29 Aralık 2008 Pazartesi

Hadis-i Şerif

Namazda isen kalbini muhafaza et;

Başkasının evinde isen gözünü muhafaza et;

İnsanların içinde isen dilini muhafaza et;

Sofrada isen boğazını muhafaza et;

İki şeyi hatırla: Allah ve Ölüm;

İki şeyi de unut:

Başkalarına yaptığın iyiliği

ve

Başkalarının sana yaptığı kötülüğü.

28 Aralık 2008 Pazar

Hadis-i Şerif

Dünyada kalıcı değil, yolcu gibi yaşamalı; öleceğini hiç unutmamalı.

İstiğfarın önemi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İstiğfar etmek çok kıymetlidir. Beladan, kazadan muhafaza eder. Vasıtaya binince, mutlaka üç kere istiğfar duası ile (Bismillahillezi…) diye başlayan duayı okumalıdır. Manası, ya Rabbi, yerde ve gökte sana sığınırım demektir. Bunları okuyunca, yerde ve gökte kazadan beladan korunulur.

Âyetel kürsiyi okumak da iyidir. Ayrıca Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okuyanın da kazadan emin olacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Kur’an-ı kerim öyle bir kitab-ı ilahidir ki, onun her harfinde yüz bin derde, yüz bin şifa vardır. İlaçların bir kısmının etkisi kesindir, bir kısmınınki ise zannidir. Yani bir kısmı mutlak şifadır, bir kısmı ise, şifa olabilir de, olmayabilir de. Kur’an-ı kerim ise, kesin şifadır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(O Kur’an, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.) [Fussilet 44]

Bir Fatiha üç İhlâs

Bir yaşlı teyze, 12 imamdan birisine gelir, (Ya imam, kızımı çok özledim, öleli çok oldu, rüyamda göremiyorum, himmet etseniz de görsem) der ve o gece kızını rüyasında çok feci bir şekilde azap içinde görür.

Kızı, kendisiyle birlikte orada bulunan 570 kişinin de çok acı azap çektiğini söyler.

Ertesi gün yaşlı teyze olanları imama anlatıyor, keşke görmez olaydım der.

Aynı gece hazret-i imam, rüyasında o yaşlı kadının kızını Cennetlik olarak görür. Şaşkın halde bakarken kız, der ki, bugün buradan geçen salih bir kişi bütün mezardakilerin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlâs okudu. Allahü teâlâ hepimizi affetti.



Ancak sıra geldi

Mübarek bir zat da talebelerine ders verirken, kitap bitmeden vefat eder. Talebeler başka bir hoca ararlar. Bir hoca bulurlar, dersimize devam ettirir misiniz diye sorarlar. Hoca efendi, hayır der, kendi hocanızdan devam edin!

Talebeler, hocamız vefat etti deyince, hoca efendi der ki; (Onlar ölmez. Hocanızın kabrine gidin, derse devam edin! Eğer hocanız gelmezse, biz geldik deyin! Gelene kadar böyle yapın!)

Talebeler kitabı ellerine alıp kabre giderler, hocam biz geldik derler. Ne gelen var, ne giden. Ertesi gün yine giderler. Yine gelen, giden yok. Üçüncü gün yine hiç kimse yok. Dördüncü gün, hocam biz geldik deyince, mübarek zat kabirden kalkar. Kitap nerde, kaldığımız yerden devam edelim der.

Talebelerinden bir tanesi; (Hocam madem gelecektiniz, niye dört gün bizi beklettiniz?) diye sorar. Hocaları der ki, (Dört gün mü geçti? Buradan bir Müslüman geçiyordu, bir Fatiha, üç İhlâs okudu, bütün ruhlara gönderdi, o kadar çok sevab dağıtıldı ki, bana ancak sıra geldi.)

26 Aralık 2008 Cuma

Tüm yılı oruçlu geçirmiş gibi sevaba kavuşmak için ...

Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü [28 ve 29 Aralık tarihinde] oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali)

Tasavvuf nedir?

Lütfetmek, ihsan etmek kapısıdır tasavvuf,

Vefa ve fedakârlık yapısıdır tasavvuf.



Hakikate sımsıkı bağlanmaktır tasavvuf,

Aşkın ateşi ile dağlanmaktır tasavvuf.



Küfürden, günahlardan sakınmaktır tasavvuf,

Her yerde edebini takınmaktır tasavvuf.



Gaflet uykusu ile yatmamaktır tasavvuf,

Evliyalık ve keramet satmamaktır tasavvuf.



İyi şeylere kötü dememektir tasavvuf,

Üstadına suizan etmemektir tasavvuf.



Helal lokmalar ile beslenmektir tasavvuf,

İslam ahlakı ile süslenmektir tasavvuf.



Tasavvuf, vaktimizin değerini bilmektir,

Daha ölmeden önce, hayattayken ölmektir.



Dolduran olup döken, olmamaktır tasavvuf,

Gonca gül olup diken, olmamaktır tasavvuf.



Aşk ateşiyle yanıp, kül olmaktır tasavvuf,

Hak aşkıyla sararıp ve solmaktır tasavvuf.



Tasavvuf; davaları, terk etmektir demişler,

Hakka olan inancı, berk etmektir demişler.



Tasavvuf, ulemanın yolunu izlemektir,

Duyulan ayıpları, sırları gizlemektir.



Tasavvuf, dinimizin ahkâmına uymaktır,

Aşkın acılarını ta gönülden duymaktır.



Tasavvuf, fırsatları kollamaktır, gütmektir,

Malayaniler ile mubahı terk etmektir.



