâlühû) adına iyilik yapmanın faziletleri

İbn Mesud'dan (ra): Resullullah (sav) buyurdu ki: ''İnsanlar kıyamet gününde son derece çıplak, aç, susuz, yorgun ve muhtaç bir şekilde haşredilirler. Kim dünyada Allah (CC) için giydirirse Allah (CC) kıyamet günü on giydirir, kim Allah (CC) için yemek yedirirse Allah da ona yemek yedirir, kim Allah (CC) için su içirirse Allah da ona su içirir. Kim Allah (CC) için amel işlerse Allah onu ahirette zegin yapar. Kim Allah (CC) için affederse Allah (CC) da onu affeder.

Ca'fer el-Abdi ve Hasan'dan (ra). Resullullah (sav) buyurdu ki:

''Allah (CC) kullarından yemek yedirenlerle melekleri yanında iftihar eder.

Cabir'den (ra): Resullullah (sav) buyurdu ki:

''Aç bir müslümanı doyurmak bağışlanmayı icap ettiren bir haslettir''

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Günahlardan arınmak için

Hz. Ali Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Hiçbir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve ardından kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahından mağfiret dilesin de, Allah onu affetmesin."

(Tirmizi)

10 Temmuz 2009 Cuma

Ağız sağlığı

1. Beyaz diş diyeti uygulayın. Eğer çok fazla siyah çay ya da sigara içiyorsanız, bunun dişleriniz üzerindeki sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırsınız. Dişlerinizde leke yapabilecek yiyecekler yediğinizde ya da içtiğinizde hemen dişlerinizi fırçalayın ya da iyi bir beyazlatma maddesi kullanın. Tüm bunlara alternatif olarak, bir elma yiyebilirsiniz.

2. En az 2 ya da 3 ayda bir diş fırçanızı atın ya da elektrikli diş fırçanızın başlığını değiştirin. Aksi halde, dişlerinizi fırçalarken sadece bakterileri ağzınıza taşımış olursunuz.

3. Dişlerinizi 45 derecelik açıyla dairesel hareketlerle yavaş yavaş fırçalayın. Dişlerinizi fırçalarken diş minelerine zarar vermemeye özen gösterin.

4. Nefesinizi tazelemek ve diliniz üzerindeki plağı kaldırmak için dilinizi her sabah dil temizleyiciyle temizleyin. Kötü ağız kokusunun bir nedeni de dil üzerinde üreyen bakterilerdir. Günlük dil temizliği ağız kokusunu uzaklaştırmaya yardımcı olur.

5. Arıtıcı gıdalar yemelisiniz. Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz yiyebilirsiniz. En iyi sonuç için, akşam yemeğinden sonra bu yiyecekleri yemelisiniz.

6. Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın. Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve ağzınızdaki, dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.

7. Dişlerinizi beyazlatmak ve lekeleri yok etmek için haftada bir kez karbonatla fırçalayın. Diş macunu yerine karbonat sürün. Diş macununa alternatif olarak tuz da kullanabilirsiniz. Dişetlerinizi tazelenmiş hissetmeye başlarsanız, dişlerinizi tuzla iki günde bir fırçalayın.

8. Nefesinizi taze tutun. Nefesinizin tazeliğini kontrol etmek için avucunuzun içini yalayın ve henüz yaşken koklayın. Eğer bir şey kokuyorsa, şekersiz naneli şeker yiyebilir ya da alkolsüz ağız gargarası kullanabilirsiniz. Piyasada satılan reçetesiz ağız gargaralarının çoğu alkol içeriyor. Gargaradaki alkol ağzınızdaki dokuları kurutabilir ve bakterilere karşı daha hassas hale getirebilir.

9. Dişlerinizin arasını diş ipliğiyle temizleyin. Aynaya bakmadan temizlemeye alışırsanız, arabada, yatakta ve önemli toplantı öncesinde dişlerinizi diş ipiyle temizleyebilirsiniz.

10. Sabahları kalkınca ve gece yatmadan mutlaka dişlerinizi fırçalayın. Sabahları kalkınca yapacağınız ilk iş dişlerinizi fırçalamak olmalı. Böylece uyurken üreyen plak ve bakteriyi yok etmiş olursunuz.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Vakti iyi değerlendimek

Yüce ALLAH c.c. yaratılış amacımızı şu ayeti ile bildirmiştir:
“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”
(Zariyat Sûresi, 56)

Dinimiz gâyesiz ve faydasız vakit geçirmeyi hoş görmemiştir. "Boş vakit", değerlendirilmesi gereken en önemli nimetlerden sayılmıştır.

"Iki nimet vardır ki insanların çoğu bundan gâfildir: Sıhhat ve boş vakit." Bu iki değer insanın iyi değerlendirmesi gereken varlıklarıdır ki hastalık gelmeden sağlığın, dar zaman gelmeden boş zamanı iyi değerlendirmek düzenli bir hayatın en büyük sermayesi olsa gerek.

"Manasız işler" (mâlâyâni) ile meşgul olan kimse dinimizde makbul sayılmaz: "Faydasız şeyleri terketmesi bir kimsenin iyi müslüman olduğunun alâmetlerindendir" hadisi ile boş vakitler muhakkak dünya ve âhirete faydalı olacak bir işlerle doldurulması, kişiye fayda sağlamayacak ve ibadetlerini engelleyecek işlerden uzak durması vurgulanmakta.

Hz. Ömer (r.a.) şöyle derdi: "Ben sizden birisinin ne dünya işi ne de âhiret işiyle meşgul olmaksızın boş vakit geçirmesini hoş karşılamıyorum. Herkes devamlı olarak faydalı bir işle uğraşsın; bir işi bitirdiği zaman başka bir işe başlasın." Bu işler gerekiyorsa bedeni uğraş (çalışma, ibadet, faydalı sporlar vb. gibi) dinlenirken dahi olsa bilgi edinmek için okumak büyük kazanç sağlayan faydalı işlerden olur.Hadis-i şerifte meşrû ve faydalı eğlence olarak dört husus bildirilmiştir; Atıcılık, binicilik, yüzücülük, aile ve çocuklarla eğlenme.

Aslında vücudu dinlendiren, gönlü huzura kavuşturan ve ruhları doyuran şey, ihlâslı olarak yapılan ibadettir, ayette : "Onlar ki, inanmışlardır ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşur; Iyi bilin ki ancak Allah'ı anmakla kalpler huzura kavuşur" (er-Râd 13/28).

Âhiret amelleri; âhirette kurtuluşumuzu sağlayacak, cehennem azâbından bizi koruyacak amellerdir: Helâli-haramı gözetmek, Allah'ın rızasını kazanmak için devamlı gayret içinde olmak; Peygamberimizin (sav) şefâatine nâil olmak için onun sünnetine uymak; mü'minleri Allah için sevmek, kâfirlere Allah için düşman olmak; müslümanların güçlenmesi, düşmanlarına galip gelmesi için cihad etmek... (bunlar ALLAH katında güzel amellerdendir.)

Bütün bu işler ve müslümanların bugün içinde bulundukları zayıf durum çok çalışmayı gerektirmektedir. Bunun için müslümanın boşa geçirecek hiç vakti yoktur. (Fıkıh Ans.)

Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Hayatını gafletle geçiren, dönüş yapar da kalan ömrünü hayırlı işlerle geçirirse, geçmiş bütün günahları da bağışlanır.''
Müslüman kendini tanımalı ve ömrünü boşa geçirmemeli, ALLAH a layık bir kul olmak için elinden geleni yapmalı, şükürü ve zikri dilinden düşürmemeli. Kur an da Cennet ehl inin pişman oldukları hallerinden biri 'boş zamanlarda ALLAH ı zikir etmedikleri' dir.

Amelleri güzelleştirmek ve kulluk bilinci ile yaşamak gayesi en büyük gayretimiz olması duası ile Selamun aleyküm.

Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala Ali Seyyidina Muhammedin ve Sellim.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Sıdk, Birr

Efendimiz Hz.Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :



Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalanda kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir.

Müslim, Birr 102

28 Haziran 2009 Pazar

Paslanan kalblerin cilâsı

Kalplerimizin üzerinde ne kadar çok ağırlık var değil mi? Sanki bir toz yığını, bir tabaka kaplamış da olduğu yerde donup kalmış, burnunun ucunu dahî göremiyor. Derin bir sıklet, bir zaman sonra yerini atâlete bırakıyor. Hakikati görmeye ve hissetmeye ayarlı olan kalplerimiz, bir de bakıyoruz kaskatı kesilivermiş!.. Ne sokağın köşe başında ağlayan küçük bir çocuğun derdi, ne de her gün televizyonlarda seyrettiğimiz vahşet görüntüleri yüreğimizi dağlıyor artık!.. Devekuşu misali, perde kapanıyor, kanal değişiyor ve bir de bakıyoruz her şey düzelivermiş!?


Hâsılı kalplerimiz paslanıyor. Evet, kalplerimiz…

Bir gün Allah Rasulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbına dönerek şöyle der:

“–Demirin paslandığı gibi, şu kalpler de paslanır.”

Ashab-ı kirâm sorar:

“–Öyleyse kalplerin cilası nedir,Yâ Rasûllallâh?”

“–Kur’ân-ı Kerim okumak ve ölümü hatırlamak!..”

Evet… Kalp, mânevî dünyamızın merkezi… Hayatı anlayış, kavrayış ve yorumlayışımız, o merkezin kabullerine, yoğrulduğu alana bağlı!.. Ancak bu tehassüs merkezi, gaflet ve mâsiyetle yoğrulmaya başlamışsa, tehlike çanları başlıyor çalmaya… Neticede duyarsız, ilâhî mesajı alma ve anlamada donuk, isteksiz, hikmet ve tefekkürden uzak bir kalp portresi çıkıyor ortaya..

Yani paslanan bir kalp…

Günümüz insanının en temel problemi aslında bu!.. Sıkıntı ve stres gibi bahanelerimizin altında, paslanan bir kalp yatıyor. Bu hastalık varlığını şiddet, hoyratlık ve anlayışsızlık şeklinde gösteriyor. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerindeki rutubet, fotoğraflarda beliren gözleri şeritli insanların sînelerinden yayılıyor. Ve bu hâle bîgâne kalanların…

Ancak İslâm, insanı hiçbir zaman devasız bırakmamış. Daima elinden tutarak yol göstermiştir:

“Bu Kur’ân, insanlara hak ölçüleri gösteren nûrlardan ibarettir ve şüphesiz îmân edecek bir toplum için hidâyettir, rahmettir.” (Câsiye, 20)

İslâm dininin Rahmet Peygamberi de paslanan kalplere cilâ olarak “Kuran-ı Kerim okumayı” tavsiye ediyor.



Kur’ân-ı Kerîm Okumak
Kur’ân… Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kalb-i pâkinden hüzmelenerek kıyâmate kadar uzanan bir îmân ve mânâ şerâresi… Akıllara durgunluk veren muazzam ve eşsiz bir mûcize..
İnsana insan olma haysiyetini tekrar tekrar hatırlatan ve bu şerefi bahşeden Rahman’a en güzel şükür ifadesi… Kur’ân okumak…

“Allah Teâlâ buyuruyor: Kimi Kur’ân okumak ve bana duâ etmek, benden (dünyevî) bir şey istemekten alıkoyarsa,, ona şükredenlerden daha çok sevab veririm.” (Tirmizî, Ebû Said’den)
Dikkat edilirse hadîs-i kudsî’de “Kur’ân okumanın mukâbilinde daha çok sevab” vaad ediliyor.
Sevab, iyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilen mükâfât mânâsına gelir. Günah ise bunun tam zıddıdır ve işlenen her günah, bir hadis-i şerifte de bahsedildiği üzere kalbe âdetâ siyah noktalar hâlinde konur ve bir süre sonra o kalp kararak kaskatı kesilir. Yani paslanır.

Sevab ise, sadece iyiliklere karşı verilen bir mükâfât olmakla kalmıyor, aynı zamanda kalpteki günah lekelerini temizliyor ve kalbimize mânevî bir enerji veriyor. Dikkat edersek günlük işlerimizde dahî en küçük muvaffakiyetimiz, ruhumuza güç ve zindelik verir. İşte Rabbimize yakınlaşma adımlarını ifade eden sevaplar da kalbimize mânevî bir kuvvet ve dirilik kazandırıyor

Hele ki, söz konusu olan, Kur’ân-ı Kerîm okumaksa eğer, kalp yavaş yavaş üzerindeki atâleti atmaya başlıyor, kalbî duyuşlar harekete geçiyor.

“Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdeki şüphelere bir şifâ ve müminler için bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.” (Yûnus, 57)

Böylece “İşleyen demir, ışıldar!..” darb-ı meselince Kur’ân’la coşan, harekete geçen kalp, cilalanarak ayna misali parlamaya başlıyor.


Kalp Aynasındaki Sûretimiz
Zaman zaman hepimizin zihnine takılır. Sorgularız kendimizi… Acaba kalbimiz ne durumda? Mesâfe alıyor mu? İleriye doğru mu yol alıyor yoksa geriye doğru mu? Yaptığımız ibadetlerde kazançlı çıkıyor muyuz? Sînemizde taşır dururuz da, aczimizden, ıssız bir sükut kaplar her yanı..
Mârifet yolunun mübârek yolcularından, Kur’ân âşığı bir sahâbî… Abdullah bin Mesud -radıyallahu anh-, bakın bu hususta bize nasıl bir ipucu veriyor:

“Kişinin kendi vaziyetini (uzun uzun) yoklamasına lüzum yok. Eğer Kur’ân’ı seviyor ve oradaki hükümler hoşuna gidiyorsa, Allah ve Rasulü’nü seviyor demektir. Eğer Kur’ân-ı Kerim hoşuna gitmiyorsa, Allâh’ı ve Peygamber’i sevmiyor demektir!..”
Kalp terakkisinde Allah ve Rasûlü’ne sevginin yeri büyük… Ancak görüyoruz ki, bu sevginin sağlanması, Kur’ân’ı ve O’nun hükümlerini sevmekten geçiyor. Ve bu sevgi, uhrevî hayatımıza ebedî saadeti muştularken, bu âlemde de hayatımıza nizam veriyor, ruhumuza mânevî hazzın sofralarını açıyor. Davranışlarımıza apayrı bir ahenk kazandırıyor. Öyleyse Kur’ân’ı okumaya dâir önemli bir husus daha çıkıyor karşımıza… Kuran’ı severek okumak…

Kur’ân’ı Severek Okumak
Sevgidir hayatı anlamlı kılan, hayat enerjimizi arttıran… Bize var olduğumuzu hissettiren, varlığımızı devam ettiren dinamikleri harekete geçiren, ateşleyen… Böylesi bir nimetin, müslümanın en büyük kıymeti Kur’ân’la birleşmemesi ne büyük bir garâbet olur değil mi?
“De ki: Allâh’ın ihsânıyla ve rahmetiyle, ancak bununla ferahlansınlar!.. Bu, onların toplamakta olduklarından (dünya menfaatinden daha) hayırlıdır?” (Yunus, 57)
Kur’ân, bir anne merhametiyle bizi kucaklayarak hidâyet yurduna taşımak isterken, hayırsız evlâdın asabiyetine denk bir reddedişle O’ndan ve hükümlerinden uzaklaşmak, ne hazin, ne büyük bir nasibsizlik…
O vakit Kur’ân’ı severek, gönülden isteyerek okumalı… Eskiler Kur’ân’a ve ahkâmına karşı sevgi ve tâzimleri sebebiyle O’nu nakışlı bohçalara sarar, okuyacakları zaman âdeta sayfaları incitmekten korkar, bunun için özel süslü iğneler kullanırlarmış. Sonra da misk kokuları sürer, evlerinin en nâdide köşesinde muhâfaza ederlermiş. Ancak bizim gibi bohçasında yıllarca garip bırakmaz, hem okuyarak, hem de yaşayarak hakkını verirlermiş.


