12 Haziran 2009 Cuma

Nasihatler

İmam-ı a’zam hazretleri, imam-ı Ebu Yusuf’a ettiği nasihatte buyurdu ki:
(İlim sahiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Fasıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Kimseyi küçümseyip hafife alma. Sırrını kimseye açma. Çok iyi bilmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme.)
İmam-ı a’zam hazretlerinin sözü sorduğunuz hadis-i şerifi açıklar mahiyettedir. (Çok iyi bilmediğiniz kimseye güvenme) buyuruyor. Buna kadın da dahil elbette.

Zeynel Âbidin hazretleri, oğlu Muhammed Bâkır’a buyurdu ki:
Ey oğlum, dört çeşit kimseyle arkadaşlık etme ve onlara güvenme!
1- Fasıklarla,
2- Cimrilerle,
3- Yalancılarla,
4- Sıla-i rahmi terk edenlerle.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Evliya ve mürşid-i kâmil

Sual: Her evliya aynı zamanda mürşid-i kâmil midir?
CEVAP
Her mürşid-i kâmil evliyadır; ama her evliya mürşid-i kâmil değildir, hatta mürşid bile olmayabilir.

Mürşid-i kâmil, bütün işleri, İslamiyet’e uygun olan, tasavvuf ilminde uzman Ehl-i sünnet âlimi demektir. Derin âlim yani müctehid olmayan, mürşid-i kâmil olamaz. Başka ilimlerin uzmanlarına kâmil denmez.

Mürşid-i kâmil, ictihad derecesinde yüksek âlim olduğu için, hem ilim, hem de marifet sahibidir. Buna, (Zül-cenahayn) denir. Akılla anlaşılan bilgilere (ilim), kalble anlaşılan bilgilere (marifet) ve (irfan) denir.

İnsan çalışmakla evliya olabilir; fakat mürşid-i kâmil farklıdır. Mürşid-i kâmil, hem zahiri ilimlerde, hem de tasavvuf bilgilerinde ihtisas sahibidir. Kâmil ve mükemmildir, yani hem yetişmiştir hem de başkalarını yetiştirebilme kabiliyetine sahip büyük âlimdir.

Bir kimse, kitap okumadan evliya olabilirse de, mürşid olamaz. Mürşidin, müctehid olması ve marifette, (Vilâyet-i hassa-i Muhammediyye) mertebesinde bulunması lazımdır.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Mürşid-i kâmilin bakışları, kalb hastalıklarına şifa verir. Onun teveccühü, yani kalbini bir kimseye çevirmesi, kötü, çirkin huyları insandan siler, süpürür.)

Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
(Mürşid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezhep imamlarıdır. Bu dört imam, İslâm dininin dört temel direkleridirler.)

Ulema ve evliya
Sual: Âlimler mi daha üstündür, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen Evliya mı?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İlim öğrenen kimse, nefsine uyarak günah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmaya çalışanlardan, daha üstün tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, Peygamberlik makamından nasibi olur. İslamiyeti bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur. Bu, Allahü teâlânın öyle bir nimetidir ki, dilediği seçilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek büyüktür. (1/48).

Eski mürşidler
Sual: Eskiden Mürşid-i kâmil olan zatlar, müridlerinin hallerinden nasıl haberdar olurdu?
CEVAP
Bazıları, Hazret-i Ömer’in r.a. gördüğü şekilde, televizyon ekranındaki gibi net görürlerdi, buna tayy-i mekân denir. Bazıları da, tevilli olarak, yani alametlerini görüp anlarlardı. Bazıları da, hiç görmeden kalblerine ilham olunurdu.

Bid’at ehli evliya olamaz
Sual: Evliya zatların hepsi Ehl-i sünnet miydi? Bid’at ehlinden evliya olamaz mı?
CEVAP
Bid’at ehli, hakiki müslüman değil ki, evliya olabilsin. Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid’at sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Evliyalık nurları, bunların kalblerine girmemiştir. Amelde ve itikadda olan bid’atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid’at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadıyla süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb, yakîn nuruyla aydınlanamaz. (Merec-ül-bahreyn)

Üveysilik nedir?

