29 Aralık 2008 Pazartesi

Hadis-i Şerif

Namazda isen kalbini muhafaza et;

Başkasının evinde isen gözünü muhafaza et;

İnsanların içinde isen dilini muhafaza et;

Sofrada isen boğazını muhafaza et;

İki şeyi hatırla: Allah ve Ölüm;

İki şeyi de unut:

Başkalarına yaptığın iyiliği

ve

Başkalarının sana yaptığı kötülüğü.

28 Aralık 2008 Pazar

Hadis-i Şerif

Dünyada kalıcı değil, yolcu gibi yaşamalı; öleceğini hiç unutmamalı.

İstiğfarın önemi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İstiğfar etmek çok kıymetlidir. Beladan, kazadan muhafaza eder. Vasıtaya binince, mutlaka üç kere istiğfar duası ile (Bismillahillezi…) diye başlayan duayı okumalıdır. Manası, ya Rabbi, yerde ve gökte sana sığınırım demektir. Bunları okuyunca, yerde ve gökte kazadan beladan korunulur.

Âyetel kürsiyi okumak da iyidir. Ayrıca Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okuyanın da kazadan emin olacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Kur’an-ı kerim öyle bir kitab-ı ilahidir ki, onun her harfinde yüz bin derde, yüz bin şifa vardır. İlaçların bir kısmının etkisi kesindir, bir kısmınınki ise zannidir. Yani bir kısmı mutlak şifadır, bir kısmı ise, şifa olabilir de, olmayabilir de. Kur’an-ı kerim ise, kesin şifadır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(O Kur’an, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.) [Fussilet 44]

Bir Fatiha üç İhlâs

Bir yaşlı teyze, 12 imamdan birisine gelir, (Ya imam, kızımı çok özledim, öleli çok oldu, rüyamda göremiyorum, himmet etseniz de görsem) der ve o gece kızını rüyasında çok feci bir şekilde azap içinde görür.

Kızı, kendisiyle birlikte orada bulunan 570 kişinin de çok acı azap çektiğini söyler.

Ertesi gün yaşlı teyze olanları imama anlatıyor, keşke görmez olaydım der.

Aynı gece hazret-i imam, rüyasında o yaşlı kadının kızını Cennetlik olarak görür. Şaşkın halde bakarken kız, der ki, bugün buradan geçen salih bir kişi bütün mezardakilerin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlâs okudu. Allahü teâlâ hepimizi affetti.



Ancak sıra geldi

Mübarek bir zat da talebelerine ders verirken, kitap bitmeden vefat eder. Talebeler başka bir hoca ararlar. Bir hoca bulurlar, dersimize devam ettirir misiniz diye sorarlar. Hoca efendi, hayır der, kendi hocanızdan devam edin!

Talebeler, hocamız vefat etti deyince, hoca efendi der ki; (Onlar ölmez. Hocanızın kabrine gidin, derse devam edin! Eğer hocanız gelmezse, biz geldik deyin! Gelene kadar böyle yapın!)

Talebeler kitabı ellerine alıp kabre giderler, hocam biz geldik derler. Ne gelen var, ne giden. Ertesi gün yine giderler. Yine gelen, giden yok. Üçüncü gün yine hiç kimse yok. Dördüncü gün, hocam biz geldik deyince, mübarek zat kabirden kalkar. Kitap nerde, kaldığımız yerden devam edelim der.

Talebelerinden bir tanesi; (Hocam madem gelecektiniz, niye dört gün bizi beklettiniz?) diye sorar. Hocaları der ki, (Dört gün mü geçti? Buradan bir Müslüman geçiyordu, bir Fatiha, üç İhlâs okudu, bütün ruhlara gönderdi, o kadar çok sevab dağıtıldı ki, bana ancak sıra geldi.)

26 Aralık 2008 Cuma

Tüm yılı oruçlu geçirmiş gibi sevaba kavuşmak için ...

Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü [28 ve 29 Aralık tarihinde] oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali)

Tasavvuf nedir?

Lütfetmek, ihsan etmek kapısıdır tasavvuf,

Vefa ve fedakârlık yapısıdır tasavvuf.



Hakikate sımsıkı bağlanmaktır tasavvuf,

Aşkın ateşi ile dağlanmaktır tasavvuf.



Küfürden, günahlardan sakınmaktır tasavvuf,

Her yerde edebini takınmaktır tasavvuf.



Gaflet uykusu ile yatmamaktır tasavvuf,

Evliyalık ve keramet satmamaktır tasavvuf.



İyi şeylere kötü dememektir tasavvuf,

Üstadına suizan etmemektir tasavvuf.



Helal lokmalar ile beslenmektir tasavvuf,

İslam ahlakı ile süslenmektir tasavvuf.



Tasavvuf, vaktimizin değerini bilmektir,

Daha ölmeden önce, hayattayken ölmektir.



Dolduran olup döken, olmamaktır tasavvuf,

Gonca gül olup diken, olmamaktır tasavvuf.



Aşk ateşiyle yanıp, kül olmaktır tasavvuf,

Hak aşkıyla sararıp ve solmaktır tasavvuf.



Tasavvuf; davaları, terk etmektir demişler,

Hakka olan inancı, berk etmektir demişler.



Tasavvuf, ulemanın yolunu izlemektir,

Duyulan ayıpları, sırları gizlemektir.



Tasavvuf, dinimizin ahkâmına uymaktır,

Aşkın acılarını ta gönülden duymaktır.



Tasavvuf, fırsatları kollamaktır, gütmektir,

Malayaniler ile mubahı terk etmektir.



Tasavvuf, günahlardan, mekruhlardan kaçmaktır,

Engel olmayıp, Hakka giden yolu açmaktır.



Tasavvuf boş zamanı bir ganimet bilmektir,

Ehl-i sünnet olmayı, büyük nimet bilmektir.



Tasavvuf yasaklardan çekmektir ellerini,

İyi bilmektir kalbin değişen hallerini.



Tasavvuf hiç kimseyi incitmemektir asla,

Beytullahı yıkmaktan büyük günahtır daha.



Tasavvuf, hiç kimseye yük olmamak demektir,

Haktan gelene hiç yılmamak demektir.



Tasavvuf, Cennet için tohum ekmek demektir,

Nefsi sorgu suale, her an çekmek demektir.



Tasavvuf, Hakkın yanan mumu ve ışığıdır,

Tasavvufu yaşayan gerçek hak aşığıdır.



Tasavvuf hâl işidir, yaşayan bilir ancak,

Aşkın ağır yükünü taşıyan bilir ancak.



Tasavvuf, istenilen güzel huyun başıdır,

Hayrı şerden ayıran sağlam mihenk taşıdır.



Tasavvuf, yanan aşkın hiç sönmeyen közüdür,

Tasavvuf, ilmin, zühdün ve takvanın özüdür.



Tasavvuf, ruhu ile nefsi savaştırandır,

İman-ı hakikiye bir gün kavuşturandır.



Tasavvuf, sapıklardan uzaklara kaçmaktır,

Tasavvuf, Hak ehli zatlara kucak açmaktır.



Tasavvuf, dine uymak için belli sebeptir,

Tasavvuf, baştanbaşa güzel ahlak, edeptir.



Tasavvuf, Rabbimizin kaderine rızadır.

Nefsimizi terbiye, ona uygun cezadır,



Tasavvuf, bırakmaktır her cins uzun emeli,

Çalışıp artırmaktır her gün güzel ameli.



Tasavvuf, öven ile yereni denk tutmaktır,

Uygunsuz gelen sözü, yüksünmeden yutmaktır.



Tasavvuf dinimizin farklı ilim koludur,

Güzel ahlak örneği Evliyanın yoludur.



Tasavvuf, istisnasız, tâbi olmaktır dine,

Hep rehber edinmektir ulemayı kendine.



Tasavvuf, Allah için gözyaşları dökmektir,

Her zaman iyiliğin tohumunu ekmektir.



Tasavvuf, cömertliktir, her yerde hep vermektir,

Tasavvuf, yalnız kendi kusurunu görmektir.



Tasavvuf, kibretmekten kaçıp uzak durmaktır,

Nefsin hilesine gizli tuzak kurmaktır.



Tasavvuf, nutuk çekmek değil, bir hâl işidir,

Derviş, yeri gelince, sükût eden kişidir.



Tasavvuf ehli, uzak durur kötü ahlaktan,

Çok çekinip sakınır daim haktan hukuktan,



Sofi, hep çile çekip meyvesini oldurur,

Hem de kalbini güzel huylar ile doldurur.



Tasavvuf, tamamıyla gerçek İslamiyet’tir,

Mevla’ya, kayıtsız ve şartsız teslimiyettir.

Derecelere nasıl kavuştu?

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce Bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.
(Lokman Suresi, Ayet 14)

Anlatıldığına göre, Bayezid-i Bestami küçükken soğuk bir kış gecesinde, annesi ile yatsı namazını kılıp yatmıştı. Gece yarısına doğru annesi uyandı. Çok susamıştı. Oğluna seslendi: "Oğlum, bir bardak su verir misin?" Hemen yatağından fırlayan, küçük Bayezid, su testisine baktı. Fakat içinde su yoktu. Annesine: "Anneciğim, testide su yok ben hemen doldurup geleyim." dedi.

Koşarak dışarı çıktı. Her yer buz ile kaplıydı. Zorlukla testiyi doldurup geri döndü. Fakat, geri dönene kadar annesi tekrar uyumuştu. Annesini uyandırmaya kıyamadı. Elinde su dolu bardak ile, annesinin baş ucunda beklemeye başladı.

Hava çok soğuk olduğu için, bir müddet sonra soğuktan titremeye başladı. Elleri de buzdan testiye yapışmıştı. Buna rağmen, bardağı bırakıp yatmadı. Annesinin uyandığında: "Hani su!" diyerek üzüleceğinden korkuyordu. Annesini üzmemek için, her türlü sıkıntıya katlanmaya razı idi.

Elinde su bardağı saatlerce ayakta annesinin uyanmasını bekledi. Nihayet, annesi: "Su! Su!" diye mırıldanmaya başladı. Hemen: "Buyur anneciğim, suyun hazır!" dedi. Annesi daha ilk sözünde suyun hazır olmasını anlayamadı. Oğluna sordu: "Oğlum ne çabuk getirdin?" Bayezid şöyle dedi: "Anneciğim, daha önce uyandığında, su istemiştin. O zaman su olmadığı için, testiyi doldurmaya gittim. Geldiğimde senin daldığını gördüm. Uyanmanı bekledim." Oğlunun bu kadar, sadakatli olduğuna çok sevinen annesi sevinçten ağladı. Allah-u Zülcelal kendisine böyle bir oğul ihsan ettiği için şükretti: "Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım, sen de razı ol." dedi.

Annesinin duası sebebiyle, Bayezid-i Bestami, Evliyalıkta yüksek derecelere kavuştu. Allahu Zülcelal'in dostlarından oldu. Hatta kendisine: "Bu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sorduklarında, Bayezid-i Bestami: "Annemin rızasını almakla!" demiştir

25 Aralık 2008 Perşembe

Dinle!

Dinle! Nemâz kılmıyanın hakkında Allah, ne demiş,
Çıksın yer ile gökümden, başka mabûd, bulsun demiş.
Getirdi Kur'ânı Resûl, etmedi bazısı kabûl.
Bir vakt nemâzı kılmıyan, Cehennemde yansın demiş.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Nazar edin

Şöyle nazar edeler,

N’oldu cihan içinde?

Toprak oldu niceler,

Bu az zaman içinde.



O taze güller soldu,

Bülbüller ötmez oldu.

Ana ata zâr oldu,

Kaldı zindan içinde.



Canlar ateşte yandı,

Kuzuları kurt aldı.

Ardınca baka kaldı,

Zâr-ü figan içinde.



Ne oluyor insanlar?

Hasret kalıyor canlar,

Olacak buluşanlar,

Yarın cinân içinde.



İpek kumaş giyenler,

Var mı böyle diyenler

Çürüyüp toprak olmuş,

Tenler kefen içinde.



O gözler karakaşlar,

Bir inci gibi dişler,

Gül tenler sırma saçlar,

Yılan, çıyan içinde.



Çürümüş tutan eller,

Susmuş konuşan diller,

Ciğerpare oğullar,

Kalmış toprak içinde.



Bu dünyaya aldanan,

Vefa bulurum sanan,

Ömrü boşa harcayan

Şimdi pişman içinde.



Yunus gizle sözünü,

Haramdan çek gözünü,

Hakka çevir yüzünü,

Kalma firak içinde.

23 Aralık 2008 Salı

Allah'a c.c. şükrün lüzumu

Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah’a şükretmemiz gerekir mi?

CEVAP

Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir:

1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için,

2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, [Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allahü teâlânın bir ihsanıdır.]

3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için,

4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için,

5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için,

6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için,

7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için,

8- Her ülkede bid’at ehli gruplar var. Bid’atler ibadet gibi işleniyor. Bid’at ehli olmadığımız için,

9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için,

10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız. Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18]

Bir beyit:

Vücudun her zerresi, gelse de dile,

Şükrün binde birini, yapamaz bile.

Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz. Bir âyet-i kerime meali de, şöyledir:

(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]

Şükretmemek nankörlüktür. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7)

Şükretmek için İslam’a uymak gerekir. İslam’ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur.