Âyet-i kerimede buyrulduğu vechile:

“Kim Allâh’ın şeârine (şiarlarına, prensiplerine ve hürmet edilmesini istediği şeylere) tazim ederse, şüphe yok ki, bu, kalplerin takvâsındandır.” (Hac, 32)

Kur’ân, “Şeâir-i İslâm”dandır. Yani İslâm’ın en büyük nişânelerindendir. Bu yüzden bir müminin sevgi ve tâzimine en ziyâde lâyık olandır. Eskilerin îtinasının sebebi bu…

Hâl böyle olunca, onların Kur’ân’dan istifadeleri daha farklı oluyordu. Kur’ân ahlâkı, onlarda daha fazla kendini gösteriyordu. Bu durum, kendi vaziyetimizi görmek için en büyük ipucu… Kalp aynamıza bakalım şimdi!.. Kur’ân okurken sûretimizde ne kadar sevgi gizli…

Seven, Özler
Kur’ân’a olan sevgimizin en büyük göstergesi ise, onu özlemektir. Çünkü onu özlemek, Allah ile sohbet etmeyi, O’nunla konuşmayı özlemektir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
“Sizden birisi Rabbi ile münâcât ve mükâlemeyi (O’na yalvarıp O’nunla konuşmayı) severse huzur-i kalb ile Kur’ân okusun.” (Suyûtî, 1, 13/360)

Ashâb-ı Kiram’ın Kur’ân’a olan düşkünlükleri bambaşkaydı. Vahiy ile o kadar hemhal olmuşlardı ki, Efendimiz’den sonra vahyin kesilmesi, kederlerinin bir kat daha artmasına sebep olmuştu.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in vefatından sonra Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anhümâ-’ya:

“–Kalk, Allah Rasûlü’nün yakını olan Ümmü Eymen’e gidelim, Rasûlullâh’ın yaptığı gibi, biz de O’nu ziyaret edelim.” dedi.

Yanına vardıklarında Ümmü Eymen -radıyallâhu anha- ağlamaya başladı. Onlar:

“–Niçin ağlıyorsun? Efendimiz için Allah katındaki nîmetin çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?” diye sordular. Ümmü Eymen:

“–Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz için elbette daha hayırlı olduğunu biliyorum. Ben asıl vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum!..” dedi.

Bu, vahye karşı nasıl bir muhabbettir ki, O’nun nihayete ermesi, kalplerinde müthiş bir teessür uyandırıyor. Onların yüreğinde nasıl bir dostluk peydâ olmuştu ki, bütün ihtiyaçlarının cevabı tamam olmuşken, yeni bir nüzûl ile mülâkî olamamanın hicrânını yaşıyorlardı.

Ya bizler!.. Kur’ân bize ne kadar heyecan veriyor?! Bizim durumumuzu izah sadedinde İmam Gazâlî Hazretleri, “el-İhyâ”sında Tevrat’tan şöyle bir nakil kaydeder:

“Ey kulum!.. Benden utanmıyor musun? Yolda giderken dostlarından bir mektup alsan hemen kenara çekilir, inceden inceye onu okur ve ne demek istediğine dikkat eder, bir kelimesini anlamadan geçmezsin. Hâlbuki ben sana «Kitab» gönderdim. Ve orada sana enine boyuna düşünüp gereğiyle amel edesin diye tekrar ettiğim pek çok emirlerim var. Sen onlardan yüz çevirir, aldırmazsın. Yoksa senin yanında, o arkadaşın kadar da mı değerim yoktur? Ey kulum!.. Bazı ahbaplarınla sohbet ettiğin zaman onları can kulağıyla dinlersin, onlara yönelir ve yanlarına iyice sokulursun. Hatta bir gürültü eden olursa darılırsın!.. Ben sana yönelip seninle konuştuğum hâlde sen gönlünü bana vermiyorsun? Yoksa senin nazarında ben o arkadaşlarından daha mı değersizim?!”
Sevgilerimiz, hasretlerimiz kimlere, neye kilitli? Kalp aynamızda kimler var? Kalbimiz hangi ortamları ve kimleri mutluluk merkezi olarak kabul ediyor? Medya, teknoloji ve çağdaşlaşma adına yapılan her şey, insana sanal mutluluklar üretmeye çalışırken niçin insan mutsuz ve yalnız…
Kasım bin Abdurrahman bir gün tenhâda bir âbidle karşılaşır.

“–Burada oturup konuşacağın kimse yok, yalnız başına ne yaparsın?” diye sorar.

Bunun üzerine adam, yanındaki Kur’ân-ı Kerîm’i gösterir ve:

“–Bundan daha iyi bir arkadaş mı olur?” der.

Yol arkadaşı, gidilen yolun kadrince olmalı!.. Gittiğimiz yol, “Darü’s-Selâm” kapısına ulaşacakların yoluysa eğer, Kur’ân ve Kur’ân hâdimlerinden özge dost mu olur?

Hayat, iki günlük yol ise ve her şeyin nihayete ereceğinin hâlâ farkındaysak eğer, yalnız değiliz!.. Çünkü fenâyı (yok olmayı) fark eden, tevhid yolundadır. Tevhid yolunda olan kimsenin ise, dostu Allah, rehberi Kur’ân’dır.

Haydi şimdi kalplerimizdeki pası, Rasûl’ün Kur’ân okumaya dâvet çağrısıyla cilâlayalım!.. Parlayan yüzünde kalbimizin, gözleri Kur’ân sevgisiyle ışıldayan, O’nu özleyen sûretimizi bulalım!.. Bir de nihayete eren yalnızlığımızı…

27 Haziran 2009 Cumartesi

Cennetle alâkalı

Sual: Bal yiyen baldan bıkar, Cennet ne kadar güzel olsa da, insan bu nimetlerden bıkmaz mı? Monoton hayat insanı sıkmaz mı?

CEVAP

Bu çok yanlış bir düşüncedir. Bu, Allahü teâlânın sonsuz kudretinden şüphe etmek olur. Hâşâ Onu âciz sanmak olur.

Cennette monoton hayat yoktur. Dinimiz, iki günü aynı olanın ziyanda olduğunu bildirir. Ahirette de her gün nimetler artacak, iki gün eşit olmayacaktır. Her gün aynı şeylerden farklı ve daha fazla zevkler alınacaktır. Yine her gün, farklı şeylerle, farklı nimetlere karşılaşılacaktır. Allahü teâlânın kudretinden şüphe edilmez. İnsan, bilmediği şeyleri, bildiği şeylerle mukayese eder. Hâlbuki bilinmeyen şey, bilinen şeye kıyas edilmez. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Dünya, mümine zindan gibidir.) [Müslim]

(Dünya, ana rahmine göre Cennet, Cennete göre ise çöplük gibidir.) [M. Name]

Çöplükle Cennet mukayese edilir mi? Ana rahmindeki bir çocuğun, nasıl ki, dünyaya gelip, çeşitli olaylara karşılaşacağını bilmesi mümkün değilse, Cennete gidecek müminin de, orada kavuşacağı nimetleri bilmesi mümkün değildir.

