7 Haziran 2009 Pazar

Sevginin üç alâmeti

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Sevginin üç alameti vardır:
1- Sevdiğini seveni sever, sevmeyeni de sevmez:
Bu, sevenin elinde değildir, gayri ihtiyari olur. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerini ve kitaplarını seveni, elinde olmadan sever. Tenkit ediyorsa, sevmiyorsa, onu sevemez. Tenkit edene sevgisi varsa, sevgisinde yalancıdır. Sevseydi, tenkit edene hiç değilse, kalben kızması, buğzetmesi gerekirdi.

2- Sevdiğine itaat eder:
Kendi aklına, mantığına, gördüğüne değil, sevdiğinin sözüne itaat eder. Ulema kitaplara, evliya ise hocasının sözüne bakar. Akıl, kavuşana kadar lazımdır. Kavuştuktan sonra, hocaya değil de, akla tâbi olmak zararlıdır.

Nitekim Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, Şems-i Tebrizi hazretlerine kavuştuktan sonra, onu çok sevmesine rağmen, işin içine aklı karışıyordu. Hocasının bazı sözlerini, işlerini aklı almıyordu. Baktı, iş felakete gidiyor, aklını bırakıp hocasının bildirdiklerine uydu. En sonunda, gerçeklere vakıf olunca, (Aklımı bıraktım, hocama tâbi oldum ve kurtuldum) buyurdu.

3- Hep sevdiğinden bahseder:
Elinde değildir. Ya kendisi bahseder, ya da hep ondan bahsedilmesini, onun konuşulmasını ister. Bir beyit:
Bir büyüğü tanıyan, ne kadar da bahtlıdır,
Hep ondan konuşması, elbet daha tatlıdır.

İşte bu üç vasıf kimde varsa sevgisinde samimidir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, talebesinin birine para verip, (Bana bir ekmek al) dedi. O da ekmeği alıp, hocasına verdi. Hocası, tamam sen işine bak diyerek, yola çıktı. Talebe de peşinden gitti. Hazret-i Mevlana bir mağaraya girdi. Orada bir köpek yavrulamış. Açlıktan ölecek olan köpeğe, ekmeği suya batırıp batırıp yedirdi. Tam çıkacakken talebesiyle karşılaştı. Merakla bakan talebeye, şu mealdeki bir hadis-i şerifi söyledi:
(Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahü teâlânın mahlûklarına kim merhamet ederse, Allah ona merhamet eder.)

İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.)

(Yerdekilere merhamet etmeyene, gökteki melekler merhamet etmez.)

Merhamet imandandır. Onun için, bu din, merhametle bugüne kadar gelmiştir.

Bir kimse, Sevgili Peygamber Efendimizin (Aleyhisselatü Vesselam), torunları Hazret-i Hasan r.a. ile Hazret-i Hüseyin’i r.a. öptüğünü görünce (Benim on tane çocuğum var. Hiç birini öpmedim) der. Peygamber Efendimiz a.s.m., (Merhamet etmeyen, merhamete kavuşamaz) buyurur.

6 Haziran 2009 Cumartesi

Allahü Teala'yı sevmek ve O'na c.c. yakın olmak

Ey evlâdım! Bu söyleyeceğim edebler, Allahü Teâlâ'yı sevmek ve O'na c.c. yaklaşmak isteyen herkese lâzımdır.

Evlâdım! Allahü Teâlâyı sevmek ve O'na c.c. yakın olmak isteyen herkese
lâzım olan edebler şunlardır:
-Az konuşmalı,
-az uyumalı,
-insanlarla lüzumu kadar görüşmeli,
-elemlere, musîbetlere, acılara, açlığa, insanların sıkıntılarına sabretmeli ve kendisine zulmedeni affetmeli
-ve ondan intikam, öç almaya kalkmamalı,
-kendi için sevdiğini herkes için sevmeli ve istemeli,
-malıyla cömertlik yapmalı,
-insanlardan bir şey istememeli ve beklememeli,
-sadece Allahü Teâlâdan beklemeli,
-her ihtiyâcını Allahü Teâlâya ısmarlamalı,
-yaptığı amellere ve kabûl olduğuna güvenmemeli bilakis "amellerim ayıplı ve kusurludur" demeli;
-şahsı ile, ibâdetleri ile, ameli ile sevinmemeli, övünmemelidir.
Aksine Allahü Teâlâya ve Resûlüne (Aleyhissalatü Vesselam) ve O'nun s.a.v. şerîatına uymakla sevinmelidir.

