Kabr-i şerifi Bilecik’te bulunan Hak dostlarından Şeyh Muhlis Dede ”rahmetullahi aleyh“, bir günkü sohbetinde;
- Allahü teâlâ ile insan arasında olan en büyük perde nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
- Bilmiyoruz efendim, nedir? dediler.
- Kendi nefsini düşünmesi ve kendi gibi aciz olan bir kula güvenmesidir, buyurdu.
Ve ekledi:
- İnsanların değil, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı düşünmelidir.
Şöyle devam etti:
- Aileye ve çocuklarına karşı tatlı dilli ve güler yüzlü olmalı, onların haklarını yerine getirecek kadar aralarında bulunmalıdır. Onlara bağlanmak, Allahü teâlâdan yüz çevirecek kadar olmamalıdır.
İki şeyi unutun!
Bir gün sevdiklerine buyurdu ki:
- Kardeşlerim, iki şeyi unutun. İki şeyi ise hiç unutmayın!
Sordular:
- Onlar nedir hocam?
Buyurdu ki:
- Unutacağınız iki şey, yaptığınız iyiliklerle, başkasının size yaptığı kötülüklerdir.
- Ya unutmayacaklarımız?
- Onlardan biri Ölüm, diğeri Allahü teâlâdır.
Kalbin gıdası nedir?
Biri sordu bu zata:
- Kalbin gıdası nedir hocam?
- İlimdir. Ama her bilgi bir vebaldir insana.
Soran kişi şaşırdı.
- Her bilgi vebal midir?
- Evet. Ama bu vebalden kurtulmak mümkün. Bildiğiyle amel eden, kurtulur vebalden. Ama o da yetmez.
- Yetmez mi hocam, neden?
- Çünkü amel de ihlasla yapılması lazım.
- İhlasla yapılmazsa?
- Hiçbir faydası olmaz. “Eski paçavra” gibi sahibinin suratına çarpılır.
9 Haziran 2009 Salı
Allahu Teala'nın Rahmetini Celbetmek
İrşat eserlerinde Allah (cc)'ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır.
Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb'imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.
İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb'imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:
1� Rabb'imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb'ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb'imiz rahmetine layık görmektedir.
� Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb'imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz?
2� Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?
� Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?
3� Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?
� Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?
4� Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?
� Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?
5� Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?
� Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?
6� Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.
� Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?
7� Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, 'Bu da geçer yaHu!' diyerek ayakta kalmayı başarmak.
� Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?
8� Başınıza gelenler konusunda Allah'ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.
� Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?
9� İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?
� Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?
10� Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu?
� Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?
Dikkat: Rabb'imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb'imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.
Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb'imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.
İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb'imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:
1� Rabb'imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb'ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb'imiz rahmetine layık görmektedir.
� Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb'imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz?
2� Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?
� Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?
3� Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?
� Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?
4� Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?
� Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?
5� Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?
� Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?
6� Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.
� Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?
7� Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, 'Bu da geçer yaHu!' diyerek ayakta kalmayı başarmak.
� Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?
8� Başınıza gelenler konusunda Allah'ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.
� Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?
9� İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?
� Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?
10� Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu?
� Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?
Dikkat: Rabb'imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb'imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.
Kur'an-ı Kerim Hizmetinin Karşılığında ...
Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adama Kur'an öğretmiştim. Bana bir yay hediye etti. Bunu Resulullah aleyhissalatu vesselam'a haber verdim: 'Eğer onu alırsan, ateşten bir yay almış olursun' buyurdular. Ben de geri iade ettim.
8 Haziran 2009 Pazartesi
Ahirette şefaat olacak biiznillah
Erzurum Evliyasından Osman Efendi’ye “rahmetullahi aleyh“ bir gün bazı dostları;
- Efendim, ahirette günahkârlar için şefaat olacak mı? diye sordular.
- Elbette, buyurdu.
- Kimler şefaat edecek efendim?
- Önce Peygamberler, sonra salih kullar, yani alimler, Evliyalar, şehitler şefaat edecek, buyurdu.
Ve ekledi:
- Nitekim Peygamber efendimiz aleyhisselam; “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefaat edeceğim” buyuruyor.
Sırat köprüsü nasıldır?
Bir gün de;
- Efendim, bize “Sırat köprüsü”nden bahseder misiniz, dediler.
Cevabında;
- Sırat köprüsü, Cehennemin üzerinde kurulacak, buyurdu. Müminler, selametle geçip Cennete gidecek. Kâfirlerin ayakları kayarak, Cehenneme düşeceklerdir.
Sordular:
- O nasıl bir şey efendim?
- “Sırat köprüsü” deyince, bildiğimiz köprüler gibi sanmayın. O, dünyadaki köprüler gibi değildir. Mesela sınıf geçmek için “imtihan köprüsü”nden geçilir diyoruz, değil mi?
- Evet efendim.
- Her talebe buradan geçtiği için “köprü” diyoruz. Yoksa imtihanın, köprüye benzeyen bir tarafı yoktur.
Ve ekledi:
- İşte bunun gibi Sırat köprüsünden de herkes geçecek, bazıları da geçemeyip Cehenneme yuvarlanacaktır. Fakat bu köprü, dünya köprüleri gibi ve imtihan köprüsü gibi değildir.