Allahü teâlâ, Cennette, cemal sıfatıyla görünecektir. Mümin, Allahü teâlâyı görünce, cennetteki bütün nimetlerden aldığı zevklerden daha fazla zevke kavuşacaktır. Bir âyet meali:

(Kıyamet günü ışıl ışıl parlayan yüzler, Rablerine bakacaklardır.) [Kıyamet 22, 23]

Yunus suresinin, (Güzel amel edenlere, hüsna [Cennet] ve ziyadesi de vardır) mealindeki 26. âyet-i kerimesindeki ziyade kelimesini Resulullah efendimiz rüyet [Allahü teâlâyı görmek] olarak açıklayıp, (Dolunayı gördüğünüz gibi kıyamette Rabbinizi açıkça görürsünüz) buyurdu. (Buhari)

Bir insanın Rabbimizin kudretiyle yaratılacak nimetleri hayal etmesi asla mümkün değildir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Cennette hiç kimsenin görmediği, işitmediği ve hayal bile edemediği nimetler vardır.) [Müslim]

(Cennet nimetleriyle, dünyadakiler arasında yalnız isim benzerliği vardır.) [Beyheki]

Rüya ile dünya hayatı bile mukayese edilmez. Rüyada gözlerimiz kapalı olduğu halde çok yerleri görürüz. Dilimiz oynamadığı halde konuşuruz. Yani görmemiz gözle, konuşmamız dille değildir. İşitmemiz kulakla, yürümemiz ayakla değildir. Rüyada hükümdar olsak ne çıkar. Az sonra uyanınca, hayal olduğu görülür. İşte dünya hayatı da, rüya gibidir. Asıl hayat olan ahirette hükümdar olmak gerekir. Hadis-i şerifte (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Nasıl ki, rüyadaki şeyleri bile dünyadaki nimetlerle mukayese etmek uygun değilse, dünyadaki şeyler de, Cennetteki nimetlerle mukayese edilmez.

Allahü teâlânın sonsuz kudretine inananın, Onun bildirdiği her şeye inanması gerekir. Cenab-ı Hak, Cennette hiçbir sıkıntı, üzüntü, pişmanlık, bıkkınlık olmayacağını, Cennet ehline istedikleri her nimetin verileceğini bildiriyor. Cennet nimetleri yanında, dünya nimetleri, onların gölgesi, resmi gibi bile değildir. Ağacın resmiyle kendisi nasıl aynı şey değilse, Cennet nimetleri yanında dünyadakiler de öyledir. Allahü teâlâ, dünyaya mahsus nimetleri, yoktan yarattığı gibi, ahirette de, hatıra, hayale gelmeyen nimetleri yoktan yaratacaktır. Allah için güçlük olmaz. Birkaç âyet-i kerime meali:

(İyilik edenlere, en güzel mükâfat ve daha fazlası vardır. Yüzlerinde keder ve zilletten bir eser yoktur. İşte bunlar Cennette devamlı kalacaklardır.) [Yunus 26]

(İman edip salih amel işleyenler, Firdevs Cennetlerinde sonsuz kalır, oradan hiç ayrılmazlar.) [Kehf 107-108]

(Cennetin neresine bakarsanız bakın, bol nimet ve büyük saltanat görürsünüz.) [İnsan 20]

(Mümin olarak salih amel işleyeni, sıkıntısız güzel bir hayat içinde yaşatacağız. Bunları, yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracağız.) [Nahl 97]

(İyi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandığını hiç kimse bilemez.) [Secde 17]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, “Salihlere gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hatırına gelmeyen şeyler hazırladım” buyurdu.) [Buhari]

(Cennete giren ölmez, ebedi yaşar. Hep mutlu olur, üzülmez, ümitsizliğe düşmez, elbisesi eskimez ve gençliği gitmez.) [İbni Ebiddünya]

(Cennet ehli, hiç hastalanmaz ve yaşlanmaz; hiç üzülmez ve hep neşeli olur.) [Müslim]

(Cennet ehlinin aralarında anlaşmazlık olmaz, gönülleri birdir.) [Buhari]

(Cennetinki hariç, her nimet yok olur. Cehenneminki hariç, her kaygı biter.) [İbni Lâl]

(Ancak Cennete giren rahata kavuşur.) [İ. Ahmed]

(Cennete giren, “Bir ata bineyim” derse biner, “uçayım” derse, uçar.) [Tirmizi]

(Hak teâlâ, Cennet ehline “Razı mısınız” buyurur, onlar, “Elbette razıyız, sayısız nimetler ihsan ettin” derler. Sonra “Daha iyisini vereyim mi” buyurur. Cennet ehli “Daha üstünü de mi var” diye sorarlar. “Sizden hep razı olur, size asla gücenmem” buyurur.) [Buhari]


Cennet nimetleri



Mümin için hazır bekleyen cennet,

Akıl almaz nimetlerle doludur.

Her gün katlanır, çoğalır nimet,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Cennet ehli ölmez, ebedî yaşar,

Hayrete kapılır, görünce şaşar,

Her çeşit ihsanlar dolar da taşar.

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Cennette monoton yaşayış yoktur,

Kaybolmaz hiçbir şey, arayış yoktur,

Ayıplayan olmaz, kınayış yoktur,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Rahata kavuşur, cennete giren,

Mest olur solmayan gülünü deren,

Nimete gark olur, Mevla’yı gören,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Hiçbir rahatsızlık, sıkıntı yoktur,

Aranan şey olmaz, hepsi pek çoktur,

Bunları yaratan cenab-ı Hak’tır.

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Üzüntü ve keder asla bulunmaz,

Rahatımız kaçmaz, canımız yanmaz,

Lütuf değişiktir, kimse usanmaz,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Dünya mümin için, benzer zindana,

Müjdeler pek çoktur ehl-i imana,

Cennete girince erer ihsana,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



İman ile ölmek büyük ganimet,

Hayal edilemez verilen nimet,

Kıyas edilir mi, zindanla cennet,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Cennet ehli yaşar, hiç hastalanmaz,

Asırlar geçse de, asla yaşlanmaz,

Kötüden, çirkinden, eser bulunmaz,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Cennet ehli, kötü sözler işitmez,

Giydiği eskimez, yediği bitmez,

Yaşlanmaz asla, gençliği gitmez,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Günahkâr mümine, şefaat vardır,

Cennette muazzam saltanat vardır,

Her yönden mükemmel bir hayat vardır,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Namaz, oruç gibi, ibadet yoktur,

Kıskançlık, haset yok, rekabet yoktur,

Her gün bayram olur, saadet çoktur,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Kalblerden geçeni Rabbimiz bilir,

İstenilen şeyler anında gelir,

Önüne her çeşit nimet serilir,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Cennetin her yeri döşeli olur,

Üzüntü yok, herkes, neşeli olur,

Yok yoktur, arayan her şeyi bulur,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Yasak yoktur, günah işlemek yoktur,

Öyle birbirini şişlemek yoktur,

Kimse kötülenmez, taşlamak yoktur,

Akıl almaz nimetlerle doludur.



Mehmet Ali Demirbaş

18 Haziran 2009 Perşembe

Sevgili Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :



Sizden birisi namaz kıldığında hakikatte Rabbiyle konuşmaktadır. Öyleyse nasıl konuştuğuna dikkat etsin.

Hakim, Mustedrek 1/336

17 Haziran 2009 Çarşamba

Kadir Has Üniversitesi Mezunlar Derneği ile röportaj

Bize biraz kendinen bahseder misin? (Lise eğitimin, kadir has eğitimi sırasındaki aktiviteler..)

- Liseyi Şeyh Şamil Lisesi’nde okudum. Haliyle Kadir Has Üniversite’sini burssuz kazandım fakat daha sonra akademik başarımdan dolayı tam burs ile ödüllendirildim.
Kadir Has Üniversitesi’nde Bilişim Güvenliği Kulübü’nü kurduk. 1 sene başkanlığını yaptım. Derslerle beraber sosyal aktiviteleri beraber götüremeyince başkanlığı bıraktım ve derslerime çok çalıştım. Bölüm birincisi olarak mezun oldum. Şimdilerde Prof. Dr. Tuncay Saydam hocamızın ve Kadir Has Üniversitesi’ndeki çok değerli hocalarımızın destekleri ile doktoraya kabül aldığım University of Delaware’de, resmi işlemleri tamamlamaya çalışıyorum.