Sual: Üveysilik nedir?
CEVAP
Sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallahu Teala Aleyhi Vesellem) veya evliyanın ruhları ile terbiye edilene üveysi denir. Kitaplardaki bilgiler şöyle:

Evliyadan birine üveysi olmak için her gün tenha bir yerde iki rekât namaz kılıp, bir Fatiha okuyup, sevaplarını onun mübarek ruhuna göndermeli, bir müddet onun ruhunu düşünmeli. Birkaç gün sonra onun üveysisi olunur. (Dürr-ül-mearif)

Evliyadan birinin üveysisi olmak için tenha bir yerde iki rekât namaz kılıp, sevabını o velinin ruhuna gönderip ruhunu düşünerek beklemelidir. (Makamat-i Mazheriyye)

Üveysi olmak için itikadın düzgün olması ve dinimizin emirlerine uyulması gerekir. Ayrıca, çok sevmek de şarttır. Böyle bir kimse, istediği velinin üveysisi olabilir. Üveysi olan da, o veli tarafından terbiye edilerek yükselir.

İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Sevgili Resulullah Efendimizin (Sallallahu Teala Aleyhi Vesellem) vârislerinden birine üveysi olan, aynı zamanda Resulullah'a a.s.m. da üveysi olmuş olur.

Evliyanın farkı
Sual: Evliya da insan olduğuna göre, diğer insanlardan farkı nedir?
CEVAP
Evliya da insandır; fakat bir veli, evliya olmamış binlerce Müslümandan üstündür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hiç bir şey, mislinin, bin katı olamaz. Fakat gerçek mümin, [veli kul, arif-i billah] bin insandan daha iyidir.) [Taberani]

Kur'an-ı kerimde de bu müminlerin yani evliyanın, ariflerin üstün olduğu bildiriliyor:
(Siz gerçekten mümin iseniz, çok üstünsünüz.) [Al-i İmran 139]

Evliya kime denir?

Sual: Evliya nasıl tanınır, vasıfları nelerdir?
CEVAP
Çalışmak farz olduğu için, enbiya ve evliya da çalışır. Mesela Âdem aleyhisselam, çiftçilikle uğraşırdı. Nuh aleyhisselam marangoz, Davud aleyhisselam demirci idi. Evliya-i kiram da çeşitli meslek sahibi idiler. Allahü teâlâ, (Sevdiklerimi [evliyamı] halkın içinde saklarım, herkes tanıyamaz) buyuruyor. Onları tanıyan kimseler az da olsa vardır.

Evliyanın vasıflarından bazıları şöyle bildirilmiştir:
1- Evliyanın kerameti olur. Gaybı yalnız evliya değil, melekler ve hatta Peygamberler bile bilmez. Ancak Allahü teâlâ, dilerse, herhangi bir kuluna da bildirir. Peygamber efendimizin gaybı bildiren çok mucizesi vardır. Evliyanın da gaybı bildiren çok kerametleri görülmüştür.

2- Evliyayı gören kimsenin gönlü ona mail olur. Evliyanın her sözü, her hareketi İslam’a uygundur. Yanında bulunan kimselerin kalblerinde Allah korkusu ve Allah sevgisi hâsıl olur. Başka şeylerden soğur. Evliya, ölü kalbleri diriltir. Kalblerdeki pası temizler. Onun yanında duranın günah işleme arzusu yok olmaya başlar.

3- İtikadında bozukluk olan evliya olamaz. Amelde ve itikadda bid’atin zulmeti, evliyalık nurunun kalbe girmesine mani olur. Kalb, bid’atlerden temizlenmedikçe ve doğru itikad ile süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez.

4- Evliya bütün kötü huylardan uzaktır. İyi huylarla süslenmiştir. Kendisine zulmedeni affeder, darılana iyilik ve ihsanda bulunur. Onda mal, mevki ve şöhret hırsı bulunmaz. Övülmeyi sevmez. Yerilmekten korkmaz. Tevazu sahibidir. Kendisini kimseden üstün görmez. Hiç kimseyi aşağılamaz. İlim sahibidir, ihlâsla amel eder. Kimsenin zararını istemez. Herkese merhamet eder, acır. İnsanların saadeti için çalışır. Sözünde durur. Emanete riayet eder. Kimseye hıyanet etmez. Suizan, gıybet ve fitneden kaçar. Haklı olsa da münakaşa etmez. Belalara, sıkıntılara göğüs gerer. Nimetlere şükreder. Ehline danışarak iş yapar. Günah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten çok korkar. Çok istiğfar eder.