20 Aralık 2008 Cumartesi

İmanı korumanın şartları

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İnsandaki en büyük nimet, iman nimetidir. Bu nimet, elden kaçması en kolay nimettir. Bu imanın insanda hep kalması için şart, mümin kardeşlerini sevmektir. Kişi mümin kardeşlerini sevmezse, imanını yavaş yavaş kaybeder de haberi olmaz; çünkü hubb-i fillah ve buğd-i fillah imanın temelidir.

Dünyada en kıymetli şey imandır. İman, müminle ateş arasında perdedir. İmanımızın kıymetini bilmemiz gerekir.

Cüzzam çok bulaşıcı bir hastalıktır. Bir cüzzam hastasıyla bir odada yedi sene kalınsa, hastalığın bulaşmama ihtimali vardır; ama bir kötü kimseyle aynı binada kalınsa, hiç görüşülmese, rastlanmasa da ondan zarar gelmeme ihtimali yoktur. Onun için ev bir, anahtar bir olmalı. Bu mümkün değilse, iyi insanlarla aynı çatı altında oturmaya dikkat etmeli.

İyiliğin yayılması zordur. Kötülüğün yayılması kolaydır. Çünkü iyilik nefse ağır, kötülükse nefse kolay gelir.

Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratır. Böylece kudretini gizler. Mesela görmek için ışığa, konuşmak için havaya ihtiyaç vardır; ama ruhlar âlemi böyle değildir. Bir evliya ile irtibat kurup konuşmak için havaya, sese, dile vesaireye ihtiyaç yoktur. İnsan kalbiyle de konuşur. Bunun için de, yine üç şey lazımdır:

1- O zatın Evliya olduğuna inanmak,

2- Onu sevmek,

3- İtaat etmek.

Eshab-ı kiram, cömertlik, temizlik, edep ve tâbi olmakta İslam ahlakının numunesiydiler. Onları görenler, bunlar melek mi derlerdi. Her gittikleri yerde, bu ahlaklarını görenler, seve seve Müslüman oldular. Zaten bunlar İslamiyet’i anlatıyorlardı. Herkesin ebedi saadete kavuşmasını istiyorlardı. Gittikleri yerlerde yalnızca, İslamiyet’in anlatılmasına izin verilmesini istiyorlardı. Kılıçla müdahale yoktu; ama anlatılmasına mani olurlarsa, o zaman kılıca ihtiyaç duyuluyordu.

Bugünün işini yarına değil, biraz sonraya dahi bırakmamalıdır. Bir iş yapılacaksa, bunun hemen bitmesi lazım. Her işimizi kendimiz yapmalıyız, başkasından bir iş istersek, neticesini beklemeliyiz, yani takipçisi olmalıyız.

Ahir zamanda zulmet çok olur. Bir kimse evden abdestli çıksa, hiç günah işlemeden evine dönse bile, o günkü zulmeti temizlemek için, beş bin kelime-i tevhid söylemesi icap eder.

Derdimi kimse bilmez

Ey dostlar, ey yarenler,

Derdimi kimse bilmez.

Mecnun diyor görenler,

Derdimi kimse bilmez.



Dervişler ar eylemez,

Âşıklar zâr eylemez,

İlaçlar kâr eylemez,

Derdimi kimse bilmez.



Hasret beni dağladı,

Gözümden yaş çağladı,

Beni gören ağladı,

Derdimi kimse bilmez.



Dalgası durmaz derya,

Çaresi yok bir sevda,

Canlar yoluna feda,

Derdimi kimse bilmez.



Yunus kalırsın darda,

Göç eyle gerçek yurda,

Yem olma kuşa kurda,

Derdimi kimse bilmez.

Dua üç şekilde kabul olur

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, edilen duayı üç şekilde kabul eder:

1- Hemen, yani peşin kabul eder.

2- Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim… Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir, en son Cennette verir. Yani mutlaka verir.

3- Ne dünyada verir, ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ, ben duaları kabul ederim buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek bela varsa, o duaya karşılık olarak hepsini alıyor.

Her şeyin bir yasası vardır. Tasavvufun anayasası da, vermektir. Yani seninki senindir, benimki de senindir.

Müminler Allahü teâlânın rızası için bir araya geldiklerinde, hiç konuşmasalar bile feyz, bileşik kaplardaki gibi, kalbden kalbe akar. Hele bir de, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin ismi zikredilirse, bu meclislere feyz, oluk oluk akar.

Bir Müslüman, sırf Allahü teâlânın rızası için bir başka Müslüman kardeşini ziyaret ederse, kendisine yüz bin nafile hac sevabı verilir. Müminin yüzüne sevgiyle bakanın, günahları dökülür.

Cebrail aleyhisselam, 2 rekât namaz kılmış, bu 2 rekât namazı kılması tam 4 bin ahiret senesi sürmüş. Sonra, (Yâ Rabbi, kâinat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?) demiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:

— Ahir zamanda gelecek olan ümmet-i Muhammed’den, Habibimin ümmetinden bir kulum, 2 rekât namaz kılacak, hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle ve kaç rekât kıldığını bilmeyerek kılacak. Onların birkaç dakikada kıldığı 2 rekât namaz, senin 4000 senede kıldığın namazdan daha makbul olacak.

— Yâ Rabbi, neden onların namazları bu kadar kıymetli olacak?

— Çünkü onlar, düşmanımı yıkarak huzuruma gelecekler. Sende düşman yok ki! Dünya sevgisinden uzaklaşacaklar, nefislerinin şerrinden kurtulmaya çalışacaklar, şeytanın vesvesesine aldanmayıp, Allahü ekber diyecekler…

19 Aralık 2008 Cuma

Cuma günü

"Cuma Günü öyle bir saat vardir ki, o saatte dua edenlerin duaları kabul olur"

(Bu saati Ikindi'den Aksam namazina kadar aramak gerekir)
* Hz.Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem*
Duaları kabul olanlardan olmanız dilek ve duası ile;
Cumanız Mübarek Olsun

18 Aralık 2008 Perşembe

İnsanlardan en fazla zühd sahibi ... Hadis-i Şerif

Resulu Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:

"İnsanlardan en fazla (âhireti düşünen) zühd sahibi;

Kabri ve çürümeyi unutmayan,

Aşırı dünya zinetlerini terkeden,

Bâki olan ahiret amellerini, fani olan dünya işlerine tercih eden,

Bugünün işini bugün yapıp yarına sağ çıkacağına güvenmeyen

ve Kendisi her an ölecekmiş gibi kabul eden kimsedir..."

(İbn-i Ebiddünya)

17 Aralık 2008 Çarşamba

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Gönlüm düştü bu sevdaya,

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Başım girdi çok belaya,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Yürüyorum yana yana,

Aşk boyadı beni kana,

Mümkün mü kavuşmak ona?

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Kâh akarım seller gibi,

Kâh eserim yeller gibi,

Kâh tozarım yollar gibi,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Sular gibi çağlıyorum,

Ciğerimi dağlıyorum,

Şeyhim diye ağlıyorum,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Tut elimden kaldır beni!

Vuslatına erdir beni!

Çok ağlattın güldür beni!

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Yürüyorum ilden ile,

Soruyorum dilden dile,

Şu hâlimi kimler bile,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Mecnun gibi yürüyorum,

Yâri düşte görüyorum,

Sonra mahzun oluyorum,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Aşkı beni mest eyledi,

Aldı gönlüm hast’eyledi.

Öldürmeye kast eyledi,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Benzim sarı, gözlerim yaş,

Bağrım delik, ağrıyor baş,

Bitiyorum yavaş yavaş,

Gel gör beni aşk n’eyledi?



Miskin Yunus biçareyim,

Baştan başa hep yâreyim,

Dost ilinden âvâreyim,

Gel gör beni aşk n’eyledi?

Aç gözünü

Ey gönül, aç gözünü,

Çok uzatma sözünü,

Sonra dövme dizini,

El aybını gözetme



Helal haram yiyorlar,

Ölüm yok mu diyorlar,

Kötülük ediyorlar,

Sen kötü adla gitme!



Dünyaya gönül verme!

Yüz döndür ahirete,

Kıl taat gündüz gece,

Ayak uzatıp yatma!



Bak pirin buyruğuna,

Yüzün koy ayağına,

Katlan hep dayağına,

Yunus kaşını çatma!

15 Aralık 2008 Pazartesi

MİDEYE DÜŞKÜNLÜĞÜN AFETLERİ

Mideye düşkünlük , kötülüklere ana olan hasletlerdendir . Çünkü mide nefsani istek ve arzuların kaynağıdır . Şehevi azgınlıklar ondan doğar.

Mideye düşkünlük MAL VE SERVET HIRSINI DOĞURUR . Çünkü mide ancak mal ile yani yiyip içmekler tatmin olur .

Mal ve servet hırsıda MAKAM VE KOLTUK HIRSINI doğurur . Çünkü fazla miktarda mal ve servet çoğunlukla makam sahipleri için mümkündür .

Mal – servet , makam ve bunlara isteklilik hasıl olunca da , KİBİR , RİYA , HASED …. gibi afetler ortaya çıkar . Bütün bunların kaynağı MİDE VE MİDEYE DÜŞKÜNLÜKTÜR….

Resulullah (s.a.v) buyurur :

‘’ Kim midesini oburluktan korursa , yüksek fikirli ve keskin zekalı olur ‘’ ( İbn Mace )

Hz. Aişe (r.anha ) şöyle der :

‘’ Allah Resulunden (s.a.v.) sonra ortaya çıkan ilk bi’dat TOKLUK ‘ tur . İNSANLARIN MİDELERİ DOLDUMU DÜNYAYA HIRSLARI ARTAR .. ( Taberani , Ebu Davud )

---------------------------------------------------------------------------

KİM ÇOK YERSE 6 AFETE MARUZ KALIR :

1 – İBADETTEN ZEVK ALAMAZ !!!

2 – Hikmetli şeyleri hatırlaması güçleşir ,

3 – Mahlukata şefkatli olma gibi yüksek bir insani huydan mahrum kalır . Çünkü o kendisi tok olunca herkesin ve her canlının da kendisi gibi tok olduğunu sanır..

4 – Vücudu hantallaştığı için vücudu kendine ağır gelir .

5 – Nefsani heves ve arzuları artar..

6 – Diğer mü ‘ minler ibadethanelerin etrafında dolaşırken o , mezbeleliklerde dolaşır….

İmam-ı Gazali ( Dinde 40 esas adlı eserinden )

14 Aralık 2008 Pazar

Bilmiyorum

Dostlar bana dokunmayın,

N’oldu böyle, bilmiyorum.

Bana hiç hesap sormayın,

Mecnun muyum, bilmiyorum.


Haram lokma mı yutmuşum?

Bildiğimi unutmuşum.

Canı aşkta uyutmuşum,

Onda ne var, bilmiyorum.


Aşkım beni yakadurur,

Gönlüm dosta akadurur,

Şöyle tuhaf bakadurur,

Naçar kaldım, bilmiyorum.


Ben aşksız asla olamam,

Aşk yoksa ben nerde kalam,

Aşktır benim canım alan

Aşka kul mu bilmiyorum.


Yunus derviş oldu diye,

Benden nasihat isteme,

Sanırdım ki ben bilirim,

Şimdi bildim bilmiyorum.

Altin kasede anzer bali

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Herhangi bir yolla, kendimizi sevdirerek dinimizi sevdirmeliyiz ve hep yutkunmalıyız, yani onlardan gelen sıkıntılara katlanmalıyız. Demek ki iş yaptırmanın yolu üçtür:

1- Muhabbet,

2- Mükâfat,

3- Yutkunmak.

Dua, parayla ölçülemeyecek derecede maddi ve manevi kazanç sağlar.

Bir şeyi güzel yapmak çok yapmakla, meleke kazanmakla, tecrübe sahibi olmakla olur.

Paranın gittiği yerden, geldiği yer anlaşılır. Helal para helal yerlere, haram para haram yerlere gider.

Mahşer, elli bin sene sürer; ama Ehl-i sünnet mümin için, bu süre iki rekâtlık namaz kılacak kadar gelir.

Hakiki müminin siması, büyük zatların bakışları şifadır. Kalbler hastadır, şifası dua ve dine uymaktır.

Kalb kimi seviyorsa, ona meyleder.

İman, altı esasa inanmak ve bunları beğenip kabul etmektir.

İnsanlar dünyaya muhabbet etmekte üç sınıfa ayrılır:

1- Hayvan gibidir, benimki benim, seninki de benim der.

2- İnsandır, seninki senin, benimki benim der.

3- Müslümandır, takva ehlidir, seninki senin, benimki de senin der.

En büyük şeref, mümin olmaktır. Mümin mert olmalıdır. Öyle olmalı ki, dünyada daha mertlik ölmemiş desinler.

Müminler bir araya gelirse, oradan şeytanlar kaçar.

Allahü teâlâ cevheri çöplüğe atmaz. Ehl-i sünnet âlimlerini, evliyayı tanımak, cevher olmak demektir. Büyük zatları seven kimse, kendinde cevher olduğunu bilmelidir.

Şu iki şey verilmişse, başka ne verilmemiş ki:

1- Ehl-i sünnet itikadı,

2- Kendisine dinini öğreten büyük zatı tanımak.

Büyük bir zatı tanımak, onun büyüklüğü hakkında hiç şüphe etmemek ve edepli olmak, yani onun söylediklerini yapmak demektir. Tanımak nasip meselesidir ve çok mühimdir.

İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya hamd etmiş olmaz. Onun için, üzerinde hakkı olan hocasına, annesine, babasına, mümin kardeşlerine daima dua etmelidir.

Bir şeyi, hayırlıysa olsun demeden ısrarla istemek, mutlaka olsun demek, insanı felakete sürükleyebilir. Hayırlıysa olsun demelidir.

Servet ve şöhret, iki felakettir. Bundan, çok az kimse kurtulur.

Dünya, ölüm meleği için küçük bir leğen gibidir. Oradan, eceli gelenlerin ruhlarını alır.

Imanla olmek marifettir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Unutmamak lazım ki, insanoğlu düşmanını hep dışarıda arıyor, hâlbuki düşman onun içinde, nefsi en büyük düşman, neye düşman, imana düşman.

Yılan soksa, akrep soksa ölürüz. Zaten ölmeyecek miyiz; ama imanımız giderse sonsuz olarak ölürüz. Zaten öleceğiz; ama imanla ölmek marifettir. İmanla ölmenin, imanı korumanın yolu nedir? İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(İmanı korumanın tek yolu vardır, o da birbirimizi sevmektir.)

Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır:

Bir gün Cenab-ı Peygamber otururken birdenbire tebessüm etti, öyle ki, bütün mübarek dişleri göründü. Ya Resulallah, hayırdır inşallah dedim. Buyurdu ki:

(Şimdi Rabbimin huzurunda iki kişi var, biri hakkından vazgeçmiyor; (Ya Rabbi bundan hakkımı al), öteki de, diyor ki (Ya Rabbi alacaklara vere vere bitti, bir şey kalmadı, hiç sevabım yok.) diyor. Öteki de, (Ya Rabbi o halde buna günahlarımı ver, yüklensin!) diyor. Cenab-ı Hak (Sağ tarafına bak!) buyuruyor. Bakıyor ki, muazzam bir köşk. (Bu kardeşine hakkını helal edersen, içindekilerle beraber sana veririm.) Adam diyor ki: (Hakkımı helal ettim ya Rabbi, vallahi ettim, billahi ettim, ver ya Rabbi!)

Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber, (Din kardeşlerinizin arasını bulun! Bak Allahü teâlâ da buldu) buyuruyor. Nasıl buldu, vererek buldu. En büyük günah, iki Müslümanın arasını açmaktır.

Fitneyi önlemek, fitneye mani olmak şiarımız olmalıdır; çünkü fitne çok büyük günahtır. Her yerde her zaman fitne çıkarmamaya azami gayret göstermeliyiz. Mübarek büyük zatlara tam uyup fitne çıkarmayan, sıkıntı görmez. Kendisinden bir şey eklemeyene, tamamen büyük zatlara uyana sıkıntı yoktur! Bir şey eklenirse, o saat her şey biter.

Din kardeşimizle barışık olmalıyız; ama kendimizle, nefsinizle barışık olmamalıyız. İnsana en büyük zararı nefsi yapar, insanın kendine yaptığı zararı hiçbir düşmanı yapamaz. Onun için din kardeşlerimizle beraber olmaya, onlarla beraber sevmeye, sevilmeye çalışalım. Kurtuluşumuza ancak bu bağlılığımız, sevgimiz, muhabbetimiz sebep olacaktır.

Ahirette iki mümin şahit olsa, ya Rabbi bu Müslümandır deseler, hatta kabirde, Arasat meydanında şahit misin deseler, şahidiz ya Rabbi dediler mi, tamam. Onun için, iyi geçinmek, iyi arkadaşlar edinmek, bu dinin temelidir.

Medet

Ey canımın cananı,

Dertlerimin dermanı,

Âlemlerin sultanı,

Medet Allah’ım medet!



Yaşarım ölmez gibi,

Ecelim gelmez gibi,

Umduğum olmaz gibi,

Medet Allah’ım medet!



Nefsim dinlemez emir,

Gafletle geçti ömür,

Kalbim sanki bir kömür,

Medet Allah’ım medet!



Saçım başım ağardı,

Günahlar beni sardı,

Kalbim nasıl karardı,

Medet Allah’ım medet!



Artık belim büküldü,

Saçlarım hep döküldü,

Gözümden fer çekildi,

Medet Allah’ım medet!



Dizlerim sızılıyor,

Günahım yazılıyor,

Mezarım kazılıyor,

Medet Allah’ım medet!



Dağda, yabanda gezdim,

Nice kimseyi üzdüm,

Yalan dünyadan bezdim,

Medet Allah’ım medet!



Çirkin yerlere gittim,

Ömrümü heder ettim,

Artık iyice bittim,

Medet Allah’ım medet!



Şu dünyaya aldandım,

Renklerine boyandım,

Ölüm ile uyandım,

Medet Allah’ım medet!



Namazımı kılayım,

El açıp yalvarayım,

İhlâsla sığınayım,

Medet Allah’ım medet!



Yunus, durmadan ağla!

Ciğerin varsa dağla!

Gönlünü Hakk’a bağla!

Medet Allah’ım medet!

6 Aralık 2008 Cumartesi

Gelir

Bu aşkın ateşiyle,

Gözlerden kan, yaş gelir.

Kavrulur yanar yürek,

Yanış bana hoş gelir.



Yanmakta imiş hayat,

Ruhum, nefsime dayat!

Dosta ettiğim feryat,

Münkirlere taş gelir.



Aşkımı yoktur bilen,

Hâlime bakıp gülen,

Sevgidir Hak’tan gelen,

Bu halka göz, kaş gelir.



Yunus öğren özünü,

Dostuna aç gözünü,

Uygun söyle sözünü,

Sultana güneş gelir.

Kurban bayraminin arefesinde ...

Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir?

CEVAP

Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır:

1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebî)

2- Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmak sevabdır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin]

(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]

(Arefe günü tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin]

(Arefe günü [Besmele ile] bin İhlâs okuyanın, günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh]

(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]

(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik]

(Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye]

(Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] (İbadet olarak ilim öğrenmek, en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.)

(Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki]

(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]

Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmaksa, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Yandim ben

Ey dost seni seveli,

Aklım gitti, kaldım ben,

Geçip ırmağı gölü,

Denizlere daldım ben.



Bir zerre aşk ateşi,

Kaynatır denizleri,

Bu sevdayı çekeli,

Tutuşup da yandım ben.



Bir kişide aşk ola,

Onda keder kalmaya,

Bu aşk geleli bana,

Gamım gitti, güldüm ben.



Bak bu kuru ağaca,

Düşmüş idi sokağa,

Nazar kıldı, er ona,

Taze civan oldum ben.



Yunus al aşk tadını,

Gel miskin koy adını,

Rabbimin muradını,

Miskinlikte buldum ben.

2 Aralık 2008 Salı

Sofu

Beni sofu zanneden,

Sen ne iyisin diyen,

Nasıl sofu olur ki,

Sarıkla cübbe giyen?



Cübbelere büründüm,

Halka sofu göründüm,

Dış yüzümle övündüm,

İçim bir kuru kovan.



Sanma kalbim şükreyler,

Fitne fesat fikreyler,

Hiç böyle mi zikreyler,

Mevla’yı aşkla seven?



Yunus seni yel alır,

Yalancı yolda kalır,

Bir gün yerini bulur,

Hakikat ile yalan.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Nasibden ötesi yok

Bismillahirrahmanirrahim
(Ey Muhammed!(s.a.v.)) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
(Bakara Suresi, 144. Ayet)


Takdirden ötesi yok...


Gencin birisi Kâbe'de hep,"Ey doğruların yardimcisi olan Allah’ım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim" diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altın dolu bir torba buldum.Tam 1000 altın vardı.İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın)diyordu.Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim.Bu sırada birisi,"şöyle bir torba bulan var mı?"diye bağırıyordu.
Çagırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi. Pazara gittim.Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı.Gencin temizliği dikkatimi çekti.Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım.Bir iki yıl geçti. Genç çok çalıskan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum.Bir gün onunla giderken karsıdan iki üç kisi geliyordu. Genç bana dedi ki,


-Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın, onlara 30 bin altından asağıya satma) dedi.O kisiler yanıma geldi, bu esiri bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim.
Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alip gittiler.



Ben o 30 bin altınla işyerleri açtim, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kizi var. Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler. Ben de "olur" dedim.Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti.
Kıza, "bu nedir" dedim.İçinde 970 altın var, babam Kâbe'de bunu kaybetmis, bulan gence 30 unu vermis. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi".Demekki bulduğum altınlar benim rızkım imis, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.



Acı da olsa,doğruları söyleyiniz. ( Hadis- i Şerif )

Takdirden ötesi yok...
Nasipten ötesi yok...

Ben dervis miyim?

Ey beni derviş bilen,

Neden bu alkış benim,

Dervişlik yaylasında,

Mevsimlerim kış benim.



Derviş diye atandım,

Gece gündüz yatandım,

Ele bakıp utandım,

Her işim yanlış benim.



Riya dolu gözlerim,

Yalan yanlış sözlerim,

Günahımı gizlerim,

Bin bir kötü iş benim.



Bazıları tanırlar,

Her söze inanırlar,

Beni uysal sanırlar,

İşim gücüm yaş benim.



Ey dostlar, ey yarenler,

Hakikate erenler,

Bu yolda olan haller,

Allah’a kalmış benim.



Kötü söze alındım,

Ulu suçta bulundum,

Yunus Hakk’tan umduğum,

Bir rahmet imiş benim.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Aklin sana yar ise

Bir söz diyeyim sana,

Dinle canın var ise.

Düşkün olma dünyaya,

Eğer gayen kâr ise.



Sevilecek bir yâr bul!

Baktın yârin eğri kul!

Neyin varsa ver kurtul!

Aklın sana yâr ise.



Gördün yârin iyidir,

Kölesi olman yeğdir,

Çıkar ciğerin yedir,

Eğer çaren var ise.



Ekmek yiyip tuz basma!

Namertler gibi olma!

Ekmek onu komaya,

Tuzun hakkı var ise.



Kötülük etme asla!

İlenir herkes sana,

Söylenir senden sonra,

Ne dirliğin var ise.



Miskin Yunus delidir,

Sözlerinden bellidir,

Ölse hali nicedir,

Eğer kabri dar ise.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Erenler denizdir

Erenler bir denizdir,

Âşık gerek dalacak.

Dalgıç lazım denizden,

Girip cevher alacak.



Yine ben dalgıç oldum,

Denizden cevher aldım,

Sarraf gerek cevherin,

Kıymetini bilecek.



O Server Hakk’ı bildi,

Hak katında sevildi,

Her yerde nimet hazır,

Göz gerektir görecek.



Dile rızkını Hak’tan,

O sana verir yoktan,

Nefsin bilmiş ol gerek,

Göz perdeyi silecek.



Yunus nefsi şişledi,

Zehirleri dişledi,

Yüreğime işledi,

Aşk ateşi yakacak.

23 Kasım 2008 Pazar

Ya Allah c.c. icin, ya nefs icin

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İyi insanlar vazifelerini yapmadığı müddetçe, kötüler daima hâkim olur. Dolayısıyla kötülüğün gitmesi için, iyi insanların çok iyi çalışmaları lazım.

Niyetimize ve amelimize bakmalıyız. (Bunu niçin yaptın?) sorusu ahirette sorulacaktır. Bu soruya hazırlanmalıdır. Bunun da cevabı iki şeydir; ya Allah için, ya nefis için!

İslam âlimlerinin kitaplarını okurken, kendimiz okuyormuş şeklinde değil de, o büyükler anlatıyormuş gibi dinlersek istifade çok olur.

Hayat hayaldir, hayalle oyalanmamalıdır. Müslümanların ilim öğrenmesi lazımdır.

İnsan niçin yaratıldığını unutursa, hayvandan beter olur.

Evliyanın sevgisi kalbe girerse, dünya muhabbeti o kalbden çıkar. İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-i fillah ile şereflenmek lazım. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyelim.

Kalbi hasta olmayan insanda bir alâmet vardır, o alâmet hubb-i fillah, buğd-i fillahdır.

Kalbden kalbe yol vardır. İş, o yolu ele geçirmektir. O yolu ele geçiren kimse Allah dostlarıyla beraber olur. Gece de, gündüz de beraber olur. Neşeli zamanda da, sıkıntılı zamanda da, dünyada da, kabirde de, ahirette de beraber olur. Sevince beraberlik böyle olur!

Şu beş şey, kişinin saadetindendir:

1- Eşinin anlayışlı ve itaatli olması,

2- Evladının uysal ve saygılı olması,

3- Arkadaşlarının temiz ve samimi olması,

4- Komşularının iyi olması,

5- Geçiminin kendi memleketinde olması. [Burada kendi memleketi demek, doğduğu yer demek değildir. İşinin iyi olduğu, salih arkadaşlarının çok olduğu, dinini rahatça yaşayabildiği yer demektir.]

Şu altı haslet bulunan kadın, gerçekten iyi [saliha] vasfını kazanmıştır.

1- Beş vakit namaza riayetkâr olması,

2- Kocasına severek itaat etmesi,

3- Her işte Allah’ın rızasını gözetmesi,

4- İnsan çekiştirmekten ve kovuculuktan dilini tutması,

5- Dünya malına karşı zühd ve kanaat sahibi olması,

6- Musibetlere karşı sabır ve metanet göstermesi.