Amerika’da doktora yapma fikrin nasıl oluştu?

- Çok güzel bir iş yapıyorsunuz. Öğrenci arkadaşlara faydalı olmak açısından tecrübelerimizin derlenip toparlanması gerçekten çok önemli. Çünkü ABD’de doktora yapmayı düşünürken hep maddi açıdan kendimi nasıl destekleyebilirim diye düşündüm. Tecrübelerini internette paylaşan bir arkadaşımızın dediği gibi “birçok engel var. Bunlardan biri de maddi engellerdir ve engeller aşmak içindir”. Bu felsefeyi gördüm o yazıda. Kendi kendime madem bu da bir engelden başka birşey değildir, ben bunu aşmalıyım Yüce Allah’ın yardımıyla. Fulbright bursuna başvurmuştum son sınıfta. Bursu kazanamazsam ülkemde yüksek lisans yaparım diye düşünüyordum. TOEFL ve GRE testlerini almadığım için mülakattan sonrasını geçemedim. Fakat maddi meseleleri engel olarak görünce bunu da aşmanın yolu vardır diye düşündüm ve şuan University of Delaware’de doktoraya tam burslu bir şekilde Yüce Allah’ın lütfuyla kabul aldım. Yaşadıklarımı tam bir mucize olarak görüyorum. UDEL ABD’nin en iyi üniversiteleri arasında olduğu için dünyanın heryerinden zeki öğrencilerle buluşmak, onlarla projeler yapmak hayalimdi. Şimdi bunu elde etme fırsatım oldu. Buna ulaşmak için bazı riskleri almam gerekiyordu, mesela burssuz geldim. Okuldan burs çıkıp çıkmayacağı belli değildi.

ABD’de doktora eğitimi almak benim tutkum olmuştu.


Başvuru sürecinden biraz bahseder misin?
- Yurtdışında üniversitelere başvururken en az 1 sene önceden hazırlıkların tamamlanmasını tavsiye ediyorlar. Bu çok doğru lakin benim son dakikaya yetişti. İyi üniversiteler genelde 1 sene evvelden başvuruları durduruyorlar. Bazısı dersler başlayana kadar başvuru oldukça değerlendirmeye alıyor. Bunları sitelerinden araştırmak lazım. Her ne kadar internet sitelerinde başvuru kabül süresi bitti deseler bile hocalarla görüşüp yine de kişi kendisini kabul ettirebilir. Tabi bunlar istisnalar için. TOEFL ve GRE en zorlandığım aşamalar oldu. Bunları hallederken en az bir sayfalık niyet mektubu yazılmalıdır. Finansal belgeler tamamlanmalıdır. Bunlar resmi prosedürlerdir ve google’dan da bulunabilir. Asıl bahsetmek istediğim google’da arayıp ta bulunamayanlar. Yani kendimin ve burada başvuru sürecini yaşayan arkadaşlarımın tecrübelerinden ilginç olanlarını aktarmak. Bu anlatacaklarım buralara gelmeyi düşünenler için sadece Z planı olmalıdır. Okuyanları tembelliğe itmesi yerine imkansız birşeyin olmadığını göstermek içindir. ABD gibi bir yerde bile ne kadar esnekliklerin olduğunu göstermek içindir.

Bilindiği gibi ABD’de çok şiddetli bir ekonomik kriz var. Bu, çok iyi üniversiteler de içinde olmak üzere birçok üniversiteyi bütçe kesintisi yapmaya zorladı. Hal böyle olunca, kimi krizden etkilenir beli bükülür kimi de krizi fırsata çevirebilir. Üniversitelerin beli bükülürken, MEB bursluları krizi fırsata çevirdi. Hem kendileri hem de güzelim ülkemiz adına. South Carolina’da tanıdığım MEB burslu bir arkadaşım TOEFL’sız kabül aldı. Hem de iyi bir okul olan Clemson University’den. Uyguladığı taktik şu oldu. Arkadaşım biliyordu ki, TOEFL sadece ingilizce bildiğini gösteren bir belgedir. Ben TOEFL’dan çok düşük alsam bile konuşup anlaşabiliyorum dedi ve gidip hocalarla görüştü. Yüzyüze kendini anlattı. Böylece ingilizce bildiği kanaatini hocalarda uyandırdı. Sonra dedi ki “Benim MEB bursum var. Size paranızı devletim ödeyecek ve bana geçinebileceğimden daha fazla maaş ödeyecekler. Devlet garantili yani.” Bunu duyunca zaten mest oluyorlar. Diyorlar ki bu öğrenci ingilizce biliyor, parası da var peki biz bunu neden reddedelim ki.

Yine bir arkadaşım bu hikayeyi bizzat sahibinden benimle beraber dinledikten sonra 61 TOEFL skoru ve Verbal + Quantitative GRE skoru 900 den aşağı olmasına rağmen (NŞA’da en az 1000) aynı taktikle başvurdu ve şu günlerde kabül belgesini bekliyor. Bu arkadaşı hocalarla görüşmesi için Atlanta, GA’dan Clemson, SC’ya arabamla götürdüm. Bizzat şahidim ki hoca “seni kabul ediyoruz” dedi.

Bunlar maddi faktörleri fırsata çevirmekle ilgiliydi. Diğer fırsat faktörlerinden biri de referans mektupları. Eğer başvuracağınız üniversitede sizi tanıyan bir hoca var ise, o zaman işler kolaylaşıyor. O hoca sizi önerdiğinde akan sular durabiliyor.

Eğer yaptığınız bir yayın varsa o zaman çok güzel kapılar açılabilir. Ama kimse lisans mezunundan böyle birşey beklemiyor.

Sıra benim hikayeme geldi. University of Tennessee at Chattanooga’dan da kabül almıştım. Onun hikayesi biraz ilginç. TOEFL’dan ilk skorum çok düşüktü. Başvuru süreci çoktan bitmişti ve derslerin başlamasına çok az kalmıştı. Orada okuyan arkadaşlarıma sorduğumda sen yine de başvur dediler. Tamam dedim elimdeki belgeleri gönderdim. ABD’de herşey resmi belgelerle halloluyor – istisnalar olsa bile - . TOEFL’a tekrar girmek çok vakit kaybına neden olacaktı. Dolayısı ile elimdeki çok düşük olan skoru gönderdim. Sonra okula gidip bölüm başkanı, program direktörü ve diğer hocalarla görüştüm. Bana bölüm başkanının söyledikleri şu oldu: “Sen çok iyi konuşuyorsun. İletişim kurarken seninle hiçbir problemimiz olmadı. Neden bu kadar düşük bir skor aldın?” diye. Tabi diyemedim “hayalim Georgia Tech’te okumaktı(ilk 10 içinde). 100 almam lazımdı ama soruları görünce 100 alamayacağımı anladım ve okumadan seçenekleri işaretleyip çıktım”. Neyse en sonunda oradan(UT) bana kabul verdiler.


Bu anlattıklarım en son uygulanması gereken şeyler. Yani isterim ki okuyanları tembelliğe itmesin. Elimizden gelen herşeyi en iyi şekilde yaptıktan sonra kabulü garantiye almak için bunları uygulamalıyız.


Amerika’da doktora yapmak isteyen Kadir Has Üniversitesi öğrencilerine neler tavsiye edersin?

ABD’de okumak isteyen arkadaşlara tavsiyem şunlar olabilir. ABD Türkiye’den toz pembe görünüyor. Bana da öyle gelirdi. Sıkıntı çekmeye hazır değilseniz MUTLAKA TOEFL ve GRE’yi ülkemizde alıp ve hatta kabulü de alıp öyle gelin buralara. Maddi desteğiniz yoksa gelmenizle gitmeniz aynı anda olabilir. Ülkemiz gibi değil burası. Para konuşuyor malesef.