Tasavvuf, günahlardan, mekruhlardan kaçmaktır,

Engel olmayıp, Hakka giden yolu açmaktır.



Tasavvuf boş zamanı bir ganimet bilmektir,

Ehl-i sünnet olmayı, büyük nimet bilmektir.



Tasavvuf yasaklardan çekmektir ellerini,

İyi bilmektir kalbin değişen hallerini.



Tasavvuf hiç kimseyi incitmemektir asla,

Beytullahı yıkmaktan büyük günahtır daha.



Tasavvuf, hiç kimseye yük olmamak demektir,

Haktan gelene hiç yılmamak demektir.



Tasavvuf, Cennet için tohum ekmek demektir,

Nefsi sorgu suale, her an çekmek demektir.



Tasavvuf, Hakkın yanan mumu ve ışığıdır,

Tasavvufu yaşayan gerçek hak aşığıdır.



Tasavvuf hâl işidir, yaşayan bilir ancak,

Aşkın ağır yükünü taşıyan bilir ancak.



Tasavvuf, istenilen güzel huyun başıdır,

Hayrı şerden ayıran sağlam mihenk taşıdır.



Tasavvuf, yanan aşkın hiç sönmeyen közüdür,

Tasavvuf, ilmin, zühdün ve takvanın özüdür.



Tasavvuf, ruhu ile nefsi savaştırandır,

İman-ı hakikiye bir gün kavuşturandır.



Tasavvuf, sapıklardan uzaklara kaçmaktır,

Tasavvuf, Hak ehli zatlara kucak açmaktır.



Tasavvuf, dine uymak için belli sebeptir,

Tasavvuf, baştanbaşa güzel ahlak, edeptir.



Tasavvuf, Rabbimizin kaderine rızadır.

Nefsimizi terbiye, ona uygun cezadır,



Tasavvuf, bırakmaktır her cins uzun emeli,

Çalışıp artırmaktır her gün güzel ameli.



Tasavvuf, öven ile yereni denk tutmaktır,

Uygunsuz gelen sözü, yüksünmeden yutmaktır.



Tasavvuf dinimizin farklı ilim koludur,

Güzel ahlak örneği Evliyanın yoludur.



Tasavvuf, istisnasız, tâbi olmaktır dine,

Hep rehber edinmektir ulemayı kendine.



Tasavvuf, Allah için gözyaşları dökmektir,

Her zaman iyiliğin tohumunu ekmektir.



Tasavvuf, cömertliktir, her yerde hep vermektir,

Tasavvuf, yalnız kendi kusurunu görmektir.



Tasavvuf, kibretmekten kaçıp uzak durmaktır,

Nefsin hilesine gizli tuzak kurmaktır.



Tasavvuf, nutuk çekmek değil, bir hâl işidir,

Derviş, yeri gelince, sükût eden kişidir.



Tasavvuf ehli, uzak durur kötü ahlaktan,

Çok çekinip sakınır daim haktan hukuktan,



Sofi, hep çile çekip meyvesini oldurur,

Hem de kalbini güzel huylar ile doldurur.



Tasavvuf, tamamıyla gerçek İslamiyet’tir,

Mevla’ya, kayıtsız ve şartsız teslimiyettir.

Derecelere nasıl kavuştu?

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce Bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.
(Lokman Suresi, Ayet 14)

Anlatıldığına göre, Bayezid-i Bestami küçükken soğuk bir kış gecesinde, annesi ile yatsı namazını kılıp yatmıştı. Gece yarısına doğru annesi uyandı. Çok susamıştı. Oğluna seslendi: "Oğlum, bir bardak su verir misin?" Hemen yatağından fırlayan, küçük Bayezid, su testisine baktı. Fakat içinde su yoktu. Annesine: "Anneciğim, testide su yok ben hemen doldurup geleyim." dedi.

Koşarak dışarı çıktı. Her yer buz ile kaplıydı. Zorlukla testiyi doldurup geri döndü. Fakat, geri dönene kadar annesi tekrar uyumuştu. Annesini uyandırmaya kıyamadı. Elinde su dolu bardak ile, annesinin baş ucunda beklemeye başladı.

Hava çok soğuk olduğu için, bir müddet sonra soğuktan titremeye başladı. Elleri de buzdan testiye yapışmıştı. Buna rağmen, bardağı bırakıp yatmadı. Annesinin uyandığında: "Hani su!" diyerek üzüleceğinden korkuyordu. Annesini üzmemek için, her türlü sıkıntıya katlanmaya razı idi.

Elinde su bardağı saatlerce ayakta annesinin uyanmasını bekledi. Nihayet, annesi: "Su! Su!" diye mırıldanmaya başladı. Hemen: "Buyur anneciğim, suyun hazır!" dedi. Annesi daha ilk sözünde suyun hazır olmasını anlayamadı. Oğluna sordu: "Oğlum ne çabuk getirdin?" Bayezid şöyle dedi: "Anneciğim, daha önce uyandığında, su istemiştin. O zaman su olmadığı için, testiyi doldurmaya gittim. Geldiğimde senin daldığını gördüm. Uyanmanı bekledim." Oğlunun bu kadar, sadakatli olduğuna çok sevinen annesi sevinçten ağladı. Allah-u Zülcelal kendisine böyle bir oğul ihsan ettiği için şükretti: "Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım, sen de razı ol." dedi.

Annesinin duası sebebiyle, Bayezid-i Bestami, Evliyalıkta yüksek derecelere kavuştu. Allahu Zülcelal'in dostlarından oldu. Hatta kendisine: "Bu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sorduklarında, Bayezid-i Bestami: "Annemin rızasını almakla!" demiştir