Böyle iyi kadın dinin direği, aile yuvasının temeli, ibadetlere karşı da destek ve yardımcıdır. Bunun aksi olan kadın, iyi kadın olamaz, kendisi güldüğü halde kocasını perişan eder.

Kimde erlik var ise

Tevazuyla gelsinler,

Kimde erlik var ise.

Merdivenden iterler,

Yüksekten bakar ise.



Nefsim yüksekte gezer,

Durup yolundan azar,

Dış yüzüne o sızar,

İçinde ne var ise.



Aksakallı pir koca,

Hiç bilmez hali nice,

Boşa gitmesin hacca,

Bir gönül yıkar ise.



Gönül Çalab’ın tahtı,

Çalab gönüle baktı,

İki cihan bedbahtı,

Kim gönül yıkar ise.



Sağır işitmez sözü,

Gece sanır gündüzü,

Kördür kâfirin gözü,

Mümin, münevver ise.



Az söz insan yüküdür,

Çok söz hayvan yüküdür,

Bilene bir söz yeter,

Firasetin var ise.



Kendini ne sanırsın?

Hangi zatı tanırsın?

Sözlerimi anlarsın,

Eğer cevher var ise.



Herkes sırayla geçer,

Konanlar bir gün göçer,

Aşk şerbetini içer,

Kim bunu anlar ise.



Yunus seni yormasın,

Yüksek yerde durmasın,

Sırat hesap görmesin,

Sevdiği Gaffar ise.

Rehbersiz olmaz

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Eğer bir insanın terbiye edicisi olmazsa, terbiye nedir bilmez. Bir hayvan evcilleştirilmezse evcil hayvan olmaz. İnsan kendi kendine güzel ahlaklı olamaz. Güzel ahlakın ne olduğunu bilmez ki, olabilsin. Mesela Araplar vahşet içerisinde yaşıyorlardı. O vahşet içerisinde yaşayan insanlara Hazret-i Peygamber geldi, onlara güzel ahlakın ne olduğunu anlattı, aynı insanlar, dünyanın en mümtaz insanları oldu.

Şimdi biz birisini örnek almazsak ahlakımızı nasıl değiştirebiliriz? “Ben böyleyim” demek doğru olmaz; çünkü Rabbimizin rızası, öyle değildir. Onun için Peygamber efendimiz, (Ben güzel huyları anlatmak, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim) buyuruyor.

Güzel ahlaklı olmak, kızmamak, kalb kırmamak, insanları mutlu etmek, memnun etmek, sevindirmektir. Yine Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumuşaklık gösterendir.)

(Söz veriyorum ki, münakaşa etmeyen, haklı olsa da, diliyle kimseyi incitmeyen, şakayla veya yanındakileri güldürmek için, yalan söylemeyen, iyi huylu olan Müslüman Cennete girecektir.)

Bu insanı ateş yakamaz, buyuruyor Peygamber efendimiz. Onun için, güzel ahlaklı insan, az ibadet etse de, çok sevab kazanır. İnsanları kıran döken, çok ibadet etse de sıkıntısını çeker. Peygamber efendimize demişler ki, bir kadın var, sabahlara kadar ibadet ediyor, akşamlara kadar oruç tutuyor; ama komşuları ondan illallah diyor. Peygamberimiz, (Onun yeri Cehennemdir) buyuruyor. Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruyor:

(Bir Müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe’yi 70 kere yıkmaktan daha günahtır.)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

(Kalb carullahtır. Carullah demek Allahü teâlâya komşu demektir. Eğer komşu kırılırsa sahibi de kırılır. Onun için, ister Müslüman olsun, ister kâfir olsun, ister facir olsun, ister fasık olsun, ister evliya olsun, hiç kimsenin kalbini kırmamaya özen göstermelidir.)

Kimseye iyilik yapmak mecburiyetinde değiliz, ister yaparız ister yapmayız; ama kötülük yapmamaya mecburuz. Neden bu iyiliği yapmadın demezler; ama neden bu kötülüğü yaptın diye hesap sorarlar. Allahü teâlâyı incitmemek için, onun komşusunu incitmemek lazım. Onun komşusunu, kim olursa olsun, kırmak günahtır.

22 Kasım 2008 Cumartesi

Umit kesmem senden

Ya rab, hep bozsam tevbemi,

Ümit kesmem asla senden.

Günah doldursam heybemi,

Ümit kesmem asla senden.



Seviyorum rabbim seni,

Günahım çok affet beni,

Sil hepsini eski yeni,

Ümit kesmem asla senden.



İmansızlar keser umut,

Görmüyoruz derler somut,

Belli olur bir gün komut,

Ümit kesmem asla senden.



Evim barkım yıkılsa da,

Malım mülküm yakılsa da,

Peşime el takılsa da,

Ümit kesmem asla senden.



Ellerimi bağlasalar,

Gözlerimi dağlasalar,

Urganımı yağlasalar,

Ümit kesmem asla senden.



Bataklarda batıp kalsam,

Namazları eksik kılsam,

Günah deryasına dalsam,

Ümit kesmem asla senden.



Ayaklarım kayar mı ki?

Azgın nefsim doyar mı ki?

Din emrine uyar mı ki?

Ümit kesmem asla senden.



Nimetlerin gelmez dile,

Başka kitap almam ele,

Küfre girmem bile bile,

Ümit kesmem asla senden.



Gaflet ile geçse yaşım,

Belalara girse başım,

Zehir ile pişse aşım,

Ümit kesmem asla senden.



Boşa geçse, gençlik çağı,

İlacıma konsa ağı,

Aş deseler karlı dağı,

Ümit kesmem asla senden.



Halimden hiç sorulmasa,

Yaralarım sarılmasa,

Akan sular durulmasa,

Ümit kesmem asla senden.



Gelir bunca nimet nerden?

Medet ummam başka yerden,

Yunus geçer bir gün serden,

Ümit kesmem asla senden.

21 Kasım 2008 Cuma

Goresin

Eğriliği bırakıp,

Doğru yola gelesin,

Kibri kini çıkarıp,

Erden nasip alasın.



Ne verirsen elinle,

Onlar gider seninle,

İnkâr etsen dilinle,

Varınca anlayasın.



Kim kalbde pas yatırır,

Bil ki onu yitirir,

İçerde şah oturur,

Girdiğin an göresin.



Yunus niçin durmadan,

Bahsedersin hep aşktan?

Haber gelince dosttan,

Ona nasıl varasın?

Cuma gunu ile ilgili nasihatler

Rahman ve Rahim olan Allah ‘ ın adıyla ;

Hüccetü ‘ l – İslam İmam-ı Gazali ‘ den Sultan Melikşah ‘ a :

Ey doğunun ve batının sultanı !! Şunu bil ki : Allah (c.c.) sizlere zahiri ve batini birçok nimetler vermiştir. Size gereken , Allah ‘ a şükretmek ve bunu yaymaktır. Kim Allah ‘ ın nimetlerine şükretmezse elinden alınır.

İman ağacının kökleri kalpte sabitleşmez , dalları da İTAAT ile kuvvetlendirilip sağlam hale getirilmezse ölüm rüzgarları estiğinde , yıkılma tehlikesinden korkulur. Zayıf bir iman son nefeste kökünden kopar. Bu durumda , Allah muhafaza etsin , kul imansız kalır ve elinde hiçbir iyilik olmaksızın Rabbinin huzuruna çıkar.

Ey sultan ! Bu ağacın kökü kalp ile İMAN , dalları ise azalarla AMEL etmektir. Bu ağacın gelişip büyümesi , haftanın bir gününü Sırf Allah ‘ a ibadet için ayırman ve ahiret ameli ile meşgul olman ile mümkündür. Ayıracağın bu gün CUMA GÜNÜDÜR.

Çünkü CUMA GÜNÜ müminlerin bayramıdır . O günde öyle bir saat vardır ki , iyi bir niyet ve temiz bir kalp ile dua yapıldığında Allah (c.c.) kulun istediğini verir , duasını boşa çıkarmaz…

Cuma gecesinden ORUCA NİYET ET !!!. Buna perşembeyi veya cumartesiyi katarsan daha güzel olur.( Yalnız Cuma günü oruç tutmak tenzihen mekruhtur) Cuma günü sabah erken kalk , guslünü al ! SABAH NAMAZINI CEMAATLE KIL !!!

Güneş doğuncaya kadar Allah ‘ı yüzünü kıbleden çevirmeden zikret ! Bundan sonra tahtında iken veya yalnız kaldığında ÇOKÇA SALAVAT GETİR!!!

Cuma günü mümkün olduğu kadar SADAKA VER !!!

Haftanın Cuma gününü Yüce Allah ‘ a tahsis et ki bu amelin , diğer günlerdeki günahlarını temizlesin……

( İMAM- I GAZALİ )

20 Kasım 2008 Perşembe

Müslüman müslümanın kardeşidir

Allah için, Resülü için Kitabı için, müslümanların imamları ve hepsi için! Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Herbiriniz, kardeşinin aynasıdır, onda bir rahatsızlık görürse bunu ondan çekip alsın, yok etsin.

Tirmizi, Birr 17,18

Sadaka Rasulallah s.a.v.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Insan hakikati

İnsanın hayvan ve diğer yaratılmışlardan daha şerefli ve kamil olduğu açıktır . Çünkü diğer hayvanlarda mevcut olan haller insanda da mevcuttur .

FAKAT İNSANDAKİ KEMAL VE OLGUNLUK HAYVANLARDA YOKTUR !!!

Örneğin : At , eşekten üstündür . Çünkü eşek yük çekmek için yaratılmıştır . At ise harp meydanlarında ona binip her tarafa koşup dolaşmak için yaratılmıştır . Bununla beraber ona da eşek gibi yük taşıma gücü verilmiştir.Üstelik ona süratli yürüme ve koşmada verilmiştir ki bu eşekte yoktur. Eğer at kendi kemalinden aciz olursa , onun sırtına semeri vururlar ve eşek seviyesine indirirler . Bu onun için noksanlık ve perişanlık olur..

BUNUN GİBİ KİMİ İNSANLAR , İNSANIN ; YEMEK , UYUMAK VE CİNSİ MÜNASEBETTE BULUNMAK İÇİN YARATILDIĞINI SANIRLAR VE BUNUN İÇİNDE BÜTÜN ÖMÜRLERİNİ BU İŞLERLE GEÇİRİRLER…BU ÖZELLİKLERİN HEPSİ HAYVANLARDA DA VARDIR..

O halde insan onlardan nasıl daha üstün olabilir ? Hayvanlara ve yırtıcılara her ne verilmişse insana da verilmiştir.

İnsanlara fazla olarak bir de kemal verilmiştir ki o :

AKILDIR !!! ALLAHU TEALAYI ONUNLA TANIR , BÜTÜN ACAYİP İŞLERİNİ ONUNLA ANLAR , ONUNLA KENDİNİ GAZAB VE ŞEHVETİN ELİNDEN KURTARIR . AKIL SEBEBİ İLE , YERYÜZÜNDEKİ MEVCUT OLAN HERŞEY , ONUN EMRİNE GİRER !!!

'' O göklerde ve yerde olanların hepsini sizin emrinize vermiştir '' (Casiye-13)

O HALDE İNSANIN HAKİKATİ AKILDIR !!!

(İmam-ı Gazali - Kimya-yı Saadet )

Ruh Insani

"Madde ve manayı birbiri içinde bütünleştirip bünyesinde barındıran her zaman kalp ve ruhun derece-i hayatını takip ederek,cehennem yolunun sürî güzelliklerine takılmayıp,cennet yolunun zorluklarina katlanan ve Rabbaniliğini korumaya çalışan bir hakikat eridir.."

Hayâ nedir?

Utanma, âr, nâmus . Çirkin şeylerden sıkılma veya edebe uymayan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı kalbde meydana gelen rahatsızlık.

Âfetlerin evveli, cehâlet, bilgisizlik, sonra nefsin arzû ve isteklerine meyletmek, sonra hayâyı terk etmektir. (Sehl-i Tüsterî)

Hayâ îmândandır. Îmânı olan Cennet'tedir. Fuhuş kötülüktür. Kötüler Cehennem'dedir. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb, Buhârî)

Hayânın en kıymetlisi, Allahü teâlâdan utanmaktır. Ondan sonra Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) hayâdır. Daha sonra insanlardan hayâ etmek gelir. (Muhammed Hâdimî)
İmam Maverdî, Allah'tan utanmayı şöyle tanımlar: "O'nun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktır."

Allahü teâlâdan hayâ ediniz! Hakîkî mânâda Allahü teâlâdan hayâ etmek, kötü düşüncelerden uzak durmak, helâl lokma yemek ve ölümü hatırlamaktır. Âhireti isteyenler dünyânın zînetinden süsünden uzaklaşır. İşte bunları yapmak, Allahü teâlâdan hakkıyla korkmak demektir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Taberânî)

Cennet'e gitmek isteyen uzun emel sâhibi olmasın. Dünyâ işleri ile uğraşması ölümü unutturmasın. Harâm işlemekte Allah'tan hayâ etsin. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

Hayâsız insan, halk içinde çıplak oturan kimse gibidir. (Hazret-i Ebû Bekr (ra) )
Hayasız insan; toplum huzurunu ,insan haklarını ve değerlerini hiçe sayar böylece hem maddi hem de manevi çöküntülere sebep olur. Bu istenilmeyen hallerden ALLAH a sığınmak gerekir. İmanımızı korumak ve HAKKA olan samimiyetimiz arttırmaya çalışarak yani Yüce ALLAH ın huzuruna çıkıcağımızı(imanlı isek) ve bizlerin her anı bildiğini, gördüğünü unutmayarak dürüstlük ile hayasızlıktan korunuruz. Kur'ân'da "Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?" (el-Alak, 96/16) buyurulmuş.