Ayrıca arkadaşlar GPA’lerini yüksek tutmalılar çünkü düşük GPA’li birinin yüksek GPA isteyen bir okuldan kabul aldığını henüz duymadım. Hatta GPA’i istenilen GPA’den 0.1 gibi küçük bir farkla aşağıda olduğu için yine KHAS mezunu bir arkadaşımın iki kere reddedildiğini biliyorum. Yardımcı olabildiysem ne mutlu bana. Soruları olan arkadaşlar bana bilal_bayindir@hotmail.com adresimden ulaşabilirler.

12 Haziran 2009 Cuma

Nasihatler

İmam-ı a’zam hazretleri, imam-ı Ebu Yusuf’a ettiği nasihatte buyurdu ki:
(İlim sahiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Fasıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Kimseyi küçümseyip hafife alma. Sırrını kimseye açma. Çok iyi bilmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme.)
İmam-ı a’zam hazretlerinin sözü sorduğunuz hadis-i şerifi açıklar mahiyettedir. (Çok iyi bilmediğiniz kimseye güvenme) buyuruyor. Buna kadın da dahil elbette.

Zeynel Âbidin hazretleri, oğlu Muhammed Bâkır’a buyurdu ki:
Ey oğlum, dört çeşit kimseyle arkadaşlık etme ve onlara güvenme!
1- Fasıklarla,
2- Cimrilerle,
3- Yalancılarla,
4- Sıla-i rahmi terk edenlerle.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Evliya ve mürşid-i kâmil

Sual: Her evliya aynı zamanda mürşid-i kâmil midir?
CEVAP
Her mürşid-i kâmil evliyadır; ama her evliya mürşid-i kâmil değildir, hatta mürşid bile olmayabilir.

Mürşid-i kâmil, bütün işleri, İslamiyet’e uygun olan, tasavvuf ilminde uzman Ehl-i sünnet âlimi demektir. Derin âlim yani müctehid olmayan, mürşid-i kâmil olamaz. Başka ilimlerin uzmanlarına kâmil denmez.

Mürşid-i kâmil, ictihad derecesinde yüksek âlim olduğu için, hem ilim, hem de marifet sahibidir. Buna, (Zül-cenahayn) denir. Akılla anlaşılan bilgilere (ilim), kalble anlaşılan bilgilere (marifet) ve (irfan) denir.

İnsan çalışmakla evliya olabilir; fakat mürşid-i kâmil farklıdır. Mürşid-i kâmil, hem zahiri ilimlerde, hem de tasavvuf bilgilerinde ihtisas sahibidir. Kâmil ve mükemmildir, yani hem yetişmiştir hem de başkalarını yetiştirebilme kabiliyetine sahip büyük âlimdir.

Bir kimse, kitap okumadan evliya olabilirse de, mürşid olamaz. Mürşidin, müctehid olması ve marifette, (Vilâyet-i hassa-i Muhammediyye) mertebesinde bulunması lazımdır.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Mürşid-i kâmilin bakışları, kalb hastalıklarına şifa verir. Onun teveccühü, yani kalbini bir kimseye çevirmesi, kötü, çirkin huyları insandan siler, süpürür.)

Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
(Mürşid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezhep imamlarıdır. Bu dört imam, İslâm dininin dört temel direkleridirler.)

Ulema ve evliya
Sual: Âlimler mi daha üstündür, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen Evliya mı?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İlim öğrenen kimse, nefsine uyarak günah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmaya çalışanlardan, daha üstün tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, Peygamberlik makamından nasibi olur. İslamiyeti bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur. Bu, Allahü teâlânın öyle bir nimetidir ki, dilediği seçilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek büyüktür. (1/48).

Eski mürşidler
Sual: Eskiden Mürşid-i kâmil olan zatlar, müridlerinin hallerinden nasıl haberdar olurdu?
CEVAP
Bazıları, Hazret-i Ömer’in r.a. gördüğü şekilde, televizyon ekranındaki gibi net görürlerdi, buna tayy-i mekân denir. Bazıları da, tevilli olarak, yani alametlerini görüp anlarlardı. Bazıları da, hiç görmeden kalblerine ilham olunurdu.

Bid’at ehli evliya olamaz
Sual: Evliya zatların hepsi Ehl-i sünnet miydi? Bid’at ehlinden evliya olamaz mı?
CEVAP
Bid’at ehli, hakiki müslüman değil ki, evliya olabilsin. Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid’at sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Evliyalık nurları, bunların kalblerine girmemiştir. Amelde ve itikadda olan bid’atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid’at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadıyla süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb, yakîn nuruyla aydınlanamaz. (Merec-ül-bahreyn)

Üveysilik nedir?

Sual: Üveysilik nedir?
CEVAP
Sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallahu Teala Aleyhi Vesellem) veya evliyanın ruhları ile terbiye edilene üveysi denir. Kitaplardaki bilgiler şöyle:

Evliyadan birine üveysi olmak için her gün tenha bir yerde iki rekât namaz kılıp, bir Fatiha okuyup, sevaplarını onun mübarek ruhuna göndermeli, bir müddet onun ruhunu düşünmeli. Birkaç gün sonra onun üveysisi olunur. (Dürr-ül-mearif)

Evliyadan birinin üveysisi olmak için tenha bir yerde iki rekât namaz kılıp, sevabını o velinin ruhuna gönderip ruhunu düşünerek beklemelidir. (Makamat-i Mazheriyye)

Üveysi olmak için itikadın düzgün olması ve dinimizin emirlerine uyulması gerekir. Ayrıca, çok sevmek de şarttır. Böyle bir kimse, istediği velinin üveysisi olabilir. Üveysi olan da, o veli tarafından terbiye edilerek yükselir.

İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Sevgili Resulullah Efendimizin (Sallallahu Teala Aleyhi Vesellem) vârislerinden birine üveysi olan, aynı zamanda Resulullah'a a.s.m. da üveysi olmuş olur.

Evliyanın farkı
Sual: Evliya da insan olduğuna göre, diğer insanlardan farkı nedir?
CEVAP
Evliya da insandır; fakat bir veli, evliya olmamış binlerce Müslümandan üstündür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hiç bir şey, mislinin, bin katı olamaz. Fakat gerçek mümin, [veli kul, arif-i billah] bin insandan daha iyidir.) [Taberani]

Kur'an-ı kerimde de bu müminlerin yani evliyanın, ariflerin üstün olduğu bildiriliyor:
(Siz gerçekten mümin iseniz, çok üstünsünüz.) [Al-i İmran 139]

Evliya kime denir?

Sual: Evliya nasıl tanınır, vasıfları nelerdir?
CEVAP
Çalışmak farz olduğu için, enbiya ve evliya da çalışır. Mesela Âdem aleyhisselam, çiftçilikle uğraşırdı. Nuh aleyhisselam marangoz, Davud aleyhisselam demirci idi. Evliya-i kiram da çeşitli meslek sahibi idiler. Allahü teâlâ, (Sevdiklerimi [evliyamı] halkın içinde saklarım, herkes tanıyamaz) buyuruyor. Onları tanıyan kimseler az da olsa vardır.

Evliyanın vasıflarından bazıları şöyle bildirilmiştir:
1- Evliyanın kerameti olur. Gaybı yalnız evliya değil, melekler ve hatta Peygamberler bile bilmez. Ancak Allahü teâlâ, dilerse, herhangi bir kuluna da bildirir. Peygamber efendimizin gaybı bildiren çok mucizesi vardır. Evliyanın da gaybı bildiren çok kerametleri görülmüştür.

2- Evliyayı gören kimsenin gönlü ona mail olur. Evliyanın her sözü, her hareketi İslam’a uygundur. Yanında bulunan kimselerin kalblerinde Allah korkusu ve Allah sevgisi hâsıl olur. Başka şeylerden soğur. Evliya, ölü kalbleri diriltir. Kalblerdeki pası temizler. Onun yanında duranın günah işleme arzusu yok olmaya başlar.