5 Haziran 2009 Cuma

İmanla öl, gerisine karışma

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Hakiki bayram, imanla ölmek, son nefeste Allah demektir. Bütün âlimlerin, evliya zatların, bütün ibadetlerin, bütün kitapların, bütün gayretlerin, akla ne geliyorsa hepsinin tek gayesi vardır. O da, kulun Müslüman olması yani iman etmesi, imanla yaşayıp imanla ölmesidir. Peygamber efendimiz, (İmanla öl, gerisine karışma) buyuruyor. Yani imanla ölen, bazı sıkıntılar çekse de, sonunda Cennete gider. Affa ve şefaate kavuşursa sıkıntısız da cennete girer.

Rabbimizin merhameti geniştir. Seksen sene kilisede papazlık yapmış, İslam’ı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile, bir kelime-i şehadet söylemekle affediyor. Yeter ki, Müslüman olsun ve imanla ölsün! Kur’an-ı kerimde mealen, (Ey günahı çok olanlar, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah bütün günahları affeder. O, sonsuz mağfiret ve merhamet sahibidir) buyuruyor.

Peygamber efendimiz bir savaşa gitmiş, kazanmış. Eshab-ı kiramla beraber, o gün dinleniyor ve savaşı konuşuyorlar. Derken, esirlerin arasında bir kadıncağız, sağa sola bakınıyor, orada, kundak içinde duran bir bebeği hemen kaptığı gibi alıyor yani ölümü unutuyor, esareti unutuyor, her şeyi unutuyor. Sevincinden deli gibi oluyor. Bebeği bulunca, bir ağacın arkasına gidip emziriyor. Oradaki bütün Eshab-ı kiram, o kadının koşturmalarını seyrederken, Peygamber efendimiz Eshab-ı kirama buyuruyor ki:

— Kadının halini gördünüz. Evladını bulunca, ne ölüm hatırına geldi, ne de esaret…

— Evet ya Resulallah.

— Peki, şimdi ben size soruyorum, bu kadın, kavuştuğu bu çocuğu eliyle ateşe atar mı?

— Atmaz elbette.

— Allah da atmaz! Annenin şefkati, Allahü teâlânın şefkat deryasından sadece bir parçadır.

Bir talebe de hocasına der ki:

— Efendim, ahirette benim halim ne olacak? Yarın ben orada nasıl hesap vereceğim?

— Önce sana bir şey sorayım, ahirette senin hesabını annen mi, baban mı, yoksa Allahü teâlâ mı görsün?

— Hocam, ne kadar yaramaz da olsam, annem beni ateşe atamaz. Babam da hiç kıyamaz.

— O zaman hiç korkma! Elbette hesabı Rabbimiz görecek; ama bunların hepsinin sana olan merhameti şefkati, Cenâb-ı Hakkın merhamet ve şefkat deryasının bir parçasıdır. Annenin şefkati Cenab-ı Allah’ın şefkatinden bir zerredir. Babanınki de öyle...

Allahu Teala'nın Subuti Sıfatları

ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYAN ALLAH'IN ADIYLA

Bu sıfatlara ayrıca sıfat-ı meânî ve sıfat-ı ilmî de denir.

Sübûtî sıfatlar, Eş'arîlere göre 7, Mâtüridîlere göre, 8'dir.

1- HAYAT

Cenâb-ı Hakk'ın hayat sâhibi olması, hayat sıfatiyle muttasıf bulunması demektir.


Cenâb-ı Hak hakkında vâcib olan bu sıfat, mahlûkatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddî bir hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir.

Bütün hayatların kaynağı olan hakikî hayattır.

Hayat sıfatı, İlim, İrâde, Kudret gibi kemâl sıfatlariyle yakından ilgilidir. Bu sıfatların sâhibi bir zâtın, hayat sâhibi olması ZARURİDİR.

Çünkü ölü bir varlığın ilim, irade ve kudret gibi kemâlâtın sâhibi olacağı düşünülemez.
Bunun içindir ki, hayat sıfatını, Cenâb-ı Hakk'ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan ezelî bir sıfattır, diye târif etmişlerdir.
Hayat sıfatının zıddı memât, yani, ölü olmaktır. Bu ise Allah hakkında muhaldir.


2- İLİM

Allah Teâlâ'nın her şey'i bilmesi, ilminin her şey'i kuşatması demektir.


Bu âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu idare eden Zât-ı Akdes'in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti bilinmeyen bir şey, nasıl yaratılabilir? O halde yaratıcının bir şey'i yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icablarına göre yaratması ŞARTTIR. Bundan başka, îman ve sâlih amel sâhiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak, ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle mümkündür.
İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir.

3- İRADE

Allah'ın bir şey'in şöyle olup da böyle olmamasını dilemesi; her şey'i dilediği gibi tayin ve tesbit etmesi demektir.