Hayâ ile îmân, berâberdirler. Biri gidince, diğeri onu tâkib eder. (Hadîs-i şerîf-Nisâb-ül-Ahbâr)

Haya herkese nasib olmayacak kadar değerlidir.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Aşağıdaki linklerden İmam-ı Gazali'nin eserlerini ve videosunu bilgisayarlarınıza indirebilirsiniz .

Katkılarından dolayı grup üyesi BEKİR DEMİREL kardeşimizden Allah Razı olsun...

Eyyühel Veled (Ey Oğul) - İmam Gazali Video


http://www.bilgipasaji.com%2Fforum%2Fislami-bilgiler-340%2F164333-eyyuhel-veled-ey-ogul-imam-gazali-dini-video-online-izle-indir-yukle-download.html



İmam-ı Gazali kulliyatı ( 18 eser )

http://www.sufizmvebilim.com%2F2008%2F07%2F12%2Fimam-gazali-kulliyati-sufizm-ve-bilim%2F


Peygamber efendimizin (sav) hayatını anlatan "Iki Cihan Güneşi Peygamberimiz" adlı kitabi sesli olarak aşağıdaki adresten indirip dinleye bilirsiniz.

http://www.kalplerinkesfi.de%2Ficgp%2Fstart.html



Imam Gazâli- Dil Belasi - Kitâbü Âfati'l-lisan Sesli Kitap:

http://dilbelasi.cobanmedya.com%2Fstart.html



İmam Gazali - Mükasefetü´l Kulub - Kalplerin Kesfi Sesli Kitap:

http://www.kalplerinkesfi.de%2Farsiv.html

Her zaman edeb

"Biriniz yanındaki iki melekten (kiramen katibîn) iki salih komşusundan utandığı gibi utansın da, günah işlemesin.

Çünkü onlar, gece-gündüz kendisi ile beraberdir."

(Beyhaki)

---

İnsan kusurlu ve ayıplı halleri insanların yanında, özellikle de komşu, akraba gibi tanıdıkların yanında yapmak istemez. Onların hüsnü zanlarını ve olumlu intibalarını zedelemek istemez.

Bu konuda titiz olan insanın, yanından hiç ayrılmayan, onun bütün hareket ve davranışlarını yazıp kaydeden kiramen katibin meleklerini de düşünüp hiçbir zaman yalnız olmadığını, gece gündüz onlarla beraber bulunduğunu unutmaması gerekir.

11 Kasım 2008 Salı

Namazı bozan şeyler

Sual: Dışarıdan müdahale etmekle namazı bozanlar nelerdir?

CEVAP

Bazıları şöyledir:

1- İmamdan başkasının duasına âmin demek bozar. Yanımızdaki biri, işitebileceğimiz kadar sesle Fatiha okusa, biz onun okuduğu Fatiha’ya âmin dersek namaz bozulur. Yahut biz yalnız namaz kılarken, yanımızda cemaatle namaz kılınsa, o cemaatin imam Fatiha’yı okuyunca bizim âmin dememiz namazı bozar; çünkü o kendi imamız değildir. Yahut biri yanımıza gelip Allah senin günahlarını affetsin dese, biz de âmin desek namazımız bozulur.

Hoparlörden çıkan ses de, imamın kendi sesi olmadığı için, imamın hoparlörle okuduğu Fatiha’dan sonra âmin demek de namazı bozar.

2- Başkasının sözüyle yerini değiştirmek, mesela imamla beraber iki kişi namaz kılarken, üçüncü bir kişi gelip, imamın yanındaki duran kimseye, arkaya gel dese veya omzuna vursa, o da gelen kimseye uyup geriye gelse namazı bozulur. Kendi arzusuyla, gelirse bozulmuş olmaz.

3- Namaz kılarken yanına gelen biri, biraz çekil de, ben de yanına sıkışayım dese, o da, onun sözüyle yer açsa namazı bozulur; çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir.

4- İmamından başkasının yanlışını düzeltmek namazı bozar. Mesela başka birisi Kur’an-ı kerim okurken yanlış okusa, namaz kılan da, kelimenin doğrusunu söylese namazı bozulur; çünkü kendi imamından başkasına cevap verilmiş oluyor. Kendi imamı yanlış okusa düzeltmek yahut âyetin devamını getiremese, ona hatırlatmak bozmaz.

5- Birisi çağırınca veya bir şey sorunca, (La havle ve la kuvvete illa billah) veya (Sübhanallah) yahut (La ilahe illallah) demek namazı bozar. Namazda olduğunu bildirmek için söylerse, namaz fasid olmaz. Sorana cevap maksadıyla söylerse bozulur. Bu inceliğe dikkat edilmelidir.

6- Diliyle veya eliyle başkasının selamını almak bozar. Biri biz namaz kılarken bilerek veya bilmeyerek bize selam verse, biz de alsak veya elimizle aldığımız bildirsek, mesela elimizi göğsümüze koysak veya başımıza kaldırsak, cevap olacağı için namaz bozulmuş olur.

7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene, (Yerhamükallah) demek bozar. Çünkü onun hamd etmesine cevap verilmiş oluyor.

8- Bir musibet, kötü bir haber işitince, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek bozar; çünkü o habere cevap verilmiş oluyor. Namaz kılarken biri gelip, deden öldü dese, o da (İnna lillah… ) dese namazı bozulur; çünkü dışarıdan birisine cevap verilmiş oluyor.

9- Allahü teâlânın ismi işitilince, (Celle celalüh, tebarekallah) gibi bir söz söylemek bozar; çünkü bu da dışarıdan birine cevap vermek sayılıyor.

10- Resulullah efendimizin ismini işitince, (Sallallahü aleyhi ve sellem) demek veya başka salevat getirmek namazı bozar; çünkü bu da dışarıdan birine cevap vermek demektir.

11- Biz namaz kılarken yanımızda başka cemaat teşekkül etse, o imam, (Semi’ Allahü limen hamideh) dediği zaman, biz (Rabbena lekel-hamd) desek namazımız bozulur; çünkü başka birisinin sözüne cevap vermiş oluyoruz. Hoparlörden gelen, (Semi’ Allahü limen hamideh) sesine, (Rabbena lekel-hamd) diyerek cevap vermek de, başka birisine cevap vermek gibidir.

Resulullah efendimiz, namazda rükûdan kalkarken, (Semi’ Allahü limen hamideh) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye, cevap olarak (Rabbena lekel-hamd) dedi. Böyle söylemesi takdir buyurularak, bunu söylemek kıyamete kadar sünnet olarak kaldı.

Erenlerin himmeti

Can gayet ulu bir şey,

Ten onun aletidir.

Yenilip içilen şey,

Bedenin kuvvetidir.



Cansız yaşamaz insan,

Korunmaya muhtaç can,

Canı güvenli kılan,

Evliya sohbetidir.



Sohbet canları besler,

Törpülenir hevesler,

Gönülden gelen sesler

Mürşidin himmetidir.



Erenin yüzü suyu,

Su ile dolar kuyu,

Taşıtan güzel huyu,

Dervişin hizmetidir.



İnayet pirin işi,

Bilmez sıradan kişi,

Bulunmaz devlet kuşu,

Âşığın devletidir.



Yunus’un yandı içi,

Ağarttı siyah saçı,

Kimseye bulmaz suçu,

Erenin nimetidir.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Feyze kavuşma şartları

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Saadetlerin başı, İmam-ı Rabbani veya Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri gibi bir büyüğü veya bunların kitaplarını tanımaktır. Allahü teâlânın sevdiği kullarını sevince, onlardan feyz alınır, istifade edilir. Onlardan feyz alındığının alameti, dünyayı sevmemektir.

Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Allah adamlarının kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi, her yere yayılmaktadır. İslamiyet’e uyan ve bu zatları seven Müslümanların kalblerine akar. Onların, bu feyzleri aldıklarından haberleri olmayabilir; fakat kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizin sohbetinde böyle kemale geldiler. Müslümanın feyz almasına mani olan en zararlı şey, bid’at sahibi olmasıdır.

Bütün feyzlerin kaynağı, Peygamber efendimizdir. Feyz, bütün dünyaya bu kaynaktan yayılır. Bundan faydalanabilmek için de bazı şartlar vardır. Bu şartlara haiz olmayan, bundan faydalanamaz. Bu şartlar:

1- Müslüman olmak: Müslüman olmayan ne kadar iyiliksever, ne kadar iyi huylu olursa olsun, bundan istifade edemez. Ahirette de Cehennemden kurtulması, Cennete gitmesi mümkün değildir.

2- Bid’at sahibi olmamak: Bid’at sahibi olan kimse, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, Ondan gelen feyzlerden istifade edemez.

3- Dinin emir ve yasaklarına uymak: Dinin yasaklarına uymayan, emirlerini yerine getirmeyen, özellikle de namaz kılmayan, bu feyzden istifade edemez.

4- Edeb sahibi olmak: Edeb, haddini bilmek demektir. Allahü teâlâya, Resulullaha, Allah dostlarına ve din kardeşlerine karşı edepli olmayan, feyzden istifade edemez.

5- Allah dostlarının yanında bulunmak: Tam istifade için sohbet şarttır. Bu mümkün olmazsa, bunların kitaplarını okumaktır. Okumak, sohbetin yarısıdır. Mesela, yarım saat sohbetinde bulunup feyzinden istifade edebilmek için, o zatın bir saat kitabını okumak gerekir.

Suyun kaynağı ve geçtiği yol, temiz olmalıdır. Bu ikisi varsa, kaynaktan istifade edilir. Böyle kaynaktan beslenen, hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırır. En zor iş, hakkı bâtıldan ayırmaktır. Peygamber efendimizin de, biz ümmetine öğretmek için, bu hususta duası var:

(Yâ Rabbi, doğruyu bize doğru olarak göster, ona uymayı nasip et ve yanlışların yanlış olduklarını göster, onlardan sakınmamızı nasip et) buyuruyor. Biz de böyle dua etmeliyiz!

Ya Rasulallah

Ben seni görmeden sevdim,

Çağlar ötesi zamandan "KARDEŞLERİM",

Hitabına "Buyur canımın canı, buyur anam-babam,

Ve her şeyi yoluna feda ettiğim,

Canım efendim" diyerek sana iman ettim,

Ey Sultan-ı Gönlüm,



Sana layık ümmet olamasam da,

Sana KITMİR gibi sadık kalamasam da,

Senin hasretinle bir örümcek kadar yanamasam da,

Ve seni gördüğünde heyecandan yerinden çıkacakmış gibi atan

Bir güvercinin yüreği kadar yüreğim tertemiz olamasa da,

Gel ne olur, rüya da olsa bile gel,

Gel de şu günah çukuruna batmış ümmetini teselli et,

Ya Rasulallah

Kur'an-ı Kerim'i dinlemek ~ Hadis-i Şerif

Resulullah Aleyhisselâtü Vesselâm buyurdular ki:

"Her ziyafet veren kişi, ziyafetine gelinmesini sever.

Allah’ın ziyafet sofrası da Kur’an’dır.

Kur’an’ı ihmal etmeyiniz."

(Beyhaki)

9 Kasım 2008 Pazar

Hadis-i Şerif ~ Dünya yaşantısı

İmran bin Husayn (radiyallahü anh) hazretleri, Efendiler Efendisi (aleyhissalâtü vesselam)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

Her kim varlığını Hakk’a ibadete ve O’nun yolunda hizmete adarsa, Cenab-ı Allah da o kulunun her ihtiyacını karşılar ve onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Kim de tamamen dünyaya dalar, Rabbini unutursa, Allah da onu dünya yurdunun mihnetleri ve meşakkatleriyle başbaşa bırakır.
(Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, 10/303; Taberâni)

Kul Rabbine bilinç ile rızasını umaraktan yaklaşımında Cenab-ı Hakkın sevgisine ve yardımına mahzar olur. Mümin salih amel işleyip güzel işler üzere bulunmak ile ahlakını düzeltir , Allah 'a (c.c.) göre en güzel insan güzel ahlakı olan mümindir.

Dünya hırsı insanların yanlışlar üzere oldugunun işaretidir, çünkü insanın Rabbini unutup Rahmetten yoksun kalan hayati bütün çabası boşadır.
Bizler her işimize Yüce Allah'ın ismi ile, yardımını umarak başlamalıyız ki o iş bizler için hayırlı olsun.
Dünya mümin için sadece ahirete bir hazırlık, adeta bir kamp yeridir.

Resulullah (sav) buyurdular ki: "dünya, mü`mine hapishane, kafire cennettir."

Sevgide inancta mesafe yoktur

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, mümin kulunun işinde, sonunun hayır olmasını murad ettiği zaman, ona biraz acı ve sıkıntı tattırır.

Hastalık da, fakirlik de, zenginlik de, makam da, şöhret de geçer; ama zalimin zulmü mazlumun boynunda hesap yerine gelir ve zalimden hakkını alır.