3- İtikadında bozukluk olan evliya olamaz. Amelde ve itikadda bid’atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid’atlerden temizlenmedikçe ve doğru itikad ile süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez.

4- Evliya bütün kötü huylardan uzaktır. İyi huylarla süslenmiştir. Kendisine zulmedeni affeder, darılana iyilik ve ihsanda bulunur. Onda mal, mevki ve şöhret hırsı bulunmaz. Övülmeyi sevmez. Yerilmekten korkmaz. Tevazu sahibidir. Kendisini kimseden üstün görmez. Hiç kimseyi aşağılamaz. İlim sahibidir, ihlâsla amel eder. Kimsenin zararını istemez. Herkese merhamet eder, acır. İnsanların saadeti için çalışır. Sözünde durur. Emanete riayet eder. Kimseye hıyanet etmez. Suizan, gıybet ve fitneden kaçar. Haklı olsa da münakaşa etmez. Belalara, sıkıntılara göğüs gerer. Nimetlere şükreder. Ehline danışarak iş yapar. Günah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten çok korkar. Çok istiğfar eder.

Kısacası evliya en iyi insan demektir. Muhammed Salim hazretlerine, (Bir kimsenin evliya olduğu nasıl anlaşılır?) dediklerinde, (Tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile bir kimsenin veli olduğu anlaşılır) buyurdu.

Eskiden evliya çok idi
Eskiden Abdülkadir-i Geylani, imam-ı Rabbani ve Ahmed Rıfai hazretleri gibi mürşid-i kâmil olan evliya var idi. Evliya oldukları bazı vasıfları ile bilinirdi. Böyle zatların vasıfları kitaplarda bildirilmiştir. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olana Evliya denir. Başkalarının da kavuşmalarına vasıta olana Mürşid denir. Mürşid-i kâmilin, yani rehberlik eden evliyanın alameti, itikadının düzgün olması ve İslam ahkâmına tam uymasıdır. Sözleri, hareketleri İslam ahkâmına uygun olmayan zat, havada uçsa da, rehber olamaz. Evliya ile konuşmak ve onu görmek, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. Allahü teâlâdan başka her şey kalbe soğuk gelir. Allahü teâlâ, (Evliyam şunlardır ki; ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım) buyuruyor. Resulullah efendimize, evliyanın alametleri sorulunca, (Onlar görülünce Allah hatırlanır) buyurdu. Bugün yapılacak iş, eskiden yazılmış, İslam âlimlerinin kitaplarını okumaktır.

Mürşidin vasıfları
Eski mürşidlerin vasıflarından birkaçı şöyledir:

1- Lüzumlu akaid ve fıkıh bilgilerine vâkıf idiler. Fıkıh bilmeyen evliya olamaz.

2- Hep güler yüzlü olup, bir anne şefkati ile talebeyi terbiye ederler idi.

3- Hiç bir talebenin parasında gözü olmazdı. (Allah’ın evliyası, cömertlik ve güzel ahlak üzere yaratılmıştır) hadis-i şerifine uygun vasıfta olup, talebelerine elinden gelen yardımı yaparlar idi.

4- Talebelerinin sırlarını gizli tutarlardı. (Seçilmişlerin kalbleri sırların mezarıdır) denirdi.

5- (Üstada da, talebeye de saygılı olun) hadis-i şerifine göre merhametli ve tevazu sahibi idiler.

6- (Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır) mealindeki âyet-i kerime mucibince ilimleri ile büyüklenmezlerdi.

İlmi ile mağrur olanlar, ilimleri az olanlardır. Az bir şey öğrenince her şeyi öğrendiklerini zannederler. Fazla bilgi sahibi olanlar, ilmin sınırsızlığını ve sonuna ulaşmaktan aciz olduklarını bildiklerinden tevazudan ayrılmazlar. Zaten âlim, bilmediklerinin bildiklerinden çok olduğunu bilen zattır.

7- Bilmedikleri olursa, “Bilmiyoruz” demekten çekinmezlerdi.
Peygamber efendimiz de, bütün yaratılmışların en üstünü olduğu halde, (Bilmiyorum, Cebrail aleyhisselama sorayım da öyle cevap vereyim) buyurmuştur. Hazret-i İbni Abbas da (Bilmiyorum diyemeyen helak olmuştur) buyuruyor.

8- Malayani, yani boş konuşmazlardı.

9- Talebeleri de üstün kimselerdi. Her talebe, Allahü teâlânın sevgisi ile ve Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanardı. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldeydi. Uykuları kaçar, gözyaşları dinmezdi. Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz, her işinde Allah’tan korkar, titrerdi. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınırdı. Her işinde sabreder ve affeder, her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendinde görürdü. Her nefeste Allah’ı düşünür, gaflet ile yaşamaz, kimseyle münakaşa etmezdi. Bir kalbi incitmekten korkar, kalbleri Allahü teâlânın evi bilirdi. Eshab-ı kiramın hepsini, “radıyallahü teâlâ anhüm ecmain” diyerek iyi bilir, hepsinin iyi olduğunu söylerdi.

10- İlmiyle amildiler. Yani bildikleriyle amel ederlerdi. Bildiği ile amel etmeyen, kendi görüşünü din gibi ortaya atan ve bölücülük yapanlar kötü âlimlerdir. Kötü âlimler Kur’an-ı kerimde (Kitap yüklü merkebe) benzetilmiştir. (Cuma 5)

Bilin ki, evliyada üç alamet bulunur:
Biri, görenin gönlü, hep ona mail olur.

İkinci alameti sohbetten anlaşılır,
Her ne dese, dinleyen sözüne kail olur.

Üçüncüsü şöyledir, onun cümle azası,
Dinin edepleriyle, her zaman âmil olur.

Evliyayı sevenler ona gönül verenler,
Sayısız nimetlere şüphesiz nail olur.
Basireti açılır, gafleti zail olur.

9 Haziran 2009 Salı

Allahu Teala ile Kul Arasındaki Perde

Kabr-i şerifi Bilecik’te bulunan Hak dostlarından Şeyh Muhlis Dede ”rahmetullahi aleyh“, bir günkü sohbetinde;
- Allahü teâlâ ile insan arasında olan en büyük perde nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
- Bilmiyoruz efendim, nedir? dediler.

- Kendi nefsini düşünmesi ve kendi gibi aciz olan bir kula güvenmesidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- İnsanların değil, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı düşünmelidir.

Şöyle devam etti:
- Aileye ve çocuklarına karşı tatlı dilli ve güler yüzlü olmalı, onların haklarını yerine getirecek kadar aralarında bulunmalıdır. Onlara bağlanmak, Allahü teâlâdan yüz çevirecek kadar olmamalıdır.

İki şeyi unutun!

Bir gün sevdiklerine buyurdu ki:
- Kardeşlerim, iki şeyi unutun. İki şeyi ise hiç unutmayın!

Sordular:
- Onlar nedir hocam?

Buyurdu ki:
- Unutacağınız iki şey, yaptığınız iyiliklerle, başkasının size yaptığı kötülüklerdir.

- Ya unutmayacaklarımız?
- Onlardan biri Ölüm, diğeri Allahü teâlâdır.

Kalbin gıdası nedir?

Biri sordu bu zata:
- Kalbin gıdası nedir hocam?
- İlimdir. Ama her bilgi bir vebaldir insana.

Soran kişi şaşırdı.
- Her bilgi vebal midir?
- Evet. Ama bu vebalden kurtulmak mümkün. Bildiğiyle amel eden, kurtulur vebalden. Ama o da yetmez.

- Yetmez mi hocam, neden?
- Çünkü amel de ihlasla yapılması lazım.