Kısacası evliya en iyi insan demektir. Muhammed Salim hazretlerine, (Bir kimsenin evliya olduğu nasıl anlaşılır?) dediklerinde, (Tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile bir kimsenin veli olduğu anlaşılır) buyurdu.

Eskiden evliya çok idi
Eskiden Abdülkadir-i Geylani, imam-ı Rabbani ve Ahmed Rıfai hazretleri gibi mürşid-i kâmil olan evliya var idi. Evliya oldukları bazı vasıfları ile bilinirdi. Böyle zatların vasıfları kitaplarda bildirilmiştir. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olana Evliya denir. Başkalarının da kavuşmalarına vasıta olana Mürşid denir. Mürşid-i kâmilin, yani rehberlik eden evliyanın alameti, itikadının düzgün olması ve İslam ahkâmına tam uymasıdır. Sözleri, hareketleri İslam ahkâmına uygun olmayan zat, havada uçsa da, rehber olamaz. Evliya ile konuşmak ve onu görmek, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. Allahü teâlâdan başka her şey kalbe soğuk gelir. Allahü teâlâ, (Evliyam şunlardır ki; ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım) buyuruyor. Resulullah efendimize, evliyanın alametleri sorulunca, (Onlar görülünce Allah hatırlanır) buyurdu. Bugün yapılacak iş, eskiden yazılmış, İslam âlimlerinin kitaplarını okumaktır.

Mürşidin vasıfları
Eski mürşidlerin vasıflarından birkaçı şöyledir:

1- Lüzumlu akaid ve fıkıh bilgilerine vâkıf idiler. Fıkıh bilmeyen evliya olamaz.

2- Hep güler yüzlü olup, bir anne şefkati ile talebeyi terbiye ederler idi.

3- Hiç bir talebenin parasında gözü olmazdı. (Allah’ın evliyası, cömertlik ve güzel ahlak üzere yaratılmıştır) hadis-i şerifine uygun vasıfta olup, talebelerine elinden gelen yardımı yaparlar idi.

4- Talebelerinin sırlarını gizli tutarlardı. (Seçilmişlerin kalbleri sırların mezarıdır) denirdi.

5- (Üstada da, talebeye de saygılı olun) hadis-i şerifine göre merhametli ve tevazu sahibi idiler.

6- (Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır) mealindeki âyet-i kerime mucibince ilimleri ile büyüklenmezlerdi.

İlmi ile mağrur olanlar, ilimleri az olanlardır. Az bir şey öğrenince her şeyi öğrendiklerini zannederler. Fazla bilgi sahibi olanlar, ilmin sınırsızlığını ve sonuna ulaşmaktan aciz olduklarını bildiklerinden tevazudan ayrılmazlar. Zaten âlim, bilmediklerinin bildiklerinden çok olduğunu bilen zattır.

7- Bilmedikleri olursa, “Bilmiyoruz” demekten çekinmezlerdi.
Peygamber efendimiz de, bütün yaratılmışların en üstünü olduğu halde, (Bilmiyorum, Cebrail aleyhisselama sorayım da öyle cevap vereyim) buyurmuştur. Hazret-i İbni Abbas da (Bilmiyorum diyemeyen helak olmuştur) buyuruyor.

8- Malayani, yani boş konuşmazlardı.

9- Talebeleri de üstün kimselerdi. Her talebe, Allahü teâlânın sevgisi ile ve Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanardı. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldeydi. Uykuları kaçar, gözyaşları dinmezdi. Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz, her işinde Allah’tan korkar, titrerdi. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınırdı. Her işinde sabreder ve affeder, her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendinde görürdü. Her nefeste Allah’ı düşünür, gaflet ile yaşamaz, kimseyle münakaşa etmezdi. Bir kalbi incitmekten korkar, kalbleri Allahü teâlânın evi bilirdi. Eshab-ı kiramın hepsini, “radıyallahü teâlâ anhüm ecmain” diyerek iyi bilir, hepsinin iyi olduğunu söylerdi.