Gök her yerde mavidir. Nereye giderseniz gidin sevgi muhabbet dairesinden çıkmadıkça hep aynı yerdeyiz. Aşkta, sevgide, güvende, inançta mesafe yoktur! Konuşuyoruz, dinliyoruz. Bizim bu konuşmamızı bir şeyin nakletmesi lazım. İşte Allahü teâlâ, bunun için havayı yarattı. Boşluk olsa hava olmasa duyamayız; çünkü nakledecek bir şey yok.

İkinci bir örnek:

Bunun gibi, telefon var, televizyon var, radyo var, bunun da bir şeyle nakledilmesi lazım, nakledilmezse ulaşmaz. İşte elektromanyetik dalgalar taşıyıcıdır, alır taşır. Elektromanyetik dalgalar yok olmaz. Yani bir gün teknoloji çıksa cenab-ı Peygamberin sesini duyarız. Çünkü yok olmuyor ki, elektromanyetik dalga uçuyor, her tarafa uçuyor.

Üçüncü bir örnek:

Büyüklerin ruhlarıyla irtibat kurmak, onların sevgisine kavuşmaktır. Onlardan feyz almak için de bir aracı lazım. Nasıl hava [elektromanyetik dalga] var, orada ise muhabbet esastır, sevgi varsa ismini söylemek yeter. Anında, mübarek ruhu oradadır.

Büyüklerin ruhlarından istifade etmenin tek şartı vardır. İnanmak. Neye inanmak? Bunun bir Allah adamı olduğuna inanmak. İnandığınız anda muhabbet [sevgi] teşekkül eder, sevgi teşekkül ettiği anda da, irtibat başlar. Dünyada ve ahirette mesut olmanın ana temeli inanmaktır, güvenmektir. Bir erkek hanımına güvenmiyorsa, bir kadın kocasına güvenmiyorsa o evde saadet olmaz! Her şey dönüp dolaşıp güvenmeye geliyor. Çünkü güven olacak ki temeli sağlam olsun, temeli sağlam olduktan sonra üstündeki katları istediğin kadar çık. Güven sarsıldı mı, bitti o iş. Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan, yani güvenilen insandır. Böyle olmazsa olmaz zaten, çünkü Müslümanın tarifine dokunur.

İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kitabından kime verirsek, onu kulağından tutup Cennete götürmüş oluruz.

Yalan Dünya

Bilen bilir, sen ne yalan dünyasın,

Nice enbiyayı alan dünyasın.



En büyük zatları ve evliyayı,

Karanlık mezara koyan dünyasın.



Uçan kurtulsaydı, kuş kurtulurdu,

Kuşun kanadını kıran dünyasın.



Sevdiğimi aldın, beni aldattın,

Dönüp de yüzüme gülen dünyasın.



Sultanın tahtını, sen viran kıldın,

Öksüzün boynunu buran dünyasın.



Asırlarca, kaç kez dolup boşaldın

Bizlerden de, arta kalan dünyasın.



Yunus yapılacak işlerin çoktur,

İşimi gücümü bozan dünyasın.

7 Kasım 2008 Cuma

Aşıklar ölmez

Köyümüz kıraçtır, orman bulunmaz.

Derdimiz çok ama derman bulunmaz.



Deli gönül niçin aşktan usanmaz,

Varır aşka düşer, yine uslanmaz.



Âşık aşkı bilse, âşık olamaz,

Canını vermeyen maşuk bulamaz.



Aşk pazarında, ne canlar satılır,

Benim şu canımı hiç kimse almaz.



Âşık öyledir ki, dünya malını,

Ahiret yanında bir çöpe saymaz.



Âşık öldü diye haber verirler,

Ölen belki hayvan, âşıklar ölmez.



Kardeşim ârifsen, yürü yolunca,

Bu yolda baş kopar, kanı sorulmaz.



Erenler kapısı çare kapısı,

Bu kapıya gelen, hiç mahrum kalmaz.



Yunus bu deryaya gark oldu gitti,

Geri gelir mi ki, aklı hiç almaz.

Cuma namazına dair...

'' Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.''(Cuma Süresi 9-10)

(Allah’a ve ahirete inanan, Cuma namazına gitsin!) [Taberani]

(Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbi mühürlenir [iyilik yapamaz olur], gafil olur.) [Müslim]

(Cuma namazına giderken ayakları tozlanan kimseye Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]

(Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cumaya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]

(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve iki Kul euzüyü yedişer kez okuyan kimseyi, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni]

Mahkumlara Cuma namazı farz değildir. Öğle namazını cemaatle kılabilirler.

Cuma namazı yalnız erkeklere farzdır. Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi şöyle:
(Cuma namazı kılmak, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Hakim]

Kadınların Cuma günü, öğle namazını evlerinde kılmak için cemaatin camiden çıkmasını beklemeleri şart değildir. (Hidaye)

Cumamızın ihlaslı olması dileği ile ..ALLAH ın rahmeti ve bereketi biz İman eden kulları üzerine olsun.

6 Kasım 2008 Perşembe

Allah c.c. insana çok yakındır

İnsanların büyük bir çoğunluğu Allah'ı kendilerinden uzak zanneder. Oysa gerçekte, Allah(c.c.) "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" (İsra Suresi, 60) ayetinde buyurduğu gibi insanlara çok yakındır. İnsanın her durumunu görür, her sesini işitir. Hatta içinden geçen düşünceleri, kalbindeki sıkıntı ve vesveseleri bilir. Allah bir ayetinde bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.' (Kaf Suresi, 16)

Allah her dua edenin içinden etse dahi duasını işitir ve ona cevap verir. Bu durum Kuran'da şöyle haber verilir:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

İnsanların yardım isteyeceği, isteklerini bildirecegi zaman büyük küdret sahibi tek Varlık ALLAH 'a yönelmeleri en hayırlı olanıdır. Çünkü bizim her halimizi. ihtiyacımızı ve ne olacağımızı bilen Rabbimiz tek yardımcımızdır. Bizlere yardımını bizler fark etmeden ve hiç beklenmeyen yerden ulaştıran Yüce RAHMAN 'a sonsuz minnetimizi en hosnut olacagı şekilde sunmak için emirlerine riayet etmemiz gerekir.ES SAMED olan Rabbimiz şu kelamı ile samimi itaatı bizlere bildiriyor:

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) şu hadisi ile gerçek sevginin mahiyetini ve gereğini şöyle bildirmiştir:

Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.
Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt

Allah c.c. için sevmek ...

Ebu Müslim Havlanî (Radiyallahu Anh) anlatıyor:

"Medine’de Peygamber mescidine girdim. 30-40 kişi bir araya gelmişlerdi. Aralarında bir genç vardı. Tartıştıkları meselelerde bir karara varamazlarsa o gence soruyorlardı.

Ben merak edip:
– Kimdir bu genç? dedim.
– Bu, Muaz bin Cebel'dir, dediler.

Ertesi günü, yine mescidde Muaz'ı gördüm. Yanına varıp:

– Ben, hiç tanımadığım halde, sana karşı içimde bir sevgi duydum, dedim.

Muaz:
– Ne için? dedi.
– Allah için, dedim.

Bunun üzerine Muaz şöyle dedi:
– Eğer doğru söylüyorsan müjdeler olsun sana. Zira ben Allah Resûlünden işittim ki:

"Allah için birbirlerini sevip te dost olanlar, kıyamet gününde arşın gölgesinde, nurdan minberlere kurulup oturacaklardır."

(Hilye)

5 Kasım 2008 Çarşamba

Selam olsun

Bu dünyaya ettik veda,
Kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua,
Kılanlara, selam olsun.

Ecel büke belimizi,
Söyletmeye dilimizi,
Hasta iken halimizi,
Soranlara, selam olsun.

Tenim ortaya açıla,
Yakasız gömlek biçile,
Bizleri ılık su ile,
Yuyanlara, selam olsun.

Mevt şerbeti içilince,
Beyaz kefen biçilince,
Bir yerimiz açılınca,
Örtenlere selam olsun.

Veda ettik postumuza,
Gider olduk dostumuza,
Namaz için üstümüze,
Duranlara, selam olsun.

Şu dünyaya gelen gider,
Mala mülke veda eder,
Düşünüp de bizden haber,
Soranlara, selam olsun.

Yunus’un aşk dolu özü,
Kan yaş ile doldu gözü,
Bilmeyene yoktur sözü,
Bilenlere selam olsun.

Soru - Cevap

Sual: Allah indinde bir mümine yapılacak en kıymetli şey nedir?

CEVAP

Bir iyilik ederek, onu sevindirmektir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Allah indinde en kıymetli amel, müminin borcunu ödemek veya sıkıntısını gidermek suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani, Beyheki, Ebu-ş-şeyh]

(En faziletli amel, bir müminin ayıbını örtmek, karnını doyurmak veya bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [İsfehani]

(Farzlardan sonra en kıymetli amel, bir mümini sevindirmektir.) [Taberani]

(Bir mümini sevindiren, beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren de, Allah indinde bir ahid almış olur. Allah’tan ahid alana da, ateş asla dokunmaz.) [Ebu-ş-şeyh]

(Farzlardan sonra en kıymetli amel, mümini sevindirmektir.) [Taberani]

(Din kardeşini sevindirmek kadar, Allah katında kıymetli bir şey yoktur.) [İ. Neccar]

(Bir Müslümanı sevindiren, kabrimde beni sevindirmiş olur. Beni sevindireni de Allahü teâlâ kıyamette sevindirir.) [İ. Neccar]

(Allahü teâlâ, bir Müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindireni, kıyamette en sıkıntılı anlarda sıkıntılardan kurtarır.) [Buhari]

(Müslüman, Müslümanın kardeşidir, onu üzmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Kardeşinin sıkıntısını giderenin, Allahü teâlâ kıyamet sıkıntısını giderir. ) [Nesai]

(Her şeyin bir anahtarı vardır, Cennetin anahtarı da yoksulları sevmektir.) [İbni Lal]

(Cennetteki sevinç sarayına, ancak çocukları sevindirenler girer.) [İ. Adiy, İ. Neccar]]

(Bir kimse, mümin kardeşini sevindirince, bir melek, bu kimseye hep dua eder. Ölüp kabre konunca, yanına gelip, “Beni tanıyor musun?” der. Ölü, “Hayır” deyince, “Ben, bir Müslümana verdiğin sevincim. Bugün seni sevindirmek için geldim. Kabirde yanındayım, kıyamette de, sana şefaat edip Cennetteki makamını göstereceğim” der.) [İ. Ebi-d-dünya]



Celsede çok durmak

Sual: Yalnız namaz kılarken tesbihleri rükû ve secdede 5–7 gibi söylemek müstehab olduğu halde, cemaatle kılarken, imamın, namazın uzamaması için, tesbihleri üçten yani sünnetten fazla söylemesi mekruh olduğu halde, Mekke’deki vehhabi imamları rükû ve secdeleri uzattıkları gibi, celsede sünnetten çok durmaları mekruh olmuyor mu?

CEVAP

Vehhabilerin inanışları küfre varıyor. İtikadı bozuk olan veya imansız olan kimsenin, mekruh işlemesinin ne önemi olur ki? Namazın makbul olması için, önce imanın, itikadın doğru olması gerekir. Bunlar bozuksa, namazın bütün şartlarına riayet edilse de, yine faydası olmaz.



İmanın alameti

Sual: Çok günah işliyor, pişman oluyorum. Kendi kendime acaba ben imansız mıyım diyorum. İmanlı olduğumu gösteren net bir ölçü yok mu?

CEVAP

Namaz kılmak, kişinin imanlı olduğuna kesin alametidir. Şu hadis-i şerif de, iman için bir ölçüdür:

(İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen gerçek mümindir.) [Tirmizi, Hâkim]

Daha sonra, işlediği günaha üzülmek de, iman alametidir.

SABRETMENİN FAYDA VE GÜZELLİKLERİ KUR'AN'I KERİMDEN.....

Sabredenlere Dünya ve Ahiret hayatları için faydalar vardır….

1- )SABIRLI OLANLAR ŞİDDETLİ BELALARDAN KURTULUR…

‘’ Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir kurtuluş çıkış yolu ihsan eder ‘’( Talak-2)

2 - )DÜŞMANLARINDAN ÜSTÜN OLUR VE ONLARI YENERLER…

‘’ O halde (Habibim) sen de ( Nuh gibi bir cefaya) katlan , Akibet hiç şüphesiz takvaya erenlerindir ‘’ ( Hud-49)

3- -) SABREDEN GAYESİNE ERER . ..

‘’ Rabbinin İsrailoğullarına olan o pek güzel vaadi , musibetlere katlanmaları sayesinde tam olarak yerine geldi ‘’ ( A’raf-139)

4 - ) SABREDENLER , HALKA ÖNDER OLURLAR….

‘’ İçlerinden de sabır ve sebat ettikleri zaman emrimizle doğru yola sevk edecek rehberler tayin etmiştik ‘’ ( Secde-24 )

5 - ) SABREDENLER CENAB-I HAK TARAFINDAN ÖVÜLMEKTEDİR….

‘’ Biz , onu hakikaten sabırlı bulduk , O ne güzel kuldu. Hakikat o , daima Allah’a dönen bir zat idi ‘’ ( Sad-44)

6 - ) SABREDENLER BÜYÜK İKRAMLARA NAİL OLUR….