Allah Teâlâ kâmil bir irâde sahibidir. Bu kâinatı ezelî olan irâdesine uygun olarak yaratmıştır.
Bu kâinatta olmuş ve olacak her şey Allah'ın dilemesi ve irâde etmesiyle olmuş veya olacaktır. O'nun her dilediği mutlaka olur, dilemediği de asla vücûd bulmaz. Bu hususta Kur'an'da:
"Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmederse (yani onu dilerse) ona ancak 'ol' der, o da oluverir" (Âl-i İmrân, 47) buyrulur. Hadîs-i şerîfte de: "Allah'ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı" denilmiştir.
İrâde sıfatından başka meşîet adında müstakil bir sıfat yoktur.
Çünkü, irade ve meşîet aynı mânaya gelir. Nitekim meşîet, Kur'an'da ve hadîslerde irâde mânasına kullanılmıştır.

4- KUDRET

Kudret, Hak Teâlâ'nın varlıklar üzerinde irâde ve ilmine uygun olarak te'sir ve tasarruf etmesi, her şey'i yapmağa ve yaratmaya gücü yetmesi demektir.

Allah Teâlâ'nın sonsuz bir kudret sahibi olduğuna ve her şey'e kadir bulunduğuna, görmekte olduğumuz şu kâinat ve ihtiva ettiği güzellik ve şaşmaz nizam EN BÜYÜK DELİLDİR.

5- TEKVİN

Tekvin; îcad ve yaratma demektir.

Tekvin'i mâdum (yok) olan bir şey'i yokluktan çıkarmak, vücûda getirmek diye îzah etmişlerdir.
Tekvin, Ehl-i Sünnet'in iki hak itikadî mezhebinden biri olan Mâtüridîlere göre, ilim, irade ve kudret sıfatından ayrı bir sıfattır.
Yine Mâtüridîlere göre, Hak Teâlâ'nın yaratmak, rızık ve nimet vermek, azâb vermek, diriltmek, öldürmek gibi bütün fiilleri, tekvin sıfatına râcidir. Onun eser ve tecellîsi sayılır. Bunlara sıfat-ı fi'liyye (fiilî sıfatlar) da denilir.
Kudret ve tekvin, birer kemal sıfatı olup zıdları olan acz, Allah hakkında muhaldir.
Eş'arîlere göre ise: Allah'ın tekvin sıfatı diye ayrı, müstakil bir sıfatı yoktur. Tekvin, kudret sıfatının makdûrata (yaratılması takdîr edilmiş şeylere) yaratma ânında taallûkundan ibarettir. Yani tekvin, kudret sıfatı içinde itibarî bir vasıf olmaktadır.
Allah Teâlâ'ya Mükevvin isminin verilmesi, O'na, kudret sıfatından ayrı, Tekvin adında bir sıfatın isnâd edilmesini gerektirmez. İcad etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak Teâlâ'nın Kudret sıfatıyla olur.
Mâtüridîler Tekvin sıfatını Kudret sıfatından ayrı bir sıfat kabûl ettiklerinden, zâtî ve sübûtî sıfatları 8 olarak sayarlar. Eş'arîlere göre ise bu sıfatlar 7'dir (Sıfât-ı Seb'a).

6-7- SEMİİ VE BASAR

Allah'ın her şey'i işitip, her işi görmesi demektir.


Semî’i ve basar sıfatları da Allah'ın ezelî ve ebedî kemâl sıfatlarındandır.

Allah'ın işitip görmesine, uzaklık - yakınlık, gizlilik - açıklık, karanlık - aydınlık gibi mefhumlar bir engel teşkil edemezler.
O, içimizdeki fısıltıları, kalbden ve gönülden yaptığımız duaları işitir. Hikmetine uygun şekilde karşılık verir.
Hak Teâlâ'nın Semî' ve Basîr, yani, her şey'i en iyi işitici ve en iyi
görücü olduğu, Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca zikredilmiştir.
Semî’ ve Basar sıfatları birer kemâl sıfatı olduğundan, zıdları olan a'mâlık (görmemek) ve sağırlık (işitmemek) Zât-ı Bârî hakkında muhal olan noksan vasıflardandır.

8- KELAM

Allah Teâlâ'nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir.

Allah Teâlâ'nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Bu sıfat EZELİ VE EBEDİDİR
Bu sebeble Allah'a Mütekellim denilir. Kur'ân-ı Kerîm'e de Kelâmullah tabir edilir.
Allah'ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara verdiği İlâhî kitablar, mahlûkatına gönderdiği ilhamlar, hep O'nun Kelâm sıfatının bir tecellîsidir.