10- İlmiyle amildiler. Yani bildikleriyle amel ederlerdi. Bildiği ile amel etmeyen, kendi görüşünü din gibi ortaya atan ve bölücülük yapanlar kötü âlimlerdir. Kötü âlimler Kur’an-ı kerimde (Kitap yüklü merkebe) benzetilmiştir. (Cuma 5)

Bilin ki, evliyada üç alamet bulunur:
Biri, görenin gönlü, hep ona mail olur.

İkinci alameti sohbetten anlaşılır,
Her ne dese, dinleyen sözüne kail olur.

Üçüncüsü şöyledir, onun cümle azası,
Dinin edepleriyle, her zaman âmil olur.

Evliyayı sevenler ona gönül verenler,
Sayısız nimetlere şüphesiz nail olur.
Basireti açılır, gafleti zail olur.

9 Haziran 2009 Salı

Allahu Teala ile Kul Arasındaki Perde

Kabr-i şerifi Bilecik’te bulunan Hak dostlarından Şeyh Muhlis Dede ”rahmetullahi aleyh“, bir günkü sohbetinde;
- Allahü teâlâ ile insan arasında olan en büyük perde nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
- Bilmiyoruz efendim, nedir? dediler.

- Kendi nefsini düşünmesi ve kendi gibi aciz olan bir kula güvenmesidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- İnsanların değil, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı düşünmelidir.

Şöyle devam etti:
- Aileye ve çocuklarına karşı tatlı dilli ve güler yüzlü olmalı, onların haklarını yerine getirecek kadar aralarında bulunmalıdır. Onlara bağlanmak, Allahü teâlâdan yüz çevirecek kadar olmamalıdır.

İki şeyi unutun!

Bir gün sevdiklerine buyurdu ki:
- Kardeşlerim, iki şeyi unutun. İki şeyi ise hiç unutmayın!

Sordular:
- Onlar nedir hocam?

Buyurdu ki:
- Unutacağınız iki şey, yaptığınız iyiliklerle, başkasının size yaptığı kötülüklerdir.

- Ya unutmayacaklarımız?
- Onlardan biri Ölüm, diğeri Allahü teâlâdır.

Kalbin gıdası nedir?

Biri sordu bu zata:
- Kalbin gıdası nedir hocam?
- İlimdir. Ama her bilgi bir vebaldir insana.

Soran kişi şaşırdı.
- Her bilgi vebal midir?
- Evet. Ama bu vebalden kurtulmak mümkün. Bildiğiyle amel eden, kurtulur vebalden. Ama o da yetmez.

- Yetmez mi hocam, neden?
- Çünkü amel de ihlasla yapılması lazım.

- İhlasla yapılmazsa?
- Hiçbir faydası olmaz. “Eski paçavra” gibi sahibinin suratına çarpılır.

Allahu Teala'nın Rahmetini Celbetmek

İrşat eserlerinde Allah (cc)'ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır.

Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb'imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.

İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb'imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:

1� Rabb'imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb'ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb'imiz rahmetine layık görmektedir.

� Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb'imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz?

2� Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?

� Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?

3� Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?

� Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?

4� Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?

� Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?

5� Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?

� Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?

6� Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.

� Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?

7� Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, 'Bu da geçer yaHu!' diyerek ayakta kalmayı başarmak.

� Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?

8� Başınıza gelenler konusunda Allah'ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.

� Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?

9� İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?

� Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?

10� Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu?

� Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?

Dikkat: Rabb'imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb'imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.

Kur'an-ı Kerim Hizmetinin Karşılığında ...

Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adama Kur'an öğretmiştim. Bana bir yay hediye etti. Bunu Resulullah aleyhissalatu vesselam'a haber verdim: 'Eğer onu alırsan, ateşten bir yay almış olursun' buyurdular. Ben de geri iade ettim.