28 Mayıs 2009 Perşembe

İstikamet nasib eyle Ey Yüce Allah'ım c.c.

Niçin kılmazsın farzı, sünneti
Değil misin Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmeti
Anmaz mısın cehennemi, cenneti
İman sahibi kul böyle mi olur?

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Sabır ve Şükür

SUAL

(Allahın nimetlerini yiyip, şükredenin sevabı, oruç tutup sabredenin sevabından az değildir) hadis-i şerifinde, şükretmek, neden oruç tutup sabretmekten daha sevabdır? Oruç tutup sabreden çok sıkıntıya katlanır; ama şükretmek daha kolay değil mi?

CEVAP

Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun kullanmak demektir. Yani Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa, şükretmiş olmaz, nankörlük etmiş olur. Şükrün esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille söylemektir.

Büyüklerin söyledikleri gibi, Horasan’ın köpeklerini de aç bıraksanız, sabretmiş olur. Şükretmek ise, çok zordur. Onun için Kur’an-ı kerimde, (İnsanların çoğu şükretmez, şükredenler azdır) buyuruluyor. Her uzvun şükrü vardır:

1- Ellerin şükrü: Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak,

2- Dilin şükrü: Yalan, gıybet, iftira, fuhuş söz gibi kötü şeylerden uzak durmak, hayır söylemek ve Allahü tealayı zikretmek,

3- Gözlerin şükrü: Harama bakmamak, Müslümanların kusurlarını görmemek ve her şeye ibretle bakmak,

4- Kulakların şükrü: İyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, çalgıları dinlememek, söylenilen ayıpları duymamak,

5- Burnun şükrü: Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak,

6- Ayakların şükrü: Kumarhane, meyhane gibi kötü yerlere gitmemek, camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek,

7- Fercin şükrü: Zinadan, livatadan uzak durmak, nikâhlı eşle beraber olmak,

8- Midenin şükrü: Mideye haram lokma sokmamak, helal şeyleri yiyip içmek,

9- Kalbin şükrü: Kibir, ucb, suizan, öfke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, övünmek gibi şeylerden kaçmak; ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, hüsnüzan etmek gibi güzel vasıflara sahip olmak, yani kötü sıfatlardan kurtulup güzel huylarla süslenmek,

10- Bedenin şükrü: Oruç tutmak ve namaz kılmak.



Diğer şükürlerden bazıları:

Allah’ı tanımanın şükrü: Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip, hubb-i fillah buğd-i fillah üzere olmak, yani sevdiklerini sevip, düşmanlarına düşman olmak ve ayrıca çok elhamdülillah demek,

Peygamberi tanımanın şükrü: Sünnetiyle amel etmektir.

Bir büyüğü tanımanın şükrü: Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik içinde olmak.

İmanın şükrü: Doğru iman bilgilerini Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak, Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.

Aklın şükrü: Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmak.

İlmin şükrü: Bildiğiyle amel etmek ve emr-i maruf yapmaktır.

Sağlığın şükrü: Oruç tutmak, bedeni günah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır.

Malın şükrü: Zekât, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır.

Evin şükrü: Evde günah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır.

Arabanın şükrü: Faydalı hizmetlerde kullanmaktır.

Mesleğin şükrü: Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır.

Eşin şükrü: Haklarına riayet etmek ve onu üzmemeye çalışmaktır.

Evladın şükrü: Akikasını kesmek ve İslam terbiyesi üzere yetiştirmektir.

Dertten kurtulmanın şükrü: Şükür secdesi yapmak veya şükür namazı kılmaktır.

Günün şükrü: (Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeş-şükr) diyen gündüzün şükrünü yerine getirir. Akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek, okuyan da gecenin şükrünü yerine getirmiş olur.

İbadet etmenin şükrü: Sabah akşam yüz kere, (Sübhanallahi ve bi-hamdihi sübhanallahil’azîm) demektir.

Bütün nimetlerin şükrü: Bütün nimetlerin, Allahü teâlânın lutfü ve ihsanı olduklarını düşünerek İslam’ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir. Bunun için, şu üç hususa riayet etmelidir:

1- Ehl-i sünnet itikadına göre itikadı düzeltmek,

2- İslamiyeti Ehl-i sünnet âlimlerinin ilmihal kitaplarından öğrenip, bunlara uymak,

3- Tasavvuf büyüklerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir.

19 Mayıs 2009 Salı

Fatiha Suresinin Meali ve Önemi

(Ümm-ül-Kur’an) da denilen Fatiha-i şerifenin meali şöyledir:

(Rahman ve rahim olan Allahü teâlânın ism-i şerifini okuyarak başlıyorum. Hamd ve senanın en üstünü, bütün âlemleri yaratan, [bir nizam üzere birbirine bağlayan] Allahü teâlâya mahsustur. Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette kullarına çok merhamet edicidir. Kıyamet gününün mâliki [ve hâkimi] yalnız Odur. Biz, ancak sana ibadet ederiz [Senden başka ibadete layık ve müstahak olan hiçbir şey yoktur] ve ancak senden yardım isteriz. Bizi [itikadımızda, fiillerimizde, sözlerimizde ve ahlakımızda, ifrat ve tefrit arasında, orta yol olan] doğru yolda bulundur! [Bu yolda bizi sabit eyle!] Bizi kendilerine [fadl ve ihsanınla] nimet verdiğin kimselerin [Enbiyanın, evliyanın ve Sıddıkların] yolunda bulundur! [Hakkı kabul etmeyip] senin gazabına uğrayanların ve sapıkların yolunda bulundurma! [Âmin].) [C. Veremedi kitabı]