4 Haziran 2009 Perşembe

Arş'ın Gölgesindeki Yedi Sınıf

Sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem) buyurdular ki: Yedi sınıf kimse vardır ki, Allahü Teala kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı bir günde o kimseleri arşının gölgesinde gölgelendirecektir.

1- Adaletli idareci,

2- Allahu Teala'ya ibadet içinde büyüyen genç,

3- Kimsenin olmadığı bir yerde Allah'ı zikredip, Allah korkusundan gözyaşı akıtan kimse,

4- Kalbi mescitlere bağlı olan kimse,

5- Bir sadaka verip onu gizleyen ve sağ elinin yaptığından sol elinin haberi olmayan kimse.

6- Birbirlerini Allah c.c. için seven iki kimse,

7- Güzel bir kadın kendisini davet ettiği zaman yüz çevirip "ben Allahü Teala'dan korkarım" diyen kimse.

1 Haziran 2009 Pazartesi

İsm-i Âzam

İsm-i a'zam, Kur'an-ı kerimdedir. Hangi âyetler olduğu belli değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İsm-i a'zam ile edilen dua kabul olur ve dileği yerine gelir.) [İ.Mace]
(Allahü teâlânın Esma-i hüsnası ile dua edilirse, kabul olur.) [Şir’a]
(İsm-i a'zam şu üç surededir: Bekara, Âl-i İmrân ve Tâhâ.) [İ.Mace]

Peygamber efendimiz ism-i a'zam hakkında bazı işaretler bildirmiştir:
(“Ya bedi'assemâvâti vel erdı, ya zel-celâli vel-ikram” diye dua edenin duası kabul olur.) [Tirmizi]

(Başına dert ve bela gelen, Yunus Peygamberin duasını [La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin] okusun! Allahü teâlâ, onu muhakkak kurtarır.) [Tirmizi]

(İsm-i azam, "Ve ilahüküm ilahün vahid, la ilahe illa hüverrahmanürrahim" âyeti ile "Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum" âyeti içindedir.) [Tirmizi] [Bekara 162. ve Al-i İmran 2. âyetleridir.]

(“Allahümme bismikel a'zam ve rıdvânikel ekber” duasına devam edin; çünkü bu, esma-i hüsnadandır.) [Taberani]

(Ya Rabbi, ya Rabbi diyene Allahü teâlâ, “İste kulum, istediğini vereyim” buyurur.) [Deylemi]

(Kabul olması için duayı ihlas ile yapmalı, yiyip içtiği ve giydiği helalden olmalı, odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz.) [Tergibüs-salât]

Peygamber efendimiz dua ederken, “Ya hayyu ya kayyum” derdi. (Tirmizi)

(Allahümme inni es'elüke bi-enne lekel-hamdü la ilahe illâ ente ya hannân ya mennân ya zel-celâli vel-ikrâm) diye dua eden zata da buyurdu ki: (Allah’ın ism-i a'zamı ile dua ettin. Böyle dua edilince, Allahü teâlâ o duayı kabul eder.) [Nesai]

Hz. Âişe validemiz anlatır:
(Resulullah, duanın kabul olmasına sebep olan ism-i a'zamı biliyor musun?) buyurdu. Ben de bilmediğimi söyleyince, (Ya Âişe onu öğretmek ve onunla dünya için bir şey istemek uygun olmaz) buyurdu. Kalkıp abdest alıp iki rekat namaz kılarak, (Allahümme inni edukellah ve edukerrahman ve edukelberrerrahim ve eduke biesmaikelhusna külleha ma âlimetü minha ve ma lem âlem entağfireli ve terhameni) duasını okudum. Gülümseyerek (İsm-i azam, okuduğun duanın içindedir) buyurdu. (İbni Mace)

(Ya zelcelali vel-ikram) diyen birine, (Allah’tan ne istersen iste, kabul olur) buyurdu. (Tirmizi)

(“La ilahe illallahü vallahü ekber, la ilahe illallahü vahdehü lâ şerike leh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir, la ilahe illallahü velâ havle velâ kuvvete illâ billah” diye dua eden, her dileğine kavuşur.) [Taberani]

(Allahümme inni es’elüke bi-enni eşhedü enneke entellahü lâilâhe illâ entel-ahadüs-samadül-lezi lem yelid ve lem yuled ve lem yeküllehü küfüven ehad) diye dua eden bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
Allah’ın ism-i a’zamı ile dua ettin. Böyle dua edilince, Allahü teâlâ kabul eder.) [Tirmizi]

28 Mayıs 2009 Perşembe

İstikamet nasib eyle Ey Yüce Allah'ım c.c.

Niçin kılmazsın farzı, sünneti
Değil misin Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmeti
Anmaz mısın cehennemi, cenneti
İman sahibi kul böyle mi olur?