İki şey varsa...
Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, şu iki şey sizde varsa, hiç üzülmeyin, buyurdu.
Merak ettiler.
- Onlar nedir ki efendim?
- Birincisi, İslamiyet’e uymak, ikincisi de, size İslamiyet’i öğreten hocanızı ve bütün “Ehl-i sünnet alimleri”ni sevmektir.
Ve ilave etti:
- Bu ikisinde gevşeklik olmazsa, başka şeylerin düzelmesi kolaydır.
- Efendim, ahirette günahkârlar için şefaat olacak mı? diye sordular.
- Elbette, buyurdu.
- Kimler şefaat edecek efendim?
- Önce Peygamberler, sonra salih kullar, yani alimler, Evliyalar, şehitler şefaat edecek, buyurdu.
Ve ekledi:
- Nitekim Peygamber efendimiz aleyhisselam; “Ümmetimden büyük günahları olanlara şefaat edeceğim” buyuruyor.
Sırat köprüsü nasıldır?
Bir gün de;
- Efendim, bize “Sırat köprüsü”nden bahseder misiniz, dediler.
Cevabında;
- Sırat köprüsü, Cehennemin üzerinde kurulacak, buyurdu. Müminler, selametle geçip Cennete gidecek. Kâfirlerin ayakları kayarak, Cehenneme düşeceklerdir.
Sordular:
- O nasıl bir şey efendim?
- “Sırat köprüsü” deyince, bildiğimiz köprüler gibi sanmayın. O, dünyadaki köprüler gibi değildir. Mesela sınıf geçmek için “imtihan köprüsü”nden geçilir diyoruz, değil mi?
- Evet efendim.
- Her talebe buradan geçtiği için “köprü” diyoruz. Yoksa imtihanın, köprüye benzeyen bir tarafı yoktur.
Ve ekledi:
- İşte bunun gibi Sırat köprüsünden de herkes geçecek, bazıları da geçemeyip Cehenneme yuvarlanacaktır. Fakat bu köprü, dünya köprüleri gibi ve imtihan köprüsü gibi değildir.
İki şey varsa...
Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, şu iki şey sizde varsa, hiç üzülmeyin, buyurdu.
Merak ettiler.
- Onlar nedir ki efendim?
- Birincisi, İslamiyet’e uymak, ikincisi de, size İslamiyet’i öğreten hocanızı ve bütün “Ehl-i sünnet alimleri”ni sevmektir.
Ve ilave etti:
- Bu ikisinde gevşeklik olmazsa, başka şeylerin düzelmesi kolaydır.
“Sen Ey [yalnızlığına] bürünmüş olan! Kalk ve uyar! Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an! Öz-benliğini temiz tut! Ve bütün pisliklerden kaçın! İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma, ama sabırla rabbine yönel. Ve [insanları uyar ki], [yeniden diriliş] sûru üflendiği zaman, o gün, bir ızdırap günü olacaktır.”
Sevgili Peygamber Efendimız (Sallallahü Teala Aleyhi Vesellem) buyurdular ki:
• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır.
• "Bütün ademoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürüıür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. istiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler."
• "Her gün, iki defa, yani sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir."
• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)."
istiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resulullah'a (Aleysiselatü Vesselam)sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları zaman da istiğfar ederler.' buyurdu."
istiğfar; malı, hatta evladı da çoğaltır buyurulmuştur. Bir adam, Hasan-ı Basri'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikayet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikayet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başkası da toprağının verimsizliğinden şikayette bulundu. Bunların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti. Bunun üzeri ne Rabi’ bin Sabıh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi farklı şeylerden şikayet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince, Hasan-ı Basri (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfiretini isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffar'dır. Bol hayır ile üzerinize semayı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh suresi, 10-12.) ayet-i kerımeleri okudu.
• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır.
• "Bütün ademoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürüıür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. istiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler."
• "Her gün, iki defa, yani sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir."
• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)."
istiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resulullah'a (Aleysiselatü Vesselam)sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları zaman da istiğfar ederler.' buyurdu."
istiğfar; malı, hatta evladı da çoğaltır buyurulmuştur. Bir adam, Hasan-ı Basri'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikayet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikayet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başkası da toprağının verimsizliğinden şikayette bulundu. Bunların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti. Bunun üzeri ne Rabi’ bin Sabıh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi farklı şeylerden şikayet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince, Hasan-ı Basri (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfiretini isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffar'dır. Bol hayır ile üzerinize semayı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh suresi, 10-12.) ayet-i kerımeleri okudu.
Güçleri yettiği halde mani olmazlarsa ...
Hz.Cerir Radiyallahu Anh'tan rivayetle Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselem şöyle buyurdular:
"Bir adam, bir topluluk arasında bir günah işler ve onlar da onu önlemeye güçleri yettiği halde mani olmazlarsa, ölümlerinden evvel, Allah onlara bir azab verir."
(İbn Neccar)
"Bir adam, bir topluluk arasında bir günah işler ve onlar da onu önlemeye güçleri yettiği halde mani olmazlarsa, ölümlerinden evvel, Allah onlara bir azab verir."
(İbn Neccar)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