‘’ Sabrettiğiniz şeylere karşılık sizlere selam ve selamet olsun ‘’ ( Rad-24 )

7 - ) SABREDENLERE SAYISIZ ECİR VE SEVAP VERİLİR…..

‘’ Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir’’ ( Zümer – 10)

8 - ) SABREDENLERE YÜKSEK DERECE VE MERTEBELER İHSAN OLUNUR..

‘’ İşte onlardır ki zorluklara katlanıp dayanmaları sebebiyle Cennetin en yüksek dereceleri ile mükafatlandırılacaktır.Orada sağlık ve selam ile karşılanacaklar ( Furkan-75 )

( İmam-ı Gazali '' Abidler yolu eserinden '' )

RABBİMİZ BÜTÜN ÜMMET-İ MUHAMMEDİ SABREDENLERDEN EYLESİN..

3 Kasım 2008 Pazartesi

Aşk denizi

Bu denize dalana,

Hacet değil bir gemi,

Gel gayret et bulmaya,

Bu sohbetle bu demi.



Dünyalığım yok diye,

Üzülerek gam yeme,

Maşukunu sevdinse,

Gider gönlünün gamı.



O maşuku bilseydin,

Sen de bir kez görseydin,

Bu öğüdü vermezdin,

Feda kılardın canı.



Âşık, kin nedir bilmez,

Can verir, ama ölmez,

Her yere çıkıp gelmez,

Kapanmaz hiç dükkânı.



Hakiki âşık olan,

Yüzünde olur nişan,

Akar gider durmadan,

Gözünün kanlı yaşı.



Yunus kaldırma yüzün,

Âşığın ayağından,

Edip feda yüz bin can,

Bulursun sen Subhan’ı.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Hayat sınavı

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Allahu Teala bir kulu severse, onu çeşitli denemelere tabi tutar."
Bu Hadis-i Şerifle anlatılması istenen mana şudur; Allahu Teala bir kulu severse onu fena hali denemelerine sokar. Bundan sonra fenadan da fena haline geçirir. Daha sonra fena halinide kaldırır beka makamına vardırır.

Kul ALLAH' ın ihsanı olan sıkıntılara sabrettiği takdirde ona üstünlük vererek rahmetine tabi eder. Şayet şükür yoluna girmez isyana yönelir ise bu onun imamının ne derece zayıf olduğunu gösterir. Çünkü imanın şartlarından olan '' Hayrın da şerrin de ALLLAh tan olduguna iman'' her şartta ALLAH' ı anmayı Ona (c.c.) samimiyetle yönelmemizi gerektirir.

Hayrını sunar ise tavrımız ne olur?, şerrine ugrar isek ne olur? Bu iman sahipleri için çetin bir sınavdır. Ama inanmayanlar içinde büyük bir ibrettir ki kendilerinin herşeye güç yetiremeyeceklerini anlamalarına ve gerçek güç sahibi Yüce ALLAH' ı farkedip nefislerini yenmelerine yol açar.

Samimi müslüman ALLAH için canını malını gerektiği yerde seve seve infak eder ise Cenneti o kula sığınak yapacağını Rabbimiz bizlere bildiriyor . Canımızı ,malımızı Allah için sevmeliyiz, çünkü verende ALLAH alacakta. Her türlü süregelen sıkıntı, hastalık, müsibet İlah i Takdir' in insanların tahammülünü gerektiren sıkıntılarla dener ve ALLAH sabredenlere mükafatlarını sunacagını ayetlerinde bildirmektedir.Unutulmamalı ki 'İmanın yarısı sabır diğer yarısı da şükürdür.'

Şu Ayeti Kerime ile inananları nasıl sınandıgı işaret edilmektedir: " ALLAH MÜMİNLERDEN, MALLARINI VE CANLARINI, KENDİLERİNE (VERİLECEK) CENNET KARŞILIĞINDA SATIN ALMIŞTIR." (Tevbe Suresi, Ayet111).

25 Ekim 2008 Cumartesi

TAKVA SAHİBİ

1 - ) DÜŞMANDAN ( TAKVA SAHİBİNİN ) KORUNACAĞI BİLDİRİLİYOR :

(Eğer göğüs gerer takva ederseniz ‘’ sakınırsanız’’ düşmanlarınızın hilekarlıkları , size hiçbir şeyle zarar vermez ‘’ A.İMRAN – 120 )

2 - ) SIKINTIDAN KURTARILACAK VE HELAL RIZIK VERİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR :

( Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yeri ihsan eder . Onu akla hayaline gelmeyecek bir yönden de rızıklandırır. Kim Allah’a güvenip dayanırsa O kendisine yetişir ‘’ TALAK -2,3 ‘’

3 - )AMELLERİN DÜZELTİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR :

( Ey İman edenler , Allah’tan korkun ve sözü doğru söyleyin ki Allah işlerinizi iyiye götürsün ‘’ AHZAB– 70,71 )

4 - ) İBADETLERİNİN KABUL EDİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR :

( Allah ancak takva sahiplerini ‘’ kendisinden korkanlarınkini’’ kabul eder .( MAİDE-27 )

5 - ) ALLAH’IN YANINDA DEĞERLİ VE AZİZ OLDUKLARI BİLDİRİLİYOR :

( Şüphesiz ki sizin Allah yanında en şerefliniz takvaca en ileride olanınızdır ( HUCURAT – 13)

6 - ) HER İKİ DÜNYADA MUTLU OLACAKLARI MÜJDELENİYOR :

( Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da , ahirette de onlar için müjdeler vardır . ( YUNUS -63,64 )

7 - ) CENNET VAAT EDİLİYOR (TAKVA SAHİPLERİNE ) :

( Cennet takva sahipleri için hazırlanmıştır . ‘’ A.İMRAN 133 ‘’ )

8 - ) CEHENNEM ATEŞİNDEN KURTULACAKLARI BİLDİRİLİYOR :

( Sonra takvaya erenleri kurtaracağız ‘’ MERYEM-72 ‘’
( Takva ehli cehennemden uzaklaştırılacaktır ‘’ LEYL -17 ‘’

BU AYETLERDEN ANLIYORUZ Kİ DÜNYA VE AHİRET SAADETİ TAKVA DENİLEN BU HAZİNENİN İÇİNDEDİR . O HALDE EY MÜ’MİN !! İKİ CİHANDA DA MUTLU OLMAK İSTERSEN TAKVADAN FAYDALANMA FIRSATINI KAÇIRMA…

TAKVA : Dine ( İnanç ve amele ) zarar vermesi muhtemel olan herşeyden sakınmaktır . takvanın en aşağı derecesi HARAM olan şeylerden sakınmaktır. En yüksek derecesi ise Helal olan şeylerde israftan sakınmaktır...

( İmam-ı Gazali – Abidler yolu eserinden )

24 Ekim 2008 Cuma

Ey Rasül s.a.v.

Herhangi bir çiçek olmaktan çıktı artık gül,
Her gül yaprağında Seni ve ashabını görür olduk çünkü ey Resûl (as);
Nasıl Sen daha dünyaya gelmeden bekleyenlerin varsa gürül gürül,
Sen dünyadan gittikten sonra da yolunu gözlüyoruz ey Resûl (as)…
Sen varlığın hem sebebi hem de sonucusun;
Sen AŞK ikliminin güneşi, rüzgarı, yağmurusun,
Sen Allah’ın (cc) Habibî (sav) ve en gözde kulusun…..

Bakara Suresi 128. ayeti kerime

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmus kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmus bir ümmet kil. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansin."

(Bakara Suresi 128. ayet)


İnsanin en temel sorusu "En güzel kulluk nedir?" sorusu olacak.

Zikir olacak! Allah'ın insana şah damarından daha yakın olduğunun idrakı olacak... Kalb yoğrulacak bu birliktelik idraki ile...

"Kalb, ancak Allah'ı zikrederek mutmain olur" buyuruluyor Kur'an'da... Kalbî açlığın gıdası Rahman'ı anmak... Eksiklik duygularının tedavisi... Yaraların sarılması O'nunla... "Ya şafi" diye diye kalb sağlığına kavuşacak insanoğlu...

Çag iletişim çağı. İnsan, binlerce kablo ile bağlandı birbirine... Bu çağda iletişimsiz kalana saşılır.

Aç kalbini ey insan!

Bağlan Rabbine!

Bir damlacık sudan, senin için gözler yaratan, gönüller yaratan Rabbine aç kalbini...

Bırak gururu, kurtul dağınıklıktan, topla zihnini, gönlüne yük olan şeyleri at, varoluşun sırrına er,
gel Rabbine!
Dön Rabbine!
Rıza ile yoğur gönlünü...
Rabbin rıza iklimine gir. Kullar arasına gir.
Bütün dünyalarda cennetlerin olsun.
Rahim olan, Kerim olan Rabbine karşı aldanmanın zamanı mı?


HAYIRLI DUA

Hazreti Muhammed ahlakı,
Hazreti Süleyman saadeti,
Hazreti Eyyubun sabrı,
Hazreti Yusufun güzelliği,
Hazreti Hamzanın cesareti,
Hazreti Ömerin adaleti,
Hazreti Alinin bilgisi ve
124 bin peygamberin duası sizinle olsun.

Amin,amin,amin!!!


Yâ rabbi! Sen benim rabbimsin, ben ise senin kulunum. Sen herşeyi Yaratıcısın, ben ise yaratılanım. Sen rızık verensin, ben ise rızık alanım. Sen mülkün sahibisin, ben ise kölenim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise âciz ve zelîlim. sen zenginsin, ben ise sana muhtacım. Sen ezelî dirisin, ben ise ölüme mahkûmum, sen bakisin, ben ise fânîyim. sen kerem sahibisin, ben ise kötülenmeye lâyığım. Sen iyilik yapansın, ben ise kötülük işleyenim. Sen affedicisin, ben ise günahkârım. Sen büyüksün, ben ise hakirim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise zaîfim. sen verensin, ben ise isteyenim. Sen emniyet verensin, ben ise korkanım, Sen cömertsin, ben ise dua edenim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Rahmetinle benim günahlarımı affet. Suçlarımı bağışla.Amin. ALİM-İ İSLAMIN CUMASI MÜBAREK OLSUN.CENAB-I MEVLA ZULÜM VE İŞKENCE ALTINDA BULUNAN MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN YARDIMCISI OLMASI NİYAZIYLA....

Yâre Karşı

Beni hep ağlatan o yâre karşı,

Gönülden can veren dildara karşı.



Seherde uyanıp feryat ederim,

Sanırsın bülbülüm gülzara karşı.



Yunus gurbet elde kimsesiz kaldı,

Aşkı söyletiyor ağyara karşı.

19 Ekim 2008 Pazar

Kennesaw'dan bir hatıra


Türk Festivali öncesinde mehter takımının Kennesaw Eyalet Üniversitesi'nin gösteri salonunda yaptığı gösteriyi izledik. Öncesinde ve akabinde Fehim beyin eserlerini inceleme fırsatı bulduk. Gördüğünüz resim ve sergideki diğer resimler çakıl taşları ile yapılmış. Küçük küçük çakıl taşlarını doğal renkleri ile kullanarak resimdeki kız kulesi ortaya çıkmış. Hoş bir çalışma olmuş.

Gelsin

Gelsin



Kaçırmayın cemaati,

İmam olduk uyan gelsin!



İçsin aşkın şerbetini,

Aşk adını duyan gelsin!



Miskinliğin gömleğini,

Ârif olup giyen gelsin!



Akan rahmet sularıyla,

Gönül kirin yuyan gelsin!



Ayrılık yok yolumuzda,

Erkek gelsin, bayan gelsin!



Bu toprakta atlı olmaz,

İnsin yere, yayan gelsin!



Zamane şeyhinden kaçıp,

Pirimize uyan gelsin!



Haramları zehir bilen,

Helal lokma yiyen gelsin!



Halisane tevbe eden,

Günahlardan cayan gelsin!



Harama bakmamak için,

Gözlerini oyan gelsin!



Yağma etsin dünyalığı

Gözü gönlü doyan gelsin



Yabancılar bilmez bizi,

Bize bizim diyen gelsin!



Zehirle pişen aşı

Balmış gibi yiyen gelsin!



Edepsizin işi yoktur,

Büyükleri sayan gelsin!



Ehl-i sünnet kitaplarla,

Dinimizi yayan gelsin!



Münkirlerin mezarına,

Yılan gelsin, çıyan gelsin



Fedakârlık ister bu yol,

Tatlı cana kıyan gelsin!



Yunus bırak korkakları,

Hak yola baş koyan gelsin!

13 Ekim 2008 Pazartesi

CEVAP

Orucu bozmaz; fakat özellikle oruçluyken günahtan daha çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi)

İmam-ı a’zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani bu günahları işleyen, oruç borcundan kurtulursa da, oruca mahsus olan büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şerifte, (Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez) buyuruldu. (İbni Mace)

Oruç, müminler için bir nimet ve emanettir. Emanete riayet etmek gerekir. Onun zayi olmaması için şartlarını gözetmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Allah korkusuyla bunu terk edene, Allahü teâlâ öyle bir iman verir ki, imanın tadını kalbinde bulur.) [Hâkim]

(Oruç ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur. Oruçlu, cahillik edip de kötü söz söylemesin! Kendisine sataşana, “ben oruçluyum” desin!) [Buhari]

Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azalarıyla günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir, sevabları yok eder. Bir günah işledikten sonra pişman olmak, iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir.