- İhlasla yapılmazsa?
- Hiçbir faydası olmaz. “Eski paçavra” gibi sahibinin suratına çarpılır.

Allahu Teala'nın Rahmetini Celbetmek

İrşat eserlerinde Allah (cc)'ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır.

Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb'imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.

İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb'imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:

1� Rabb'imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb'ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb'imiz rahmetine layık görmektedir.

� Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb'imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz?

2� Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?

� Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?

3� Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?

� Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?

4� Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?

� Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?

5� Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?

� Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?

6� Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.

� Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?

7� Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, 'Bu da geçer yaHu!' diyerek ayakta kalmayı başarmak.

� Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?

8� Başınıza gelenler konusunda Allah'ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.

� Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?

9� İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?

� Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?

10� Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu?

� Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?

Dikkat: Rabb'imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb'imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.

Kur'an-ı Kerim Hizmetinin Karşılığında ...

Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adama Kur'an öğretmiştim. Bana bir yay hediye etti. Bunu Resulullah aleyhissalatu vesselam'a haber verdim: 'Eğer onu alırsan, ateşten bir yay almış olursun' buyurdular. Ben de geri iade ettim.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Ahirette şefaat olacak biiznillah

Erzurum Evliyasından Osman Efendi’ye “rahmetullahi aleyh“ bir gün bazı dostları;
- Efendim, ahirette günahkârlar için şefaat olacak mı? diye sordular.
- Elbette, buyurdu.

- Kimler şefaat edecek efendim?
- Önce Peygamberler, sonra salih kullar, yani alimler, Evliyalar, şehitler şefaat edecek, buyurdu.

Ve ekledi:
- Nitekim Peygamber efendimiz aleyhisselam; “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefaat edeceğim” buyuruyor.

Sırat köprüsü nasıldır?

Bir gün de;
- Efendim, bize “Sırat köprüsü”nden bahseder misiniz, dediler.

Cevabında;
- Sırat köprüsü, Cehennemin üzerinde kurulacak, buyurdu. Müminler, selametle geçip Cennete gidecek. Kâfirlerin ayakları kayarak, Cehenneme düşeceklerdir.

Sordular:
- O nasıl bir şey efendim?

- “Sırat köprüsü” deyince, bildiğimiz köprüler gibi sanmayın. O, dünyadaki köprüler gibi değildir. Mesela sınıf geçmek için “imtihan köprüsü”nden geçilir diyoruz, değil mi?

- Evet efendim.

- Her talebe buradan geçtiği için “köprü” diyoruz. Yoksa imtihanın, köprüye benzeyen bir tarafı yoktur.

Ve ekledi:
- İşte bunun gibi Sırat köprüsünden de herkes geçecek, bazıları da geçemeyip Cehenneme yuvarlanacaktır. Fakat bu köprü, dünya köprüleri gibi ve imtihan köprüsü gibi değildir.

İki şey varsa...

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, şu iki şey sizde varsa, hiç üzülmeyin, buyurdu.

Merak ettiler.
- Onlar nedir ki efendim?

- Birincisi, İslamiyet’e uymak, ikincisi de, size İslamiyet’i öğreten hocanızı ve bütün “Ehl-i sünnet alimleri”ni sevmektir.

Ve ilave etti:
- Bu ikisinde gevşeklik olmazsa, başka şeylerin düzelmesi kolaydır.
“Sen Ey [yalnızlığına] bürünmüş olan! Kalk ve uyar! Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an! Öz-benliğini temiz tut! Ve bütün pisliklerden kaçın! İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma, ama sabırla rabbine yönel. Ve [insanları uyar ki], [yeniden diriliş] sûru üflendiği zaman, o gün, bir ızdırap günü olacaktır.”
Sevgili Peygamber Efendimız (Sallallahü Teala Aleyhi Vesellem) buyurdular ki:
• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır.
• "Bütün ademoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürüıür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. istiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler."
• "Her gün, iki defa, yani sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir."
• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)."
istiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resulullah'a (Aleysiselatü Vesselam)sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları zaman da istiğfar ederler.' buyurdu."
istiğfar; malı, hatta evladı da çoğaltır buyurulmuştur. Bir adam, Hasan-ı Basri'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikayet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikayet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başkası da toprağının verimsizliğinden şikayette bulundu. Bunların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti. Bunun üzeri ne Rabi’ bin Sabıh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi farklı şeylerden şikayet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince, Hasan-ı Basri (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfiretini isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffar'dır. Bol hayır ile üzerinize semayı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh suresi, 10-12.) ayet-i kerımeleri okudu.

Güçleri yettiği halde mani olmazlarsa ...

Hz.Cerir Radiyallahu Anh'tan rivayetle Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselem şöyle buyurdular:

"Bir adam, bir topluluk arasında bir günah işler ve onlar da onu önlemeye güçleri yettiği halde mani olmazlarsa, ölümlerinden evvel, Allah onlara bir azab verir."

(İbn Neccar)

7 Haziran 2009 Pazar

Sevginin üç alâmeti

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Sevginin üç alameti vardır:
1- Sevdiğini seveni sever, sevmeyeni de sevmez:
Bu, sevenin elinde değildir, gayri ihtiyari olur. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerini ve kitaplarını seveni, elinde olmadan sever. Tenkit ediyorsa, sevmiyorsa, onu sevemez. Tenkit edene sevgisi varsa, sevgisinde yalancıdır. Sevseydi, tenkit edene hiç değilse, kalben kızması, buğzetmesi gerekirdi.

2- Sevdiğine itaat eder:
Kendi aklına, mantığına, gördüğüne değil, sevdiğinin sözüne itaat eder. Ulema kitaplara, evliya ise hocasının sözüne bakar. Akıl, kavuşana kadar lazımdır. Kavuştuktan sonra, hocaya değil de, akla tâbi olmak zararlıdır.

Nitekim Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, Şems-i Tebrizi hazretlerine kavuştuktan sonra, onu çok sevmesine rağmen, işin içine aklı karışıyordu. Hocasının bazı sözlerini, işlerini aklı almıyordu. Baktı, iş felakete gidiyor, aklını bırakıp hocasının bildirdiklerine uydu. En sonunda, gerçeklere vakıf olunca, (Aklımı bıraktım, hocama tâbi oldum ve kurtuldum) buyurdu.

3- Hep sevdiğinden bahseder:
Elinde değildir. Ya kendisi bahseder, ya da hep ondan bahsedilmesini, onun konuşulmasını ister. Bir beyit:
Bir büyüğü tanıyan, ne kadar da bahtlıdır,
Hep ondan konuşması, elbet daha tatlıdır.

İşte bu üç vasıf kimde varsa sevgisinde samimidir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, talebesinin birine para verip, (Bana bir ekmek al) dedi. O da ekmeği alıp, hocasına verdi. Hocası, tamam sen işine bak diyerek, yola çıktı. Talebe de peşinden gitti. Hazret-i Mevlana bir mağaraya girdi. Orada bir köpek yavrulamış. Açlıktan ölecek olan köpeğe, ekmeği suya batırıp batırıp yedirdi. Tam çıkacakken talebesiyle karşılaştı. Merakla bakan talebeye, şu mealdeki bir hadis-i şerifi söyledi:
(Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahü teâlânın mahlûklarına kim merhamet ederse, Allah ona merhamet eder.)

İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.)

(Yerdekilere merhamet etmeyene, gökteki melekler merhamet etmez.)

Merhamet imandandır. Onun için, bu din, merhametle bugüne kadar gelmiştir.

Bir kimse, Sevgili Peygamber Efendimizin (Aleyhisselatü Vesselam), torunları Hazret-i Hasan r.a. ile Hazret-i Hüseyin’i r.a. öptüğünü görünce (Benim on tane çocuğum var. Hiç birini öpmedim) der. Peygamber Efendimiz a.s.m., (Merhamet etmeyen, merhamete kavuşamaz) buyurur.