Fatiha-i şerifenin önemi hakkında birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Fatiha ve Âyet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez, nazar değmez.) [Deylemi]

(Hayrı en çok olan sure Fatiha’dır, her derde şifadır.) [Beyheki]

(En faziletli sure Fatiha’dır.) [Hâkim]

(Fatiha suresi Allahü teâlânın gazabını önler.) [Şir’a]

(Fatiha suresi zehirlere şifadır.) [Ebu-ş-şeyh]

Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamla otururken bir melek gelip dedi ki:

(Senden önce hiç bir peygambere verilmeyen, sadece sana verilen iki nurla seni müjdeliyorum. Bunlar Fatiha suresiyle, Bekara suresinin son âyetleridir. Bu ikisini okursan, istediğin mutlaka verilir.) [Müslim]

Bir kabile reisini yılan soktu. Eshab-ı kiramdan biri Fatiha suresini okuyunca, Allahü teâlânın izniyle hasta şifaya kavuştu. Kabile reisi, 30 koyun hediye etti. Sahabi, caiz olup olmadığını bilmediği için Peygamber efendimize sordu. Resulullah, (Ne okudun?) buyurdu. O da, Fatiha suresini okuduğunu bildirince, ona buyurdu ki:

(Fatihanın şifa olduğunu nasıl bildin? O koyunları, yanınızdakilerle paylaşın ve bana da bir hisse ayırın!) [Buhari]

Dua okuması bildirilen yerlerde, Fatiha okumak daha iyidir. Fatiha suresi, duaların en iyisini bildirmek için nazil oldu. İmam, Fatiha dediği zaman, herkesin sessizce okumaları iyi olur; çünkü duaların sonunda hamd etmek müstehabdır. Hamd etmenin en iyisi de, Fatiha okumaktır. (Berika)

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Sonsuz Şükürler Olsun Sana Allah'ım!

İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7

Allah'ım! Nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin (nimet ve sağlığın) bozulmasından,ansızın cezalandırmandan ve öfkene sebep olan her şeyden sana sığınırım. Müslim, "Zikir", 96

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Kim İmam Olur

Sayacağımız vasıflar kimde bulunursa imamlığı önce o yapacağından, tereddütleri zâil olur... İmamlık yaparken kimler ön sırayı alır?

1) Bir topluluğun içinde imamlık yapacak olan, o topluluğun namazın farzını, sünnetini en iyi bileni olmalıdır. Hangisi namazla alâkalı mes'eleleri diğerlerinden daha fazla bilir, namazın neden bozulup, neden sehiv secdesi gerekeceğini iyi kestirirse o, imamlıkta en önde gelir, ilk hak onundur.

2) Bundan sonraki sırada, okuyuşu güzel olan, tecvid üzere okuyan gelir. Hangisi Kur'ân-ı Kerîm'i güzel okur, tecvidine riayetle edâ ederse o imamlık yapar.

3) Bundan sonra da, takvâ üzere olanı seçilir. Haram - helâl titizliğinde önde geleni tercih edilir.

4) Dördüncü olarak yaşlı olanı seçilir, beşerî duyguları yorulmuş, ruhî tarafı artık gençleşmiş ihtiyarlar imamlığa dâvet edilir.

5) Beşinci olarak ise, herkesle iyi geçinen güzel ahlâklı kimse tercih edilir. Bıraktığı iyi intiba yüzünden imamlığı tasvip göreceği düşünülür. Fıkıh kitapları, bir cemaat ve topluluk içinde imamlık yapacakların sırasını böyle tespit eder.

Şu sıralamalarda kimlerin imamlık yapmaları gerektiği açıkça izah edildiğinden, artık falan, ya da filân yapmalı şeklinde bir şüpheye hiç sebep yoktur. Namazla alâkalı farzı, vâcibi, sünneti hangisi en iyi biliyorsa, ilk imamlık hakkı onundur. Bu hak ona âittir. Bundan sonra da iyi Kur'an okuyan, tecvidi ve usûlünü en iyi bilen imamlık yapacaktır... Şurasını da unutmamak gerekir ki, bu saydığımız sıra, vazifeli kimse bulunmadığı, yahut hâne sahibi imamlığa talip olmadığı takdirdedir. Şâyet orada imamlığa resmen tâyin edilmiş biri varsa, hak onundur. Yahut da ev sahibinin olur. Ancak, bu saydığımız sıra, onların müsaadesinden sonra bahis mevzuu olur. Hatırlanması gereken bir başka husus da, bu sıraya riayet edilmeden yapılan imamlığın da sahih olduğudur. Cemaat içinde namazın farzını, vâcibini, sünnetini en iyi bilen biri varken, böyle bilgi sahibi olmayan bir başkasını imamlık yapmaya zorlayabilirler. Mihraba o geçebilir. Biz onun arkasında da Resûl-i Ekrem Efendimizin şu hadîs-i şerîf'i bütün fıkıh kitaplarında nazara verilmektedir: "Her iyi ve kötünün arkasında namazınızı kılın!"Şu kadar var ki, yakınımızda iki imam varsa, biz bunun en bilgili ve takvâlısını tercih ederiz. Öteki kötü tavırlıya gitmek istemeyiz. Buna da şu hadîs-i şerîf teşvikçi olur: "Müttakî bir imamın arkasında namaz kılmak, Peygamber arkasında namaz kılmak gibidir."