Haramlardan kaçmak
Sual: Haramlardan kaçmak mı, yoksa farzları yapmak mı daha kolaydır?

CEVAP

Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair)

Muhammed Masum-i Faruki hazretleri, (Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamaksa, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Küçük bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R. Nasıhin]

11 Ekim 2008 Cumartesi

Namaz

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

(İçki içmek büyük günahtır, içki içen namaz kılmamalı) deniyor. Bu yanlıştır. Namaz ayrı içki ayrıdır. Çok büyük günahlar işlense de, namazı asla ihmal etmemelidir. Âlimlerimiz, (Namazın bereketiyle, diğer günahların bırakılması kolay olur) buyuruyorlar.

Salih bir zatın pazarcılık yapan komşusu, işten eve gelince çilingir sofrasını kurarak her gece gürültü yapar. Salih zat, komşusunun gürültüsünden rahatsız olduğu için, başka bir eve taşınır, bir kaç gün sonra da bu komşunun vefat etmesi üzerine tekrar eski evine taşınır.

Bir gün kapı çalınır, kapıyı açıp bakar ki boyu, gökyüzüne kadar uzanan bir adam. Ne istediğini sorunca, adam der ki:

— Kazmayı al benimle gel!

— Sen kimsin, beni nereye götüreceksin, bana ne yapacaksın?

— Sus, kazmayı al benimle gel!

Kazmayı alır beraber giderler, mezarlığa gelirler. Bir mezarı göstererek, burayı kaz der. Mübarek zat gösterilen mezarı kazar, dur der, bir tuğla çıkarmasını söyler ve bir tuğla çıkartır, tuğlayı çıkardığın delikten mezarın içine bak der, bakar ki, komşusu Cennette ve üstelik tahtta oturuyor, tahtı da var.

Mübarek zat şaşırır, bu benim vefat eden komşum der. Bu nasıl olur? Peki, ben nerede hata yaptım? der.

O zat da der ki:

— Vefat eden komşun her günahı işlerdi; fakat namazını hiç bırakmazdı ve namazın arkasından da şöyle dua ederdi:

Ya Rabbi biliyorum günahım çok; fakat Peygamber efendimizi, Ehl-i beytini, aralarındaki savaşlar ne sebeple olursa olsun, Eshab-ı Kiramı ve onların yolunda olanları seviyorum, onların hatırına günahlarımı affet, bana Cennetini ihsan et diye dua ederdi. Namazlarını ve bu duayı hiç bırakmazdı. Bu hasleti onun kurtulmasına sebep oldu.

İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır. Namaz kılmak, huzur-u ilahiye çıkmak demektir. Namazda, Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı, ne olduğunu bilerek kılmalıyız!

9 Ekim 2008 Perşembe

Namaz

Denilir ki: "Kalpten çıkan söz, kalbe girer ama dilden çıkan söz kulağı aşmaz."

Peygamber Efendimiz (asm) Buyurdular ki:

ALLAHU Teala şöyle der: ‚ Namazı, kendim ile kulum arasında ikiye ayırdım. Kulum için istediği vardır.

kul : ‘Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn.‘dediğinde,

ALLAHU Teala: ‚Kulum bana hamdetti(şükretti)’der.


kul: ‘Errahmânirrahîm’ dediğinde,

ALLAHU Teala: ‚Kulum beni övdü’der.


kul: ‘Mâliki yevmiddîn.’ dediğinde,

ALLAHU Teala: ‚Kulum beni yüceltti der.


kul: ‘İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn.’ Dediğinde,

ALLAHU Teala: Bu benim ve kulum arasındadır, Onun için ne isterse vardır’ der.


kul: ‘İhdinas sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en‘amte aleyhim. Gayril mağdûbi aleyhim veleddâllîn.’ der,

ALLAHU Teala: ‘Bu kulum içindir, ona istediği vardır’ der.

_____________________

UNUTMAYIN: Namazda gafil olan kimse, ne söylediğini bilmeden ve anlamadan taklitle insan sesleri çıkaran papağana benzer!

Sonuçta hepimiz insanız ve hepimizin nefisleri var. Huşu ile Namaz kılamasakta asla Rabbimizin Rahmetinden ve Merhametinden yüz çevirmemeliyiz.

Çünkü Ondan başka gidecek kapımız yok!

Bakınız Beyazıd bu konuda ne yapmış: Beyazıd ömrü boyunca ALLAHU Teala’ya layıkı ile ibadet edebilmeyi, namazını layıkı ile kılabilmeyi arzu etmiş ve bu arzu ile belki güzel namaz kılarım diye sabaha kadar namay kılmış, fakat kıldığı bütün namazları Rabbimize layık bulmuyormuş. Nihayet ALLAHU Teala’ya şöyle yalvarmış:

‘ Ya Rabbi! Sana layık şekilde hiç namaz kılamadım. Kıldığım bütün namazlar hep beyazıd’a yakışır şekilde oldu. Beni ve ibadetlerimi kusurlarım ile kabul eyle.

Yinede Huşu ile Namaz kılamıyorsak bu duayı bizlerde edebiliriz. Sonuçta Rabbimizin Rahmeti ve Merhanmeti olmasa kıldığımız Namazlar, gözümüzün görme fonksiyonun şükrüne ve teşekkürüne bile yetmez!!!

UNUTMAYIN: Siz islam’dan vazgeçmedikçe, islam’da sizden vazgeçmez!!!

3 Ekim 2008 Cuma

Evim

http://maps.google.com/maps?f=q&hl=en&geocode=&q=4504+Dunwoody++30338+orleans+dr&sll=33.92691,-84.321957&sspn=0.034185,0.090036&ie=UTF8&ll=33.927783,-84.321281&spn=0.002137,0.005627&t=h&z=18

Amerika'da ilk Cuma namazim

Esselamu Aleykum again :)

Asimile oldugumu dusunmeyin. Guzel Turkcemizi en guzel sekilde korumak gorevimdir :) .

Sabah kapi acildi. Tanidik bir ses selam verdi ve karsilik verdim. Baktim ki havaalaninda beni karsilayan Hasan Sinan kardesim. Allah razi olsun kendisinden cok ince bir kardesim. Arabam olmadigi icin beni Cuma namazina goturmeye gelmis. Arabaya bindim Cuma'sini tebrikten sonra cam sakizi coban armagani gonlunu aldim. Istanbul Kultur Merkezine vardik. Namazlarimiz bitince her Cuma oldugu gibi ziyafet duzenlendi.

Donuste de Ramazan kardesim birakti beni. Yolda STOP yazan yerde araci tamamen durdurdu sonra devam etti. Meger durdurmayana ceza kesiyormus polis gordugunde. 120$ cezasi varmis.

Amerika'da ilk sabahim

Sabah namazina yol yorgunu olmama ragmen elhamdulillah uyanabildim. Sonra hazirlik vs. derken saat 10:00 oldu ve Bank of America'dan bir hesap actim kendime. Cunku banka hesabi olmadan bazi isler olmuyormus. Bir is bulup araba almam lazim. Araba olmadan insan kolay kolay yerinden kipirdayamiyor. Bankaya giderken bir kardesim birakti lakin donerken yuruyerek dondum. Elhamdulillah cok uzak degildi. Yolda yuruken bir sincapla karsilastim elinde findik gibi bir sey vardi. Cilgin cilgin bana bakti. Hatta bu satirlari yazarken sincap sesleri duyuyorum :) .

Kultur merkezi

Bavullari alip arabaya koyduk ve yola koyulduk. Highway'de giderken en sol seritin otobus ve en az 2 yolcu tasiyan arabalar icin ayrilmis olmasi dikkatimi cekti. Atlanta'daki Turklerin 12 Ekim'de 6.sini organize ettikleri Festivale Turkiye'den getirdigimiz ipek halilari teslim ettik. Oradaki Turklerle tanistik. Bu arada yolda gelirken GAtech gibi okullari ve dunyanin onde gelen sirketlerini gorunce farkli bir heyecan kapladi icimi cunku dune kadar sadece internet sayfalarindan goruyordum. InsaAllah hayirlisi ile kapilarindan girmek te nasib olur, amin.

Kultur merkezinde uzun bir bekleyisten sonra Ibrahim kardesim arabasiyla kalacagim eve goturdu. Arabasi Chrysler idi. 3500 dolara satin aldigini soyleyince sasirdim. O fiyata satabilirse iyiymis. 3000 motordan yuksek oldugu icin cok benzin harciyor. Benzin fiyatlari tavan yapinca yuksek motorlu araclar gozden dustu. Buralarda Japon arabalarina bayiliyorlar.

Eve varmadan once Kroger diye bir alisveris merkezinden alisveri yaptik. Odemeye gelince aldiklarimizi bilgisayardan okuttuk ve sonra kredi kartimizi okutup odemeyi boylece yaptik. 15 parcadan az olan alisverisler icin bu yontem ideal. Bu sistemi Turkiye'de kullanabilir miyiz? Neden olmasin?

Bu arada yollar hep agaclarla cevrili. Yesilin kendini gosterdigi bir yer burasi. Ev de 2 katli, 5-6 odali, 3 banyolu mustakil bir ev. Garaji ve bahcesi de var. Klasik Amerikan evi. Filmlerdeki gibi.

Bu arada ben hayli yorgun hissediyordum kendimi. Ibrahim kardesim sagolsun bir seyler hazirlamis yedik, muhabbet ettik. Yatsi namazlarimizi kildik. Sonrasinda istirahate cekildim.

Havaalaninda

Esselamu Aleykum ve Rahmetullah

2 Ekim saat 04:00 gibi Ataturk havaalanina vardik. Internetten check-in yaptigim icin sira beklemeden bagajimi teslim ettim elhamdulillah. Ailemle vedalasma zamani gelmisti. Ayrilmak ne zor oldu ne de kolay cunku tatli bir ayrilik, manali, guzel bir ayrilikti. Veda mektubu yazmistim. Mektubuma guzel kokular surup zarfladim ve ayrilmadan hemen once anneme verdim. Artik ailemle aramda bir bant vardi, ayrilmistim. Pasaport kontrolune girdim ve onumdeki 20 metreyi defalarca arkama donup el sallayarak tamamladim.

Ucus

KLM ile once Hollanda'nin Amsterdam sehrine uctum. Ucak kucuk ve biraz da eski bir ucakti. Amsterdam'da indigimde Atlanta'ya giden kapiyi buldum ve benimle ayni ucaga binecek olan bir suru zenci cocuk gordum. Dogru kapida bekledigimi anladim cunku Atlanta'ta cok zenci varmis. Rabbim hepsinin gonlune hidayet nuru nasib etsin, amin.

Simdiki ucak guzel bir ucakti. Uzun bir yolculuk olacakti. Yerimi bulup oturdum cam kenarina. Beklemeye basladim ve biri yanimdaki koltuga oturdu. Selam vermedi Hi da demedi. Biraz bekledikten sonra `Did I say you hello` dedim. Oylece tanismaya basladik Mike ile. North Carolina'ya gidecekmis. Araba tamiri isi ile ugrasiyormus. Aslen bir Alman.

Ilerleyen dakikalarda icecek ve yemek servisi basladi. Icecek olarak elma suyu istedim ve icinde haram bir madde olabilir mi diye kutusunu okumak istedim. Sagolsunlar cok kibarlar hemen kutuyu verdi. Bilmedigim bir maddeden %1 oraninda vardi lakin koruyucu gibi bir seydi sanirim. Ardindan yemek servisi basladi. Kirmizi et ve tavuk servisi idi. `Do you have muslim meal?` dedim. Siparis ettiniz mi? dedi. Sanirim bileti alirken belirtmemisiz. Onemli degil ben yemesem de olur dedim. Icine sinmemis olacak ki vejeteryan yemegi getirdi. Allah hidayet versin. Bu arada Atlantic okyanusunu geciyorduk. Aradan saatler gecmesine ragmen bir vakit namaz bile kilmadim halbuki yatsinin vakti bile girmisti Turkiye'de. Atlanta'ya vardigimda henuz ogle namazinin vakti girmisti. Havaalaninda cok fazla guvenlik kontrolu oldu. Hepsinden problemsiz gectik. Sakal vs. hic sorun olmadi, zaten nasil sorun olabilir ki??? Chapel nerede dedim gorevlilere. Chapel burada butun dinlerin ibadet yapabildigi kucuk bir odaydi. Yerini buldum ama abdest almam gerekiyordu. Bir tane Amerikan askeri gordum. Dedim abdest alicam ibadet etmek icin, nereden alabilirim? Restroom denen lavabolarin yerini gosterdi. Abdestimi aldim ve namazimi eda ettim elhamdulillah.

Bavullarim en son kontroldeydi. Bavullarima ulasmak icin atladim metroya 6 durak sonraki T kapisina gittim. Orasi hem baggage claim hem de karsilama yeriydi. Beni bekleyenleri arama firsatim olmamisti ama baktim ki bagajlarin orada Turk'e benzeyen bir kardesim bekliyor. O bana bakmiyormus gibi yapiyor ben de ona bakmiyormus gibi yapiyorum. Komik bir gulumseme belirdi yuzunde sanirim bekledigi kisi oldugumu anladi. Bilal bey?? dedi. Evet dedim valizleri alip gittik.